• BIST 89.573
  • Altın 146,325
  • Dolar 3,6382
  • Euro 3,9067
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 15 °C

Toplumsal Ahlâk Sorunu

Toplumsal Ahlâk Sorunu
Prof. Dr. Ramazan Altıntaş Yeni Ümit dergisinde giderek yozlaşan toplumsal ilişkileri "Toplumsal Ahlâk Sorunu" başlığıyla islami perspektiften değerlendiriyor.

Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Altıntaş Yeni Ümit dergisinde giderek yozlaşan toplumsal ilişkileri "Toplumsal Ahlâk Sorunu" başlığıyla islami perspektiften değerlendiriyor. Prof. Dr. Ramazan Altıntaş Yeni Ümit dergisinde ki makesinin ayrıntıları şöyle:

Son yıllarda ülkemizde ahlâkî ve millî değerler alanında bir yozlaşma ve savrulmanın yaşandığına şahit oluyoruz. Ahlâkî değerlerde meydana gelen bu yozlaşma, her şeyi mubah sayan bir zihniyetin oluşumuna ortam hazırlıyor. Kitle iletişim araçlarından ve çevremizde olup-bitenlerden öğrendiğimiz kadarıyla, ülkemizde gün geçtikçe suç işleme oranlarının arttığını görüyoruz. Özellikle kapkaççılık, cinsel tâciz, adam öldürme, cinayet, yaralama, hortumculuk, ailelerde parçalanma, adam kaçırma, toplumun sağlığını bozma girişimleri, trafikte kural ihlâlleri yaparak kazalara sebep olma, rüşvet verip-alma, uyuşturucu madde kullanma, haksız kazanç vb. gibi suç türlerinde önemli artışlar söz konusudur. Suçlular çalıp-çırpmakla kalmıyor, yaralama ve öldürme gibi masum ve suçsuz insanların canına kasteden davranışlar sergiliyorlar. Elbette bu içtimâî suçların sebepleri araştırılmalıdır. Eğitimsizlik midir, işsizlik midir, gelir dağılımındaki adaletsizlik midir? Aile hayatındaki çözülme midir? Ahlâk eğitiminin yetersizliği midir? Televole ve magazin programlarının tesiri midir? Her neyse sosyal çözülmeyi hızlandıran sebepler, mutlaka giderilmeli, meselenin çözüm yolları aranmalıdır.

Elbette devlet, vatandaşlarının suç işlemelerini önlemek için, suç kontrolünde etkili bir mekanizma olan kanunî tedbirleri alacaktır. Acaba sadece kanunî tedbirler, ferdî ve içtimâî suçları önlemede ne derece başarılı olur? Sosyal bilimcilerin yaptığı ilmî araştırmalara göre, dinin/dindarlığın suç üzerinde azaltıcı tesirinin olduğu bir gerçektir. Bu tespit, her din için geçerlidir.1 Çünkü her dinde, adâlet, merhamet, şefkat, sevgi, hak-hukuk, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, canlıların masumiyeti, her can taşıyan varlığın korunması, insana verilen değer, paylaşma gibi erdemler dindarlık derecesine göre ferdin iç dünyasında şekillenir, gündelik hayat da buna göre mânâlandırılır. Hele hele, İslâm’da ferdin dindarlığı, hayatın bütün alanlarına yansıyacak boyuttadır. Bu da İslâm’ın kapsamlı bir şekilde hayatı anlamlandırma projeksiyonundan kaynaklanır. Kur’ân’da, hukuk düşüncesinden önce ahlâk düşüncesi üzerinde durulur. Bundan dolayı hukukî boyut, imanî ve ahlâkî temeller üzerine örgülenmektedir. Meselâ, fuhuş, zina, yetim malı yemek haramdır hükmü; “...zinaya yaklaşmayın”, “yetim malına yaklaşmayın”2 şeklinde ifade buyrulmuştur. Ayrıca içki, kumar gibi fert ve toplumun akıl, ruh ve beden sağlığını bozmada birer araç olan davranışlardan caydırmak için önce, ‘bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz’, ‘bunlar size Allah’ı unutturur da aranıza düşmanlık ve kin salar’ şeklinde işin ceza boyutundan önce ahlâkî boyutuna dikkat çekilir.3 Yine Kur’ân’da verilen pek çok örnekten birisi de, duydukları zaman insanların sevmeyeceği bir çeşit yargısız infaz türü olan kötü zan ve gıybet gibi davranışlara karşı tedbir almak için; ‘birbirinizin kusurunu araştırmayın’, ‘biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mı?’4 gibi uyarılarla ahlâkîliğe vurgu yapılır. Çünkü yerleşik bir ahlâk telâkkisi olmadan, kanunî tedbirler suç işlemede istenen düzeyde caydırıcı olmayabilir.

Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi yolsuzluk, usulsüzlük, adam kayırma ve rüşvet gibi hak-hukuk ihlâlleri maalesef ülkemizin değişmeyen gündem maddeleri arasındadır. Herkes temiz toplumdan bahsediyor; ama neredeyse hiç kimse “Böyle bir toplum yapısını yeniden nasıl inşâ edeceğiz?” sorusu üzerinde ciddi anlamda fikir üretmiyor. Elbette bu işin kanunî, sosyolojik boyutları vardır. Fakat bütün bunların üstünde, ahlâkî-dinî boyut gelmektedir.

Bilindiği gibi ‘ahlâk’ kavramı; seciye, huy, tabiat anlamlarına gelir. İnsan, iyi ve kötü yargısına ahlâkî bilgi ve duyarlılık sonucunda ulaşır. Bütün semavî dinler, “iyi insan” yetiştirmek için gelmişlerdir. Bu mânâda son din olan İslâmiyet’i tanımlamak gerekirse, “iyi insan yetiştirme projesi” denilebilir. Yine bütün dinlerin dünyaya yönelik bir yüzü vardır. Bu sebeple İslâm’da münzevî hayat hoş görülmez, rasyonel ahlâk anlayışı öne çıkarılır. Çünkü insan, Allah’ın kendisinden beklediği sorumlulukları, içtimâî hayatta yaşayarak davranışlarıyla bizzat gösterecektir. Şu şartla ki İslâm, toplum içinde yaşamayı her fırsatta teşvik etmiş, münzeviliği de topluma daha faydalı olma istikametinde dolma, şarj olma süreci olarak görmüştür. Dolayısıyla “temiz toplum”, o toplumu oluşturan fertlerin bulunduğu konuma göre sorumluluk duygusu taşımalarıyla gerçekleşebilir. Bu sorumluluğun din ve ahlâkla desteklenmesi gerekir. Yoksa bu sorumluluk duygusu her zaman için suiistimal edilebilir, kötüye kullanılabilir. Zaten yolsuzluk da, kamu gücünü şahsî çıkarlar için kullanma davranışı olarak tanımlanamaz mı? Nitekim İslâm hukukunda “raiyyet üzerine tasarruf maslahata menuttur” prensibi vardır. Yani kamu imkânları insanlığın hizmetine, maslahatına kullanılmak üzere idarecisinin tasarrufuna verilmiştir. Herkes kendi gücüne göre hak-hukuk ihlâlleri yapıyor. Hâlbuki hukuku, ayakta tutan unsurlardan birisi de din fikridir. Din, hukuk ve ahlâk kurallarını iyi dengelemek gerekir. Zîrâ dinî düşüncenin zayıfladığı toplumlarda hak-hukuk fikri yara alır. Kur’ân’a göre, insan gizli-açık yaptığı bütün davranışlardan mes’uldür.5 İslâm insanın bütün davranışlarını Allah’a itaat ve ibadet fikri altında birleştirir; hukuk ve ahlâk ayrımı yapmaz. Meselâ, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak vb. gibi fiiller Allah’a karşı vazifelerimiz kapsamına girmesi sebebiyle başta ahlâkî-dinî alana, sonra da kamu alanına aittir. İslâm, insana bu fiilleri ihlâl ettiği takdirde, kamu vicdanında muhakeme edilmeden önce ferdin kendi vicdanında muhakeme etmesi gerektiğini öğretir. Bunun yolu da fert ve toplumu ahlâkî değerler alanında eğitmekten geçmektedir.

Eğitim, ferdin davranışında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir.6 Bu tarifte de görüldüğü gibi eğitim, belli bir süreci izleyerek ferdin davranışlarını belli maksatlar doğrultusunda değiştirmeyi hedefler. Bu değişimi eğitim yoluyla sağlama konusunda çağımızın bir âliminin görüşü şu şekildedir: “… tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler, ‘Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme.’ Yani, ‘Fıtratını değiştir’ gibi, zâhiren onlarca mâlâyutâk bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki, ‘Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını değiştiriniz’; hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.” Anlayabildiğimiz kadarıyla eğitim istidat ve kabiliyetlerin faydalı alanlara kanalize edilerek inkişaf ettirilmesi meselesidir.
Dolayısıyla, ülkemizin en büyük problemini, “içtimâî ahlâk sorunu” olarak tanımlamak mümkündür. Millet olarak “temiz toplum” yapısını oluşturmada tepeden tırnağa ahlâkî anlamda bir arınmaya ihtiyacımız vardır. Bu sebeple Kur’ân’da insan, sadece ferdî değil, topyekûn içtimâî mânâda da arınmaya çağrılır.7 Bu arınma faaliyeti, toplumun en küçük birimi olan aileden başlamak suretiyle toplumun bütün kesimlerine yayılmalıdır. Zîrâ iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak görevi, sadece ferde ait değil, topluma yüklenen bir sorumluluktur da. Bu mesuliyet şuurunun temelleri önce ailede atılır, sonra da okul hayatında şekillendirilir.

Bilindiği gibi çocuk gözlerini aile içinde dünyaya açar. Aile, ferdin doya doya mensûbiyet duygusunu içselleştirdiği ve sosyalizasyon sürecine katıldığı bir ortamdır. Dolayısıyla, çocuklar ilk eğitimlerini aile ortamında yaşayan büyüklerinden alırlar. Çocukluk dönemi bir çeşit alıcı olma dönemidir. Çocuklar ailede gördüklerini gündelik hayatlarında taklit etmeye özenirler. Bu sebeple aile, “değerlerin” çocuklara aktarıldığı önemli bir aracı kurumdur. Aile toplumun bir çekirdeği ise, ilk önce temiz toplumun tohumları ailede atılacak demektir. Anne ve babaların bu noktada çok dikkatli olmaları gerekir. Uyarı, uygulama ve anlatımda doğru örneklerle başlar. Sözgelimi, eğer çocuğumuzun namaz kılmasını istiyorsak, önce biz büyükler kılmalı; eğer çocuğumuzun yalan söylemesini istemiyorsak, öncelikle biz büyükler yalan söylememelidir. Eğer biz, çocuklarımızın sigara, içki, kumar ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmalarını istiyorsak, öncelikle bu kötü alışkanlıklardan biz yetişkinlerin uzak durması gerekir. Yine eğer çocuklarda yardımseverlik duygularını geliştirmek istiyorsak, kapımıza gelen ihtiyaç sahiplerine veya sosyal yardımlaşma ve dayanışma gibi sivil toplum kuruluşlarına para ve yiyecek vermek gibi işleri onlara yaptırmalıyız. Böylece çocuklarımıza paylaşma alışkanlığını kazandırmış oluruz. Çünkü her türlü dinî davranış çocukların saf ve temiz ruhlarında derin izler bırakır.

Ailede verilen din ve ahlâk eğitiminin, çocukların gelecekteki dinî hayatlarını şekillendirdiği ilmî bir hakikattir. Evde okunan Kur’ân, İlâhi, mevlit, besmele, hamdele, yemekten sonra yapılan bir dua, görerek ve yaşanılarak kazanıldığı için çocukların zihin ve gönül dünyalarına tesir etmekle kalmaz, geleceklerini de şekillendirir. Ayrıca onlarda sevimsiz bir davranış gördüğümüz zaman, kızmadan, kazanmayı gaye edinip, sevgi ve hoşgörü temelli bir yaklaşımla uyarma yoluna gitmeliyiz. Bu konuda Hz. Peygamber’den şöyle bir uygulama aktarılır. Sahabeden Rafi b. Amr anlatıyor: “Henüz çocuk iken bir hurma ağacını taşlıyordum. Beni Hz. Peygamber’e götürdüler. O, şöyle buyurdu: ‘Yavrucuğum, hurmayı niçin taşladın?’ Ben, yemek için, deyince, Allah’ın elçisi: ‘Yavrum, bir daha hurmayı taşlama, altına düşenlerden ye.’ buyurdu ve sonra da başımı okşayarak; ‘Allah’ım! Bu yavrunun karnını doyur.’ diye dua etti.” 8 Bu hâdisede de görüldüğü gibi Hz. Peygamber, sevgi ve hoşgörü ile hareket etmiş, yanlış bir davranışı alternatifler göstermek suretiyle kızmadan düzeltme yoluna gitmiştir.

Gençlerin şahsiyet ve karakterlerinin şekillendiği çok önemli hayat duraklarından biri de okuldur. Eğitimciler, genellikle 14–24 yaş gruplarını şuurlu öğrenme çağı olarak kabul ederler. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin akıl, ruh ve beden açısından sağlıklı yetişmelerine, dolaylı olarak da temiz toplumun oluşumuna katkıda bulunmak adına eğitim kurumlarında da din ve ahlâk eğitimine ciddi mânâda önem verilmelidir. İnsanın hayatını mânâlı bir hâle getirebilmesi için, aşkın bir varlığa bağlanması kaçınılmazdır. Ekmek gibi, hava gibi, su gibi inanma da insan doğasının ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Özellikle din psikolojisi alanında yapılan çalışmalar, dinî inancın doğuşla birlikte varolduğunu göstermektedir. Dinî istidat ve kabiliyet insanın özünde mevcuttur. Bunu en iyi anlatan dinî terim, fıtrattır. Fıtrat, en geniş mânâsıyla, insanın gerçeği kabul ve idrak etme kabiliyetidir. İnsanoğlu bu gezegende varolduğu sürece din de varlığını sürdürecektir. Dolayısıyla, doğru kaynaklardan beslenmiş olan dindarlık, içtimâî hayatta aynı zamanda ‘temiz toplum’ oluşturmanın taşıyıcı unsurlarının başında gelir. Sağlıklı din eğitimi alan nesiller, temiz toplum hayatının öncü ve aktör konumunda bulunan model oluşturucu şahsiyetleridir.
Özellikle içinden geçtiğimiz tarihî kesitte niçin “din ve ahlâk” eğitimi önemlidir?

İçinden geçtiğimiz modern zamanlarda; ahlâkî, imanî ve millî değerleri tahribi hedefleyen akımlar, gençlerimizin inanç dünyalarında tamiri güç problemlerin doğmasına ortam hazırlamakla kalmamakta, bu tehlikeler gençlerimizi doğrudan hedef almaktadır. İşte bu tehlikelerden birisi içki, madde kullanma ve sigara bağımlılığı gibi bedeni kirletmeye yönelik gayretler; diğeri ise, tanrıtanımazlık, evrim, satanizm, misyonerlik, reenkarnasyon, hurafe vb. gibi zihni kirletmeye yönelik gayretlerdir. Günümüzde hem bedenî hem de zihnî kirlenme, gençlerimize yönelik tuzak durumundadır. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin ruh ve beden açısından sağlıklı yetişmelerinde, aile ve eğitim kurumlarına büyük vazifeler düşmektedir. Maalesef ülkemizde sigaraya başlama yaşının 10’a, alkole başlama yaşının 13’e inmesi, ayrıca, alkol tüketiminde ülkemizin dünyada üçüncü sırayı alması, trafik kazalarının % 40’ının alkol kaynaklı olması, geleceğimiz açısından korkunç bir yıkımdır. Bu sebeple son on yılda akciğer kanseri ve kalb hastalıklarının üç katına çıkması ve erken yaşta ölümlerin artması, bunun en açık göstergesidir. Dünyada her 13 saniyede bir kişi, ülkemizde ise yılda 250.000 kişi sigaradan ölmektedir. Yapılan araştırmalarda, Türk gençliğinin sigara ve madde bağımlılığına düşmesinde; arkadaş çevresi, merak, denetimsiz internet-kafe ortamları, gencin psikolojik problemleri, bazı televizyonlarda neşredilen gayrıahlâkî diziler, özendirici televizyon yayınları, özellikle de fonksiyonsuz aile yapısı, ailenin çocuğuna karşı ilgisizliği, ailede şefkat eksikliği ve ihmal edilme gibi sebeplerin tesirli olduğu anlaşılmaktadır. Gençliğimizin akıl, ruh ve beden sağlığını korumada etkili bir din ve ahlâk eğitimine ihtiyaç vardır.

Sonuç olarak; ailede başlatacağımız ferdî telkin temelli ahlâk eğitimi, ilerleyen yıllarda, özellikle okul hayatında, şekillendirici bir boyut kazanmalıdır. Meselâ, yalan söylememek, kopya türü bile olsa hırsızlık yapmamak, millet malını korumak, insan haklarını her şeyin üstünde tutmak, farklı görüş ve düşüncelere tahammül göstermek, dâima adalet ve hakkaniyet ilkelerini gözetmek, haram ve helâl sınırlarını korumak, büyüklere saygı, küçüklere şefkat ve merhamet göstermek, doğruluğu temel ilke edinmek vb. ferdin bütün hayatı boyunca taşıyacağı evrensel ahlâk kâideleri okul çağında kazandırılmalıdır.

Bu güzel ahlâkî değerlerle donanan gençler, istikbalde sorumluluk üstlendikleri zaman temiz bir toplumun hayatiyet bulmasına büyük katkı sağlayacaklardır. Bütün bu güzelliklerin kalıcılığı gençlerin Allah’a hesap verme duygusu ile yetişmelerine bağlıdır. Allah’a ve âhiret gününe inanan, her bakımdan yaşantısını örnek kabul ettiğimiz Hz. Peygamber’in hayat tarzını tanıyan bir kimse; iyiliklerin ve güzelliklerin taşıyıcısı, kötülüklerin ve çirkinliklerin engelleyicisi olur. Eğitim sistemimizi baştan aşağı toplum ahlâkına katkı yapacak şekilde yenilemek suretiyle içtimâî ahlâk krizini aşabiliriz.

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş / Yeni Ümit Dergisi

Cumhuriyet Üniv. İlâhiyat Fak. Öğrt. Üyesi
raltintas@yeniumit.com.tr


Dipnotlar
1. M. Halife, “İslâm’da Suç Eğilimine Karşı Koruyucu Bir Mekanizma Olarak Dindarlık”, (çev. M. Kayani), İslâmî Sosyal Bilimler Dergisi, 1994, s.2, ss. 12.
2. İsra 17/32, 34.
3. Maide 5/90-91.
4. Hucurat 49/12.
5. Maide 5/44.
6. S. Ertürk, Tutum ve Demokrasi, Ankara, 1981, s. 12.
7. Bakara 2/222.
8. Ebû Davud, Sünen, “Cihad” 94; Tirmizî, Sünen, “Buyu” 54; İbn Mâce, Sünen, “Ticaret” 67.

Bu haber toplam 5866 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim