• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 0 °C

Hep Sahnede Olmak İsteyenler

Psikiyatr Dr. Alper Hasanoğlu

İstisnasız herkes onaylanmak, takdir edilmek ister. Bir çocuk anne-babasının gözünde önemli olabilmek için her şeyi yapmaya hazırdır. Ama anne-baba çeşitli nedenlerle her zaman ilgi gösterebilecek durumda olmayabilir. Bu küçük ihmaller çoğaldıkça, antenleri tahmin edemeyeceğimiz kadar duyarlı olan çocuğun gelecekteki ilişkilerinin çerçevesi de çizilmeye başlar. ‘Sana katlanamıyorum, benim için bir yüksün!’ mesajını alan çocukta, ağır kendilik değeri sorunlarının tohumları da atılmış olur. Hem kendisi hem de başkaları için bir fazlalık olduğu hissi yerleşir yüreğine.
Oysa çocuğun ihtiyacı ‘Sen önemli ve değerlisin; yanımda olmandan mutluluk duyuyorum!’dur. Bu olumlu aynalamayı yaşantılayamayan çocuk, reddedilme hissinin yarattığı ıssızlığa katlanamaz ve anne-babasının ilgisini, dikkatini çekebilmek için onları güldürmeye, oyalamaya, kısacası kendince ilgi çekici bir tiyatro oyunu sergilemeye çalışır.

* * *

Özellikle kız çocukları 3 yaşından itibaren babalarının tutumlarına, davranışlarına çok duyarlı hale gelirler. Daha da büyüdüklerinde yakınlaşma istekleri ve ihtiyaçları sonucunda ortaya çıkan çocuksu, erotik oyunlar babayı korkutabilir. Bu korku babanın kendini geri çekmesine neden olursa, kız çocuğu kendini birdenbire, özellikle yeni yeni ortaya çıkan kadınsı kimliği içinde reddedilmiş hisseder. Bundan sonraki hayatı boyunca cinselliğiyle, bir kadın olarak kabul edilmek ihtiyacını duyar. Anlayamadığı bir reddedilme korkusu içinde bedenini sergileyerek, çaresizce etrafa cinsel uyaranlar göndererek kendini sevdirmeye, dolasıyla kendini sevmeye çalışır. Yani sahneden hiç inmeyerek ya da inmemeye çalışarak...

Başkaları tarafından görülmeye, onaylanmaya bu kadar ihtiyaç duymak, alkole ya da bir maddeye bağımlı olmak gibidir biraz. Bağımlı kişi içsel bir sorunla yanlış araçlarla başa çıkmaya çalışır. Alkolle kendini uyuşturur örneğin. Sahnede kalmak isteyen ‘histerik kişilik’ de değersizlik, önemsizlik şemalarıyla başa çıkmak için yanlış yöntemlere başvurur. Dikkat çeken davranış biçimleri gösterir, abartılı mimiklerle ve yüksek sesle konuşur, yani neredeyse bir tiyatro oyunu sergiler. Tabii ki boşuna bir çabadır bu. Çok kısa bir süre için başarır da belki ve böylece bütün bu davranış biçimleri daha da güçlenerek devam eder. Gerçek bir bağımlılıkta olduğu gibi kontrolü kaybeder. Kendine zarar veren davranış biçimlerinden dolayı ıstırap çeker, ama bunları değiştirebilmek de elinden gelmez bir türlü.

* * *

Kökenine baktığımızda ‘histerik’ teriminin Eski Yunan’dan beri bilindiğini görüyoruz. Eski Yunan’da çoğunlukla yalnız yaşayan dul kadınların yakalandığı ruhsal bir rahatsızlık olarak bilinirdi. Rahmin, yeteri kadar spermayla beslenmezse bedenin içinde dolaştığı ve sonunda beyne yerleşerek hastalık belirtilerini ortaya çıkardığı düşünülürdü. Ortaçağ’da histerik belirtiler gösteren kadınların içine şeytan girdiğine inanılır ve cadı diye yakılırlardı. İlk olarak XIX. yy. sonunda Freud ve Breuer tarafından içsel çatışmalardan kaynaklanan ruhsal bir rahatsızlık olarak tanımlanmıştır.

Histerik kişilik yapısının en önemli yanı, kişinin ilişkilerdeki sorunlarının kendi davranış ve düşünüş biçimleri nedeniyle ortaya çıktığının farkında olmamasıdır. Sorunu esas olarak başkalarında arama eğilimindedir. İlişkilerinin bitmesinden sonra kendisine ya da yakınlarına şöyle söylenir çoğunlukla: ‘Hep yanlış erkeklere rastlıyorum’ ya da ‘Erkeklerin hepsi böyle’.

SORU & CEVAP

Soru: İnsan tekrar tekrar, yine, gene, bir daha aynı mıdır? Yedisinde neyse yetmişinde o mudur?
Yanıt: Çocukluğumuzda anne-babamızla olan ilişkilerimizde ortaya çıkan ve şema olarak adlandırılan belirli algılayış, düşünüş ve davranış kalıpları vardır. Bütün hayatımız boyunca ilişkilerimizdeki tutumlarımızı belirleyen bu şemalardır. Bu şemalar bebeklik ve çocukluk çağlarından itibaren aktif olduklarından, beyinde oluşan nörobiyolojik olarak aktif bir odak olarak düşünülebilir. Bu şemaların farkında olmayıp yaşananı doğal, normal ve bir karakter özelliği ya da karşımızdakilerin tutumu olarak değerlendirdiğimizde bunları değiştirmemiz mümkün olmaz ve bu kalıplar her ilişkide kendini tekrar edip durur. Bunların fark edilip değiştirilebilmesi zor da olsa mümkündür, ama yoğun ve emek isteyen bir psikoterapi sürecini gerektirir.

Psikiyatr Alper Hasanoğlu’na sorularınızı sorucevap@radikal.com.tr adresine gönderebilirsiniz

Bu yazı toplam 3372 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim