• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C

Bağımlılık Bir Beyin Hastalığıdır!

Psk. Özlem KANDEMİR

İnsanlar, tarih boyunca keyif verici ama aynı zamanda zararlı ve yasadışı maddeleri kullanagelmişlerdir. İnsanlığın en büyük sınavlarından biri olsa gerek, bu maddeler keyif verici oldukları kadar insan hayatını tehdit ve tahrip edecek boyutta zararlıdırlar


Bağımlılık hem biyolojik hem sosyal hem psikolojik temelleri olan, zorlantılı bir şekilde madde arama ve kullanma ile karakterize, kronik ve tekrarlayıcı bir beyin hastalığıdır. Aslında temelde beynin haz merkezindeki kimyasalların artış hızı ve bunun sonucunda bu bölgenin disfonksiyonel hale gelmesi gibi basit açıklamayla ifade edebileceğimiz bağımlılık hastalığı; ABD ve Batı toplumları kadar artık bizim toplumumuzu ve çocuklarımız tehdit eden kocaman bir canavar olarak içimizde yaşıyor. Ne kadar görmezden gelmeye çalışırsak çalışalım, ne kadar bizden uzak olduğunu düşünürsek düşünelim aslında bağımlılığa giden yol son derece kaygan bir zemindir. Kimse ben uyuşturucu maddeye ya da kumara bulaşmam dememeli, sadece merak etmek ve denemek; bağımlılığın kaygan zemininde kendinizi bulmanız için yeterli olabilir. Ne kadar zamanlı bağımlı hale gelinir sorusuna yanıt vermek ise o kadar kolay değildir. Bağımlılığın ne hızda gelişeceği birçok etmen tarafından belirlenmektedir. Genetik yatkınlık (yani ailede var olan bağımlılığın kalıtımsal olarak geçişi), kişinin kendi biyolojik özellikleri, sosyal çevre ve diğer psikolojik faktörlerin de dâhil olduğu birçok etmen bağımlılıkta rol oynar.

Tüm uyuşturucu/uyarıcı maddeler potansiyel olarak zarar vericidir ve kullanımları ile ilişkili olarak yaşamı tehdit edici olabilirler. Bu maddelere karşı bireysel duyarlılıklar da söz konusudur. Bir kişi birkaç kullanımdan sonra bağımlılık belirtileri göstermezken, bir diğeri bağımlılık belirtileri gösterebilmektedir. Bir kişinin nasıl tepki vereceğini önceden kestirmenin bir yolu bulunmamaktadır.

BAĞIMLILIĞA ZEMİN HAZIRLAYAN DİSFONKSİYONEL AİLE YAPILARI

1.      Kaotik ve Travmatik Aileler: Çocuğun ilgi, sevgi, şefkat görmediği; fiziksel ve psikolojik şiddetin yaşandığı, kavga ve gürültünün eksik olmadığı ailelerdir. Bazılarında babanın ya da birinci dereceden yakınların yoğun alkol/madde kullanımı vardır. Bu ailede genellikle eve ve çocuğa hem madden hem manen ilgisiz bir baba ile ondan beklediği manevi desteği hiçbir zaman göremediği için depresyona girmiş bir anne vardır. Böyle bir ailede yetişen çocukta ciddi güven problemleri vardır, temelde kendine ve çevresindeki hiç kimseye güven duyamazlar. Ya çok korkak ve pısırık ya da çok isyankar ve agresif olarak hayata tutunmaya çalışırlar. Psikolojik gelişimindeki aksaklıkların neden olduğu boşlukları alkol ve madde ile doldurma yanılgısına düşerler. Alkol ve madde adeta bir “benlik yaması” görevi görür. Madde kullanarak duygusal boşluğunu, sıkıntısını, huzursuzluğunu çaresizce yenmeye çalışır. Ama gittikçe maddeler arasında geçmeye, miktarları arttırmaya başlayarak bağımlı hale gelir.

2.      Mükemmeliyetçi Aileler: Dışarıdan bakıldığında son derece ilgili, fedakar ve çocuğun üzerine titreyen bir anne-baba görünümü vardır. Anne-babanın çocuktan beklentileri çok yüksektir. Çocuğun başarıları hiçbir zaman yeterli görülmez. Doğrudan ya da imalarla çocuğa hep “yetersiz olduğu” empoze edilir. Onlar “tek istediklerinin çocuklarının iyiliği olduğunu ve onu teşvik etmeye çalıştıklarını” düşünürler. Ailesini hiçbir zaman mutlu edemediğini hisseden çocukların bazıları özellikle ergenlikle birlikte baş kaldırarak ailenin söylediklerinin tam zıttını yapmaya başlarlar. Hatta bunlardan bazıları adeta “intihar bombacısı” gibi kendini kötü durumlara sokma pahasına aileyi cezalandırmaya çalışır. 

3.      3. Disiplinsiz Aileler: Bu tarz ebeveynlerin en büyük hataları çocuklarının arkadaşı olduklarını düşünmeleridir. Oysa çocukların okulda ve sokakta yeterince arkadaşı vardır zaten, onların arkadaştan ziyade anne-babaya ihtiyaçları vardır. Çocuğu ile arkadaşlık ilişkisi kuran ebeveynler sağlıklı bir disiplin ortamı oluşturamazlar. Aslında yaptıkları olumsuz davranışlardan dolayı çocuklarına kızarlar, hatta bazen çok kötü şeyler yapmakla tehdit bile ederler. Ama asla fiili tavır koyamazlar. Çocuklarının yaptığı her olumsuzluğun sonunda onların arkasını temizleyerek ona yeni fırsatlar verirler. Oysa sağlıklı bir ailede “şefkatli bir disiplin” bulunması şarttır. Ebeveynler ve çocuklar arasında sınırların bulunması da önemlidir.

4.      Alkol kullanımını teşvik eden aileler: Bazı ailelerde alkol kullanımı günlük hayatın bir parçası gibidir. Akşamları stres ve yorgunluk atmak, herhangi bir zamanda dinlenmek ya da eğlenmek için alkolün sıklıkla kullanıldığı ailelerde yetişenler için alkol çok sıradan bir şeydir.  Oysa araştırmalar göstermektedir ki, alkolle tanışma yaşı ne kadar küçük olursa bağımlılık geliştirme riski de o kadar yükselmektedir. 

5.      Çatışmalı Aileler: Bu ailelerde anne-baba arasında çatışma vardır. Hiçbir konuda birlik ve tutarlılık gösteremezler. Kronikleşmiş çatışmalarını çocuklar üzerinden yaşamaya devam ederler. Birbirleriyle verdikleri mücadelede çocukları kendi yanlarına çekmeye çalışırlar. Bunun sonucu olarak aile içinde sağlıksız koalisyonlar oluşur. Sağlıklı bir ailede anne ve baba koalisyon içinde olmalıdır. Bunun terine ebeveynler çocuklarla ya da çocukların biriyle koalisyon içine girerse, aile içinde sağlıklı bir disiplin kurulamaz. Bazen ebeveynlerden biri aşırı sert davranırken diğeri aşırı toleranslı davranır. Bu tarzdaki ailelerde de çocukların ve gençlerin yanlış tutumları pekişerek devam eder, onlara sağlıklı sınırlar konamaz.

Aile, gencin değerler sisteminin oluşmasında önemli bir yere sahiptir. Anne-babalar çocuklarına doğru-yanlışı, sorumluluklarının gelişmesini, kendilerine zarar verici davranışlardan korumalarını öğretmelidir. Bunu yaparken onlara güvenli bir ortam sağlamalı, ancak bazı sınırlamaları olduğunu da göstermelidir.

Bu yazı toplam 4769 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
PSK. Özlem KANDEMİR
2012-01-02 22:47:26
yorumlara cevap
Yapılmış olan yorumlardaki bilgi eksikliğini esefle karşılayarak, bir bağımlılık danışmanı olarak yardımcı olmak isterim. Tüm tıbbi ve psikolojik literatürü taradığınızda bağımlılığın biyolojik-sosyal ve psikolojik bir hastalık olduğu bilgisi ile karşılarsınız ve tüm bağımlılık tedavi ve rehabilitasyon programları bu bilgiye dayanılarak yapılandırılır. Bu konuda sağlıklı ve aydınlatıcı biligiye ulaşabileceğiniz en güçlü kaynak olarak da DOç. Dr. Ayhan KALYONCU'nun Plastik Düşler adlı kitabını öneririm. Saygılar...
SİNAN DAL
2011-12-29 08:12:53
ALTYAPI ZAYIF
ARKADAŞA KATILIYORUM HERKES KAFASINDAN YAZABİLİYOR MU BU ŞEKİLDE ÇOK ŞAŞIRDIM KÖŞEM OLSA DOĞRU YANLIŞ KAFAMA GÖRE YAZABİLİYOR MUYUM?
ALİ GENÇ
2011-12-27 12:01:50
HATIRLATMA
Bağımlılık bir hastalık değildir hanımefendi, alışkanlıktır. Çok sık kullanılan nesneler eşyanın tabiatı gereği önce piskolojik, sonra fiziksel alışkanlığa gönüşür. Durduk yere gelişmez, sık tekrarla gelişir. Organizma bu sık kullanıma alışkanlık yönünde uyum tepkisiverir. Adı üzerinde zaten hastalık değil, bağımlılık kavramı kullanılır. Bunu tıp kesimleri bile böyle görürken sosyal bir bilimci olarak sizin bunu bu ağızla ve sırf kulaktan dolma bir sığ bilgiyle ele almanızı teessüfle karşılıyorum.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim