• BIST 107.303
  • Altın 152,986
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 12 °C

Erkek Eşcinselliği Anneden mi Babadan mı Geçiyor?

Erkek Eşcinselliği Anneden mi Babadan mı Geçiyor?
Eşcinsellik genetik mi öyküye bağlı bir olgu mu? Bu tartışmalar sürerken İtalyan araştırmacılar erkek eşcinselliğinin annelerin, X-kromozomlarında "eşcinsel erkek genleri" taşıdığını iddia ediyor...

Kadın eşcinselliğinin açıklanması çok daha karmaşık bir mesele olmakla birlikte, yapılan araştırmalar erkek eşcinselliğinin doğuştan, değiştirilemez ve güçlü biçimde genetik etki altında olduğunu gösteriyor.

Eşcinsel erkeklerin kadınlara ilgisinin azlığı göz önünde tutulduğunda, bu genin bir kuşaktan diğerine ne şekilde aktarıldığı, bir başka deyişle eşcincel erkeklerin neden tükenmediği sorusu akılları kurcalıyor.

Yıllardır yanıtlanmaya çalışılan bu konuya, yeni sonuçlanan bir araştırma son noktayı koydu.

Khaber.com.tr'nin haberine göre İtalya’nın Padova Üniversitesi’nden Andrea Camperio Ciani ve arkadaşları, eşcinsel erkeklerin anne ve teyzelerinin, bu özelliği göstermeyen erkeklerin anne ve ana tarafından akraba kadınlardan daha fazla çocuk doğurduklarını anlaşıldı.

Bu sonuçlar, erkek eşcinselliğinin kalıtımsal temelini açıklamakta giderek kabul gören “dengeli seçim hipotezi” ni destekliyor.

Dengeli seçim hipotezi, erkeklerde eşcinselliğe neden olan genetik faktörlerin, aynı zamanda bu erkeklerin anne ve anne tarafından akraba kadınlarda döllenmeye yatkınlığı belirleyen genler olduğunu kabul eder. Bu kadınlardaki “eşcinsel erkek genleri” ifade edilmemekle birlikte, doğan çocuklara aktarılır.

EŞCİNSEL ERKEK GENİ X-KROMOZOMUNDA

Henüz kimse bu genlerin DNA üzerinde bulundukları yeri bilmemekle birlikte, Camperio Ciani ve arkadaşlarının gen modellemesine göre, en azından biri, X-kromozomunun üzerinde.

Bilindiği gibi erkekler, sadece bir tek X kromozomunu alırlar. Annelerinden geçen bu X-kromozomu, erkeklerde eşcinselliği, kadınlarda döllenmeyi körükler. Geni taşıyan erkek, eşcinselliğe yönelirken, annesi ve anne tarafından akraba kadınlar da çok sayıda çocuk sahibi olurlar. Eğer anne X-kromozomu üzerindeki bu geni kız çocuğuna aktarırsa, çocuk eşcinsel olmaz, ama oğullarına bunu aktarabilir.

Akla gelen bir diğer soru, “eşcinsel erkek geni”nin kadınları döllenmeye nasıl daha yatkın hale getirdiğidir. Camperio Ciani ve arkadaşlarının son araştırması, bu soruya bilimsel yanıt arayan ilk çalışma.

DOĞURGAN KADINLAR EŞCİNSEL ERKEK GENİ TAŞIYOR

Daha önce İtalyan araştırıcılar, “eşcinsel erkek geni”nin androfiliye, bir başka deyişle erkeklere olan yönelime yol açtığını ileri sürmüş, bu geni taşıyan erkeklerin eşcinsel, kadınların ise ilişkilerinde daha rahat olduğu sonucuna varmıştı. Camperio Ciani ekibi, eşcinsel ve heteroseksüel erkeklerin anne ve anne tarafından akraba kadınlarından 161’ini inceledikten sonra hipotezlerinde değişikliğe giderek, “eşcinsel erkek geni” taşıyan kadınların, erkeklere ilgisinin değil, erkeklerin onlara olan eğilimini artırdığı şeklinde yorumladılar.

Camperio Ciani yaptığı açıklamada, “Yüksek üreme, yani daha fazla çocuk sahibi olma, cinsel ilişkiden zevk almak ya da kadınların erkeklerle ilişkilerinde daha rahat olması anlamına gelmez. Kadınlarda rastladığımız androfilik özellikler, en sağlıklı erkekleri seçebilecek biçimde üreme gücünün artışıdır” dedi.

Camperio Ciani göre, “Eşcinsel erkeklerin anne ve teyzeleri, heteroseksüel olanların anne ve teyzelerinden bazı açılardan daha avantajlı. Örneğin jinekolojik hastalıklar daha az görülüyor, daha çabuk gebe kalıyor, gebelikleri sırasında daha az sorun yaşıyor; daha dışa dönük, keyifli ve rahat; aile yaşamları daha sakin ve huzurlu, anksiyete düzeyleri düşük. “

Araştırma sonuçları, Sexual Medicine (Cinsel Tıp) adlı derginin gelecek sayısında yayınlanacak.

Erkek ve kadınların cinsel yönelimleri konusunda araştırmalarıyla bilinen Cornell Üniversitesi’nden Gerulf Rieger, “Eşcinsel yönelimi etkileyen pek çok parametre bulunur. Ana karnında karşılaşılan kimi hormonlar gibi, bazı çevresel etkilerin bile erkek cinselliğini şekillendirmede işlevi olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla bu karmaşık gerçeği, tek bir gene ya da gen grubuna bağlamak doğru olmaz.” şeklinde konuştu. (KHaber.com.tr)

Bu haber toplam 14944 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim