• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 5 °C

Psikolojik Dayanıklılık ve Travma Sonrası Gelişim

Doç. Dr. Tayfun DOĞAN

Olumsuz yaşam deneyimleri ve travmalar hayatın doğal getirileri olarak karşımıza çıkmaktadır. Az veya çok, küçük ya da büyük bu tür olumsuz deneyimleri ya da daha ileri boyutta travmatik olayları, her birey yaşamında tecrübe etmektedir. Bu tür durumlara karşı pozitif psikolojinin yaklaşımı nasıl olmalıdır? Travmatik olaylar pozitif psikoloji içerisinde nasıl yer bulmalıdır?

İnsanlar yoğun stres yaratan olumsuz bir deneyim yaşadıklarında ya da travmatik bir olaya maruz kaldıklarında, üç tür tepkide bulunmaktadırlar: (1) travmatik olaya yenik düşme, (2) psikolojik dayanıklılık, (3) travma sonrası gelişim. Örneğin, önemli, ölümcül bir hastalığın teşhisi gibi durumlarda, insanların % 5’i ile % 35’inin bu duruma yenik düştüğü sonucuna ulaşılmıştır (Kangas ve ark.,; Cordova, 2008). Pozitif psikoloji bu durumda şu soruyu sormaktadır: Geriye kalan % 65’lik ya da % 95’lik kesim ne yapmakta ve söz konusu olumsuz yaşantı ile nasıl baş etmektedir?

Pozitif psikolojinin bu soruya cevabı, iki başlık altında ele alınabilir: Psikolojik dayanıklılık ve travma sonrası gelişim. Psikolojik dayanıklılık(resilience), psikolojik sağlamlık ya da kendini toparlama gücü gibi farklı isimlerle ele alınmaktadır. Psikolojik dayanıklılık, bireyin yaşadığı olumsuz olaya karşı esnek olması, yaşadığı olumsuzluktan çıkabilmesi ve kendini toparlayabilmesi olarak tanımlanabilir. Psikolojik dayanıklılığı yüksek olan bireyler üzerinde yapılan çalışmalar, bu bireylerin öz-saygı, öz-yeterlilik ve sosyal destek düzeylerinin yüksek olduğunu göstermektedir. Bunların dışında, yumuşak başlılık, esneklik, içten denetimli olma, alternatif bakış açılarına sahip olma, iyimserlik ve dini inançların güçlü olması gibi faktörler psikolojik dayanıklılık gösteren bireylerde görülen özellikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Psikolojik dayanıklılık düzeyi düşük olan bireylerin özellikleri olarak ise, yoksulluk, düşük sosyo-ekonomik düzey, olumsuz ve yetersiz aile ilişkileri ve anne-babanın eğitim düzeyinin düşük olması gibi faktörler olarak görülmektedir. Pozitif psikoloji açısından bakıldığında, psikolojik dayanıklılık ile ilgili sevindirici haber, psikolojik dayanıklılığın geliştirilebilir bir değişken olmasıdır.

Yaşanan travmaya verilen bir diğer tepki biçimi ise, travma sonrası gelişimdir.Yaşanan travma sonrası bireyler, bu olumsuz yaşantı sonucunda yenik düşüp, travma sonrası stres bozukluğu yaşayabilirler. Bunun dışında, yaşanan travmaya bir anlam yükleyerek, yaşanan bu olumsuzluktan sonra gelişim de gösterebilirler. Travma sonrası yaşanan gelişimleri beş kategoride değerlendirebiliriz: Bunlardan birincisi, kişisel anlamda meydana gelen değişim ve gelişimlerdir. Travma sonrasında ayakta kalabilen kişiler, kendilerini daha güçlü, daha doğal, canlı, mütevazı, insancıl ve özel olarak tanımlamaktadırlar.

İkincisi ise, kişilerarası ilişkilerde meydana gelen değişim ve gelişimlerdir. Buna göre, travma sonrasında bireyler, aileleriyle ve çevresindeki bireylerle daha yakın ilişkiler içinde olduklarını ve yakınlaştıklarını ifade etmektedirler. Ayrıca dostluk ve arkadaşlık gibi değerlere daha çok önem verdiklerini belirtmektedirler.

Travma sonrasında gelişim sağlanan alanlardan üçüncüsü ise, hayatın değeri ve yaşamın anlamı ilgilidir. Travma sonrasında bireyler, hayat felsefelerinde değişiklik yaşamaktadırlar. Buna göre, travmayı atlatmış ve kendisini toparlayabilmiş bireyler, hayatta neyin daha önemli olduğu, günlerini nasıl ve kiminle geçireceği, sağlığın ve yaşamın önemi, fiziksel görünüş ve maddiyatın önemsizliği gibi konularda, travma öncesi döneme göre daha farklı düşünmeye başlamışlardır.

Travma sonrasında gelişim sağlanan dördüncü konu ise, yeni olanakları değerlendirme ile beraber, şimdi ve buradayı yaşama olarak ele alınmaktadır. Buna göre ise, bireyler travma sonrasında, zamanı daha iyi değerlendirmeye, yeni şeyler öğrenmeye ve kendisini geliştirmeye odaklanabilmektedir.

Beşinci ve son gelişim alanı ise, manevi ve ruhsal alanda meydana gelen değişimler ve gelişimlerdir. Buna göre, travma sonrasında bireyler, manevi ve dini yönelimlerde bulunabilmekte ayrıca minnettarlık (şükran) davranışlarında artış görülebilmektedir.

Sonuç olarak, pozitif psikolojinin travmatik olaylara yaklaşımı psikolojik dayanıklılık ve travma sonrası gelişim bağlamında ele alınmaktadır. Söz konusu bu yaklaşımlar ise, umut verici ve sonuçları itibariyle sevindiricidir. Her iki yaklaşımla ilgili yapılan bilimsel çalışmalar ve deneysel araştırmalar yüz güldürücü mahiyettedir.

Kaynak: Hefferon, K., & Boniwell, I. (2011). Positive Psychology: Theory, Research and Applications. Open University Press, NY.

Dr. Tayfun Doğan

Psikolojik Danışman

Bu yazı toplam 6402 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim