• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 18 °C

Tripoli söylentileri veya evrensel yalnızlık

Mehmet ASLANOĞULLARI

THY uçağında seyahat eden yolcuların yarısından fazlası Libya, Cezayir, Fas ve muhtemelen diğer bazı Afrika ülkelerine seyahat edenlerden oluşuyordu. Bunun dışında kalanların çoğu ya Türkiye asıllı ya da Libyalı olup ta iki ülkede çalışanlardı. Muhatap olduklarımsa beni de kendileri gibi mühendis, vinç operatörü, müteahit v.b işler yapan inşaat şirketlerinin çalışanı sanmışlardı. Yanımda oturan ve fiziksel görüntüsüne, psiko-sosyolojik tavırlarına rağmen yaş otuz beş şiirindeki adam olmadığını esin perisinin fısıldadığı ve ilk cümlesiyle Doğu Anadolu bölgesinden olduğu anlaşılan inşaat şirketi çalışanı tuvalet bahanesiyle izin isteyerek ve yanımda uyumakta olan adamı da-galiba oldukça rahatsız ederek-koridordan uçağın arkasına doğru giderken hosteslerin yan bakışlarına maruz kalıyordu. Tuvaletten döndüğünde üzerine aldığı giysi bunca yıllık sigara keşliğime rağmen bana bile epey cefa edici gelen bir sigara kokusuydu.  Meğer tuvalette sigara içmişti. –Ben, diyordu mühendis yol arkadaşı, ayda en az üç dört kez uçarım ve sigara içmeden yapamıyorum, bu yüzden kalkıştan bir iki saat sonra tuvalet bahanesiyle sigara içmeye çıkıyorum. Uçak tuvaletlerinde sigara içmek yasak değil mi, soruma önemli olanın dumana duyarlı bölümü kapatmak olduğunu, bunu da ıslatılmış bir mendille yaptığını söylüyor. Adı Mehdi olan arkadaş Ramazan ayında olduğumuzdan Libya’da orucu nasıl yiyebileceğinin planlarını yapıyor.

Bu esnada yan bakışlarından söz ettiğim hosteslerin aslında hiç te uçan memeli olmadıkları, gökyüzünde uçan nezaket, kibarlık, hizmet ve pilota hizmet abideleri olmadıkları da hayrete düşürücüydü. Öyle ki Frenk mukallitliğinden ötürü batı ülkelerine güle oynaya, raks ederek ve büyük keyif alarak uçtuklarını zannettiğim bu postmodern Izaura’lar söz konusu destinasyon Arabia olunca kafesinden çıkmak için can atan Libyalı genç kızın değerli varlıkları gibi Arap ve Türk yolcuları mahzenlerindeki tüm komplekslerin nesnesi haline getirmişlerdi. Kızmalar, sesini yükseltmeler, dudak bükmeler görülmeye değerdi. Yolcuların halini deruhte etmeye çalışsanız kendinizi her an İş Bankası şubesindeki mütekebbir dişi memureye meramını anlatmaya çalışan devlet memuru sanabilirdiniz.

Uçak havaalanına indi. İlk koridordan epeyce yol aldıktan sonra işaret görmemeye başladığımda ileride bekleyen memur mu polis mi asker midir nedir bilmediğim amcaya bagajları nereden teslim alabileceğimizi Britanyaca sorduğumda eliyle sol tarafı işaret ederek ‘ecnebi’ diye seslendi. Ecnebi derken kastettiği şeyin ecnebiler bu taraftan olduğunu anladım. Ama ilk kez birinin bana ecnebi diye hitap etmesi prima şaşırtıcı oldu. Anlaşılan Anadolu Müslümanlığı Afrika’da pek para etmiyordu!

Havaalanını boy boy süsleyen tek şey Kaddafi posterleriydi demek yalan olur, ilk posterinin yanında bedevi karakterinin klişe giysisi boy gösteriyordu. Sadece gözleri açıkta bırakan ve başa örtülen giysi zahir ülkenin sembolü sayılabilecek bir görünüm arz ediyordu. Gırnata* kadar olmasa da Batılının otantik dediği vasıflara ziyadesiyle sahipti. Vahşilik, kontrol edilemezlik, gizem, hırsızlık, çöl, çölsel yalnızlık, bitimsizlik ve vahdet-i vücud’u anımsatan bir özelliğe haiz otantik çöl insanının fotoğrafizasyonu şeffaflık örneği kılınmaya çalışılan Türkiye’den çok uzakta olduğumu barizce hissettiriyordu. Oldukça yalnız hissettim. Ama o zamanlar henüz olası ne işim vardı benim buralarda sitemini düşünmemek için şartlanmış olduğumdan çevremi tanımaya çalışıyordum. Havaalanı tıpkı ülkenin bağımsızlık sembolü bayrağı gibi yeşil ve sadece yeşil olduğundan askerde sivil hayata başladığında yeşili hayatından sileceğini söyleyen arkadaşlarımı düşünmeyi bırakarak  ‘İrlanda’da yeşillik bıktıracak tonlara sahiptir’ diye yazan ekşisözlük yazarının yalancı olduğunu düşünmeye bile başladım.

Yok bunlardan söz etmek gibi bir niyetim yoktu. Ama yabancı dil olarak İngilizce ve İtalyanca bildiği söylenen Tripolililer iletişim mahrumu olduklarını, konuşmayı sevmediklerini, merak duygusunu yitirdiklerini, bilinmeyene duyarlı olmadıklarını, rahat olduklarını, günde iki kez uyuduklarını ve en çok değer verdikleri şeyin rahatları ve uykuları olduğunu daha önce söylemiş olsalardı kalem kağıda sarılmanın alemi olmayacaktı. Buradaki İrlandalılar mı dediniz onlar da asırlık yalnızlıklara milenyum katmeri katacak derecedeydiler diyeyim ki inanılır olsun. Külli birlik, çöl ve evrensel yalnızlığın çölle alakadar olmadığı sırrı dökülüyordu ortalığa. Ne mental ne de psikolojik bir çöl algısı vardı zihnimde ama işte burada önümde Türk öğretmenlere kampanyayla satılan toşiba marka bilgisayarın başında parmak uçlarımı klavyeye dokunmak zorunda bırakan evrensel bir teklik ve yokluk duygusu vardı ve bu hissiyat Amerikalardan hissiyat terennüm eden ağlamaklı adamın bahsettiği şeye benziyordu galiba. Yani daha doğrusu buna sevk eden itici güç kullanılan kelimenin hissiyat oluşuydu, yoksa aynı durumu pek ala duygu sözcüğüyle ifade etmek te olasıydı, neden ihtimal dâhilinde olsun ki?

Karelia Royal adlı Yunan sigarasından bir dal daha çıkararak yakmama neden olan etken Latif’in İtalyan kolonizasyonuna karşı savaşan en büyük liderlerin içerisinde Ömer Muhtar’dan daha büyükleri olduğunu söylemesiydi. Tarih kitaplarıyla arasının pek te iyi olmadığını söyleyen-iddia eden?-Latif’in bu bilgisi aile söylencelerine dayanıyordu. Çöl Arslanı’nın Anadolu ve Doğu’nun Ortası’nda bunca bilinmesini hakkında yapılan filme bağlasak ta şaşırtıcı olan ülkenin koğuş ağası konumundaki Çavuş’la aynı yerde doğmuş olmalarıymış. Güneydoğu ile aynı ada müsemma Siirt’te doğan Çavuş ta Ömer Muhtar ile komşu köylerde doğmuş ve Ömer Muhtar’ı bunca bilinir yapan etken de buymuş. Latif’in konu buralara gelince gözlerinin nemlenmesi hikmet ve bilgi sevgisi ehli için oldukça anlamlıydı. Ve bu anlamı daha da mealli hale getiren saik söz konusu şaşırtıcı iddianın babalardan duyulmuş olmasıydı. Konuşmanın bu arada kesilmek durumunda kalır gibi olması ve Latif’in sessiz iç çekmeleri diğer liderlerin başlarına pek te iyi şeyler gelmediği şüphesi doğuruyor ama sükût etmek gerekiyor…

*Tropik meyvelerden imal edilen buzlu içecek

Bu yazı toplam 2466 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
ilkay
2007-10-24 12:40:08
Analiz...
Yazarın ifadelerinde diri bir hicran yalnızlığı var. Dinamik bir ayrılık ve lirik söylenceler önplana çıkmış. Daha periyodik metin çalışmaları sayın Aslanoğullarının kalemini dahada güçlendirecektir. Yazıdaki en önemli özellik konu bütünlüğünden kopukluk yok. Söz imgeleri naturalist bir anlayışla yazıda işlenmiş ancak yazının bütününde sensualist bir bakış açısını görmek mümkün. Bu bakış açısında gazalinin sadeliğini görmek mümkün.
Duman
2007-10-24 12:36:07
Cümleler uzun
Başarılı yazarların en karaktersitik özelliği kısa cümlelerle derin düşünceleri aktarırlar. Yazarın ifadelerindeki coşkuyu görmemek mümkün değil. Kalemi güçlü. Ancak bazı cümleleri bir paragraf kadar uzun. Buna rağmen ne yalan söyleyeyim bu sitede haz alarak okuduğum yazılardan biridir. İçerikten ziyade basit bir anının betimsel estetiğidir bana haz veren.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim