• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 5 °C

Siyasette kriz yönetimi

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Sayın Başbakan'ın “Velev ki...” sözü ile doğaçlama başlayan süreç muhtemel fayda ve tehlikeler ihtiva ediyor.

Krizin çözümünü sabote etmek isteyenler ve krizden beslenenler bu süreçte daha da görünür hale gelecektir.

Kriz tehlike durumlarına bir cevaptır. Istırap ve sıkıntı veren bir durumdur. Kişi huzursuzluğunu gidermek için kuvvetli tepkiler verir. Krizden önceki ruhsal denge durumuna dönme amaçlanır. Kişi huzursuzluğu gidermek için uyumsuz tepkiler verirse kriz daha da yoğunlaşır. Geriletici, yıkıcı ve psikolojik bütünlüğü bozan tepkiler kişinin akıl sağlığının bozulmasına neden olur.

Kriz bir insanın nasıl psikolojik bütünlüğünü tehdit ederek ıstırap verirse toplumun yaşadığı kriz de ülkenin bütünlüğünü tehdit eder.

Bugün Türkiye'nin yaşayacağı siyasal bir krizin ve iktidar boşluğunun sonucu önceki  krizlerden daha farklı olur. Jandarmadan Emekli Albay bir arkadaşımın Güneydoğu'yu kaybettik ben bölüneceğimizi düşünüyorum dediğinde inanmak istemedim.

Emekli Jandarma Albay arkadaşımın gerekçesi şu idi: Güneydoğu'da halkın çoğu sistemin onaylamadığı partilere oy veriyordu. Biz değişemeyeceğimize göre bölünmek kaçınılmazdı. Özeleştiriden yoksun, empati içermeyen bu ifadeler krizi büyüten bozuk uyum tepkisiydi.

Başörtülü gençlere uygulanan ayrımcılığın giderilme çabalarının krize dönüştüğünü görüyoruz. Türkiye’nin bugün yaşadığı kriz dördüncü irtica dalgasıdır ve rüzgarı dışardan uluslararası komitelerden almaktadır. 1960, 1987, 1997 ve 2007. Aslında sistem krizi dalgası 2003 başlatılmıştı ama tek taraflı fedakarlıklarla öteleniyordu. Sorunun açık tartışma yöntemi ile çözülmemesi sakıncalı idi. Açık tartışma yerine üstünün örtülmesi ise gelecekte olacak bir krizi büyütme etkisi yapıyordu. Doğru olan tartışmanın açılması gereği idi. Daha fazla ötelemek çözümsüzlük ve belirsizlik doğruyordu. Açık tartışma sancılı olsa bile çözüm ürettireceği için fikrine güvenenlerin kaçmaması gereken bir yöntemdir. TBMM de toplum böyle güçlü temsil edilirken tartışmaktan korkmamalıyız. Sessizlik daha büyük krizdir.

Kriz tanımlaması

Krizi yaşayan insanlar; birinci evre hareketleri kısıtlanma dönemidir, ilerlemeyi ve yatırımı durdururlar, gerginlikler artar. İkinci evrede karışıklık dönemi vardır. Bu dönemde insanlar yardıma fazla açık değillerdir. Güven sorgulaması yaparlar, uyumsuz tepki verirler felaket (Katastrofik) davranışları sergilerler. Kavga ve çatışma çıkarırlar. Üçüncü evre belirsizlik dönemidir. Bu dönemde insan yönlendirilmeye ve propagandaya açıktır. Kolayca suç işleyebilir. Toplumda 6-7 Eylül azınlıklara yönelik eylemler ve 12 Eylül kurtarılmış bölgeler, çatışmalar ve ‘Aczimendi Olayları’ kötü niyetli kişilerce kolaylıkla icra edildiği örnekler olmuştur. Dördüncü evre güven artırıcı dönemdir. Korkular giderici ilişkilerin adımları atılır kriz yatışmaya başlar. İnanma ve güven sorgulaması nedeniyle taraflar birbirlerini test ederler. Sinirlendirecek, öfkelendirerek tehdit ve hakarette bulunurlar. Karşı taraf soğukkanlı davranış ve beden dili ile güven verirse kriz inişe devam eder.

Krizin inişe geçmesi için sözlerin etkisi %20, beden dili ve eylemlerin etkisi %80 dir. İyi niyet, içtenlik beden diline yansırsa ve karşı taraf açık ve net duruşunun ısrarla sürdürürse korku azalır.

Krizi azaltmada sorun çözme mekanizmasının temel ilkeleri şunlardır:

Birincisi: Evrensellik vurgusudur. Bu krizi ilk defa yaşamadıkları ve dünyada sadece onların yaşamadığını bilmeleridir.

İkincisi: Açık tartışmadır.

Üçüncüsü: Ümidi ayakta tutmaları ve geçmişte böyle krizleri aştıkları iyimser başarı örneklerini hatırlamalarıdır.

Dördüncüsü: Kabul edilme, farklılıkları tolere etmedir.

Böylece krizi sağlıklı bir şekilde aşarlarsa herkesin kazanacağı daha iyi bir zihinsel ve sosyal duruma ulaşılabileceği seçeneğini güçlendirir.

Eğer krizlere mantıksal çözümler bulunursa gelecek krizler için koruyucu kazanımlar elde edilmiş olur.

Kriz yönetiminin sabote edilmesi kriz karışıklığında taraflardan krizden çıkarı olanlar krizi büyütebilirler. Benzerlikleri değil farklılıkları konuşurlar. Ses tonlarını yükseltirler.

Bugüne gelirsek, bugün Türkiye'de bir iktidar boşluğu olursa güneyde komşumuzun ABD olması nedeniyle Güneydoğu'yu kaybetmemiz çok güçlü ihtimaldir.

Bugün Kürt ve laiklik meselesi etrafında gerilim birikmiştir. PKK, Kürt meselesinde gerilimi azaltıcı değil artırıcı şekilde davranıyor.

Diğer taraftan laiklik ekseninde biriken gerilimi ulusalcı ideolojide olanlar artırıcı davranıyorlar. 

İki başörtülü genç kız samimiyetsizlikleri yüzlerinden okunur bir şekilde Humeyni'yi sevdiklerini mi söylüyorlar? Atatürk'ü sevmediğini söyleyen genç kıza neden İran'da değil Kanada'da okuduğunu sayın Fatih Altaylı sormalıydı.

İki başörtülü genç kız ortalama dindar Türk insanını temsil edemez ve onların fikirleri Türkiye'de kabul göremez.

Radikal kişilikleri, belki de yetiştirilmiş kışkırtıcıları konuşturarak gerilimi artırmak gazetecilik başarısı değildir. Olsa olsa ‘Andıç Gazeteciliği’dir.

Türkiye'nin hiç kimsenin geri adım atmayacağı çatışma ve kriz yerine güven artırıcı dostluk duyguları geliştirici gazetecilik başarılarına ihtiyacı vardır.

O iki genç kız yeni Fadime Şahin olabilirler. Sevdikleri Humeyni değil kendi egolarıdır.

Öncelikle dindar insanlar onlara tavır koymalıdırlar.

Yaşadığımız krizin ajan provokatörlerce otoriter sapmaya dönüşmemesi için temel ihtiyaçlarımız özeleştiri, empati, birbirimizi anlamaya çalışmak ve diyalogdur.

Bu yazı toplam 1731 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim