• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 0 °C

Şizofreni ve Epigenetik

Prof. Dr. Nurettin BAŞARAN

Çok eskilerden beri, şizofreninin ya da genel olarak psikiyatrik hastalıkların kalıtsal kökenli olmasına karşın çevresel komponentin de önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Nitekim, okuyucularımın hatırlayabileceği üzere,  ben de bu köşede; Genler, Mevsimler ve Psikiyatrik Hastalıklar (26 Mart 2007), Bipolar Bozukluk: Kalıtsal Hastalık(mıdır?)(10 Eylül 2007) ve Aldığımız Bitkisel Besinler ve Genlerimiz (21 Kasım 2011) başlıkları altında üç yazı yazdım. Bu yazılarda vurgulanmaya çalışılan  ortak özellik, bu tür hastalıklarda, yani mental sorunlarda kalıtsal miras esastır, fakat bu kalıtsal mirasın harekete geçmesi için uygun bir çevresel iklimin oluşması gerekmektedir. Diğer bir deyişle, psikiyatrik hastalıkların ortaya çıkabilmesi için kalıtsal yapının çevresel koşullarla desteklenmesi gerekmektedir.

Konuyu tekrar gündeme getirmemin nedeni ise şizofreni ve bipolar hastalıkların oluşmasına epigenetik faktörlerin neden olabileceği şeklindeki yeni bir yayının yapılmış olmasıdır [Human Molecular Genetics, 2011;20(24):4786-96]. Araştırmacılar, majör psikozlardan olan ve geleneksel olarak kalıtsal ve çevresel risk faktörlerinin ortaya konması için çalışılan  bipolar ve şizofreni hastalıklarıyla ilişkili epigenetik değişiklikleri araştırmak üzere 22 çift tek yumurta ikizini incelemişlerdir.

Bilindiği gibi, tek yumurta ikizleri kalıtsal olarak birbirlerinin, tabir yerinde ise tıpkıbasımıdır. Yani, monozigotik ikizler taşıdıkları genler itibariyle birbirlerinin kopyasıdır ve o nedenle araştırmacılar, sözü edilen psikozların etiyolojisini ortaya koyabilmek amacıyla bu tür ikizleri araştırmaya almıştır. Teorik olarak ikiz eşlerinden birisinde şizofreni varsa diğerinde de olması gerekir. Fakat araştırma sonuçları böyle olmamıştır. Genler bakımından birbirinin aynısı olan ikiz eşlerinde, genlerin aynı olmasına karşın yüzde 20’lere kadar varan metilasyon değişiklikleri saptanmıştır. Metilasyonlar normalde genlerin kendilerini ifade etmesini durdururken, demetilasyonlar genlerin tekrar kendilerini ifade etmelerine olanak sağlar, yani bir anlamda anahtar görevi görürler. İşte, genlerin bizatihi DNA dizisinde herhangi bir değişikliğe neden olmazken nasıl aktifleşeceğini dikte ettiren bu kimyasal değişiklikler epigenetik değişikliklerdir.

Araştırmada, şizofreni ile ilişkilendirilen ST6GALNAC1 geninde yüzde 20’ye varan metilasyon farkı saptanmıştır. Daha önce de bipolar hastalıkla ilişkilendirilen GPR24 geninde de keza metilasyon farklılığı saptanmıştır. Aynı şekilde, ZNF659 geninde aşırı metilasyon şizofreni ile ilişkilendirilirken, düşük metilasyon da bipolar hastalıklı kişilerde saptanmıştır.

Özet olarak söylenecek olursa; şizofreni ve bipolar hastalıklarda epigenetik faktörler hastalığın oluşmasında primer rol oynamaktadır.

Biraz da şu epigenetik faktörler konusuna değinmek istiyorum. Zira işin içerisine evrim konuları da girmeye başlamış durumdadır. Onun için konuyu biraz genişleterek ele almakta yarar olacağını sanıyorum.

 Önce birkaç tanımla işe başlayalım: “Gen ekspresyonuna dayanan kalıtsal bilgi epigenetik olarak sınıflandırılır.Bu, genetik bilginin aksine gen dizisi ile ilişkili değildir.” Başka bir deyişle, “Gen fonksiyonlarında   meydana gelen mitotik ve/veya mayotik, kalıtsal değişimlerdir ve DNA dizisinde meydana gelen değişimlerle açıklanamazlar.” Diğer bir tanım: “Epigenetik değişimler genlerin   sessizleşmesine (silencing)  neden olurlar. Bu da geni inaktive edici bir mutasyon veya delesyon gibi genetik  bir mekanizmayla eşdeğerdir. Ancak epigenetik değişimler geri dönüşümlü oluşları ve DNA’nın baz dizisinde bir değişime neden olmamaları gibi özellikleriyle genetik değişimlerden ayrılırlar.” Tanımlamalar bu noktaya gelince, Lamarck’ın “Bir kimsenin ömrü boyunca kazanmış olduğu özellikler kendi çocuklarına da geçebilir.” şeklinde özetlenebilecek teorisi Dawkins tarafından yeniden gündeme taşınmıştır: “The selfish gene.” Bu epigenetik bulgular sonucunda “Darwin’in yeniden yazılması: Genetik olmayan yeni bir kalıtım” (Rewritting Darwin: The new non-genetik inheritance). Şu bilgiler sonucunda Tel Aviv Üniversitesinden Eva Jablonka’nın dediği gibi, kalıtım ve evrim hakkındaki tüm söylemler değişecek gibi görünüyor. Konuya ilişkin kesin ve objektif bir yargıya varabilmek için bir süre daha beklemek  akıllıca olacaktır.

Yeni bir konuda buluşuncaya  kadar esen kalın, sağlıklı kalın.

Bu yazı toplam 4507 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim