1. YAZARLAR

  2. Servet Kızılay

  3. Siyasal ve Irksal Yapıların İnşâsında Dil Göstergesi
Servet Kızılay

Servet Kızılay

Yazarın Tüm Yazıları >

Siyasal ve Irksal Yapıların İnşâsında Dil Göstergesi

A+A-

 

Dil; gerek kültürle gerek etnikle alâkalı şeyler gündeme geldiğinde ilk vurgulanan, göze batan, merkezi bir yere oturur. Bunun başlıca nedeni, Uluslaşmayla birlikte ortaya konulan tanımlardan kaynaklanır. Dil,Ulus devletlerin ortaya çıkışlarında hem siyasal hem de ırksal yapıların inşâsında tahrif edilerek kullanmıştı. Dilin mahiyeti bakımından bir ‘dilailesi’nin ırksal ve kültürel bir karşılığa denk gelmeyeceği ve belirli bir dilin(meselâ; İbranice vb...) diğer dilleri meydana getiren neden olamayacağı açıktır fakat Ulus devletlerin büyük ölçüde ortaya çıkmalarına  neden olan şey, belirli bir dil olmuş gibi görünmektedir. Zirâ ‘Kitab-ı Mukaddes’in tercümesinden sonra onun diğer tarafları inşâ edilebilmiştir, Ulus devletler inşâ edildikten sonra tercüme zuhûr etmemiştir. Zaman bakımından birşeyden olma ,meydana gelme; asli bir neden olmasa bile bu münâsebette yakın neden olarak düşünülmesinin bir kıymet-i harbiyesi vardır.

Uluslaşmada dil, devletlerin belirli bir ‘iç’ konumlarına mâtûf şeyleri alâkadar eder yani türsel farklılaşmayı -diğer devletlere nisbetle- organize eder gibidir. Oysa ‘Kolonyalizm’de dil, Uluslaşmadan daha dolaysız olarak bir politik baskı aracıdır. Demek ki; dil,etnik yapılar sözkonusu olduğunda Uluslaşma vetiresinde; ‘aynılaştırma’nın, Kolonyalizmde ‘başkalaştırma’ (ve dolayısıyla muktedir olmanın) aracıdır.

Kolonyalizmde dil göstergesine baktığımızda evvela ‘Kolonyalist’ anlayışa zemin temin ettiğini düşündüğümüz ‘Din-dili’ne bakmak îcâb eder. Hristiyanlık bu ya da şu şekilde İsa’nin anadili olan Aramice’yi değil, Latince’yi (daha sonra yer yer Ulusal dilleri bunun yerine geçirmek sûretiyle) ‘Din-dili’ hâline getirmiştir. Yani ‘Din-dili’; siyasi hâle getirilmemiş, siyasal iktidarlığından dolayı ‘Siyasi-dil’ ‘Din-dili’ hâline sokulmuştur. Bu unsur, kolonyalist anlayışın temelleri hakkında ipuçları verebilir. Hâlbuki; Aramice uzun yıllarca bölgenin en yüksek ilmi ve politik yazışmalarda genelgeçer dili olarak kabûl edilmiştir. Bu dilin ortaya çıkarmış olduğu etkiler oldukça fazladır*. Kolonyalizm içinde dilin yayılışı da tuhaf resimler sunar. Bugün Afrikada ya da başka bölgelerde konuşulan Fransızca ve İngilizce, Fransa’daki ve İngıltere’deki insanların sayısıyla mukayese yapılmayacak kadar fazladır. Bunlar arasında öyle yerler vardır ki; artık “anadil”i Fransızca olmuştur. Sanırım kimse, bu insanların kendi hâllerine bırakıldığında fransızca konuşup yazacağını iddia edemez. Öteyandan Fransa ve İngıltere dışındakilerin Fransızların ve İngilizlerin ilmi, siyasi, ictimâi vb... kültürel ya da diğer taraflardan bir devamı oldukları da görülmemektedir. O hâlde ne Ulusmaşma ne de koloniyal hareketler sadece belirli bir dili kabûl ettirmek vasıtasıyla "kendilerinden olmayanları(başkalarını)" kendileri gibi yapabilmiştir. Mamâfih Uluslaşma,  'saf bir kendilik'(yekpare bir ulus); kolonyalist hareketler ise 'kendilerinden' yapmak için (yani; kendileri gibi konuşturmak-düşündürmek için) yola çıkmışlardı. Geçen bunca süre zarfında "anadilleri" Fransızca olan kolinilerin bile "Fransız" olamadığı ve kolonyalist merkezlerce "Fransız" sayılamadığı görülmüştür. Aynı şeyler İspanyolca ve İngilizce için de vaazedilebilinir. Mâdem ki aynı dili konuşmak, ne Uluslaşmanın iddia ettiği ‘saf bir kendiliği(yekpâreliği)’ ne de Kolonyalizmin iddia ettiği ‘kendindenliği’ yapıyorsa, o hâlde; dilin kendisi önesürülen uygulamalar, tezler, tanımlamalar için yeterli bir neden/koşul olamamaktadır fakat belirli bir dili konuşmadan belirli bir toplumdan nasıl bahsedilecek? Hem (belirli bir) dil ârızî birşey ise, o hâlde; neden politik baskıya mâruz herhangi bir şey gibi bu da politik bir baskıya mâruz kalmayacak? Bu durumda yerine ikame edilmesi istenen ‘yabancı dil’, ‘yerli dil’den neden evlâ olmayacak?...vb. Bu noktada dil göstergesinin; Uluslaşma, Kolonyalizm, Emperyalizm dahilinde değişik göstergeleri düzenlediği, değişik göstergeler tarafından düzenlendiğinin görülmesi gerek. Zirâ dil, bu değişik göstergeler dahilinde kendisi bakımından ele alınan  olunmamakta, başka şeylere nisbetle ele alınan olmaktadır. Bu cenâh ise birçok düzlemleri kapsamaktadır. Öteyandan kolonyalizm, siyasal hakimiyetleri ve baskıları nedeniyle belirli bir dilin geniş bir coğrafyaya yayılması ve oralarda tutunması gibi bazı sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu tür sonuçlar, -bilhassa siyasal hakimiyeti elde tutanlar açısından- bazı düşüncelere varılmasını telkin eder. Meselâ; 'siyasal hakimiyetin her şeyi değiştirmeye dönüştürmeye muktedir olduğu, kavimleri istediği biçimde şekillendirebileceği’ vb...  gibi. Bu, bir anlamda doğrudur. Busebeble İbni Haldun "Yenilen kavimlerin yenenlerin giyim- kuşam, yeme-içme, sanat vb..gibi şeyleri taklid edeceklerini” beyân etmekle isabet buyurmuştur fakat başka bir anlamda bu yanlıştır, zirâ burada yakanın yananla, yakabilenin  yanabilenle münasebetinden gayrı durumlar rol oynar.

Dil göstergesi, etnik yapılar arasında farklılıklar keskinleştirilmek istendiğinde de mühim rol oynar. Meselâ; IX.yüzyıldan beri Berberi’lerin dili hakkında yapılan çalışmalar gibi. Buradaki maksad, dilin ve dile bağlı olan şeylerin ortaya çıkarılışı değil, bilakis bundan hareketle  cografyadaki çatışma alanlarının derinleştirilmesidir.

Tarihi perspektife bakmışken Osmanlının o cografyadaki dilsel münasebetine bakmak gerek. Şimdi umûmîyetle ‘Osmanlının o bölgede (ve başka bölgelerde) onca uzun yıllar hüküm sürmesine karşın Araplara ya da bölgedeki insanlara Türkçe’yi bilmeye zorlamadığı, bunun nerdeyse bir zaafiyet olduğu’ düşünülmekte yahut nasıl olur da bir devletin onca seneler oralarda kalmasına rağmen bunu yapmadığı anlaşılmamaktadır. Evvelâ; şayet ‘Din-dili’ Kolonyalizmle aynı olmuş olsaydı, Osmanlının onları ‘Türkçe’ zorlamasından daha evvel Osmanlının ( ya da diğerlerinin) İslâma duhûl etmesiyle  Arapça’nın bilinmesinin zorunlu olması gerekirdi. Böylelikle tıpkı Fransızca konuşan Magrib’in durumuna benzer birşey zuhûra gelecekti. O hâlde; ‘Din-dili’nin ‘ilimdili’ ya da ‘ibadetdili’vb...şeyler olması; dil göstergelerinin Uluslaşmada, Kolonyalizmde ve Emperyalizmde göstermiş olduğu durumlarıyla karıştırılmaması gerekir. İkinci olarak; bu görüşü savunanlar meseleye biliçli ya da bilinçsiz kolonyalist anlayış çerçevesinde yaklaşıp analiz etmektedirler ve bu oldukça yanlıştır. Zirâ bu tür görüşler, sadece dil hakkında değil Tarih hakkında da yanlış hüküm vermelerine neden olmaktadır. Sonra bu tür görüşler, Cumhuriyet İdeolojisinin de dil hakkındaki duruşunu yansıtmaktadır. Zirâ Cumhuriyet İdeolojisi gerek ‘Kürtçe'ye gerekse diğer etnik dillere karşı hem Uluslaşmadan hem de Kolonyalizmden teşşekkül bir aradurumun gösterdiği refleksleri vermektedir. Binaenaleyh bazen bu bazen şu, bazen de hem bu hem şu olan siyasi uygulamaları ve düşünceleri dayatmaktadır ve onun altında yaşayan gerek yanında gerek karşısında duran ferdlerini de hataya düşmeye zorlamaktadır.

...........................................................................................................................

* Aramice'den bahsetmişken Christoph Luxenberg (?)'ın üçüncü baskısı 2007'de yayımlanan " Kur'ân'ın Süryani-Aramice Okumatarzı : Kur'ândilinin Şifresinin Çözümüne Mâtûf Bir Katkı " adlı eserine değinmek istiyoruz. Yazara göre şimdiye kadar  Kur'ân dilini açıklamaya mâtûf çalışmalar, İbranice'den ve diğer kaynaklardan ziyadesiyle yararlanmıştır fakat Kur'ân dilinin inşâsında diğerlerinden daha merkezi ve hayati bir konum işgal eden Süryani-Aramice hesaba katılmamıştır bu da Kur'ân dilinin "gaib ifadeleri" ni anlamakta büyük hataya yol açmıştır. Aramice, Kur'ân’ın anlaşılmasında en mühim kilit olarak vaaz edilir. Eser umûmî olarak bakıldığında kendisinden evvel aynı mevzûda çalışmalar yürütmüş olan büyük şarkiyâtın- mesela; Theodor Nöldeke gibi- gösterdiği muvaffakiyeti “siyasi” kaygılarından dolayı gösterememiştir. Oldukça kaba hatalar ve tartışmaları barındırır. Bununla birlikte Eserin Teoloji alanına mühim katkılar yapacağı muhakkaktır. Eserin tercümesiyle bu katkıya daha geniş ölçüde ulaşılabilir. Buradaki kısa değinimiz, eser hakkında hakiki bir takdir olmayacağı açıktır. Bundan dolayı etraflı bir yazıya gereksinim vardır.    

Bu yazı toplam 3901 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.