• BIST 82.300
  • Altın 148,195
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 0 °C

PSİKOTERAPİ VE YAZI

Psk. Dan. Yusuf BAYALAN

            Her şeyi anlatırken kullanır da yazıyı insan, yazıyı anlatacağı tuttuğunda neyi kullanacağını kestiremez. Tarifinden  zor kutsallığını anlamak. Yemin edenlerin en yücesinin neden yazıyı seçtiğini anlamak zor. Sadece bu bile insanı çaresizliğiyle, yani kendisiyle yüzleştirmeye yetiyor.

            Yazı kutsal; insan, en şereflisi tüm yaratılmışların. Yazı ve insan ilişkisi aslında, “kutsal” ile “eşref”in ilişkisidir.

            Yazı en temelde bir iletişim aracıdır. İletişim;  yani kendini karşı tarafa iletmek ve karşı tarafın sana ilettiklerine kendinde bir yer edindirmek. Kutsallığı belki de buradan geliyor; “En Ulu” olanın iletisinde bir araç olmasından. Getirenin kıymeti gönderenle ve  getirilenle  ilişkili değil midir zaten?

            Yaratılmışların en şereflisinin, özgürleşmek(özünü gürleştirmek) için girdiği meşakkatli yoldur psikoterapi. Yazmak, “insanın kendini yeniden inşa süreci”nde  “kutsal” olanı kullanmasıdır. Yazı ise, insanın özünde olanı kendine getirmesinde, kendi kuyusundan su çekmesinde kullandığı araçtır. Yazı bu önemli işlevini, düşünceyi, duyguyu, davranışı ve fizyolojiyi  damıtarak gerçekleştirir. Yazı ile insan, kendini biteviye tekrar etme durumundan, kendini gözleyen pozisyonuna geçer. Bu açıdan, insanın tek başına dahi olsa(terapi süreci haricinde) doğru sorular eşliğinde, kendine dönük yazması terapötik bir etki yaratır. Zaten tüm teorisyenler, bilgeler, arifler kendilerinden hareketle insanı ve insanlığı anlamaya çalışmış değiller midir?

            Yazı yaratıcı, farkındalık sağlayıcı ve özgürleştirici araç olmasının yanında kaygı verici de bir şeydir. Çünkü yazarken, yani kendi kuyunuzdan su çekmeye kalkıştığınızda ne ile karşılaşacağınız bir muammadır ve tüm muammalar anksiyete yağmurunu taşıyan kara bulutlardır. Genelde insanlar, bu kara bulutlarla yüzleşmemek için, başını gökyüzüne çevirmezler. Ancak bu şekilde davranmak kendini, yağmurun rahmetinden de mahrum etmek demektir. Oysa en çok ihtiyacımız olan şey belki de bu “rahmet”tir.

            Psikoterapide yazı, danışanlara ev ödevi/terapi çalışması olarak sunulur. Danışanlardan, bir günde yaşadıklarını, beli durumlardaki tutumlarını, tüm terapi sürecini vb. değerlendirmeleri. istenir. Terapi sürecine aktif katılanların bu süreci daha iyi işlettikleri dikkat çekicidir. Ancak yazı yazma konusunda bahane bulanların, özünü gürleştirmekten kaçmak için de çokça bahane ürettikleri görülebilir. Bu bahaneler arasında, kötü bir eş, kötü bir çocukluk, kötü yaşam şartları, kötü kader vb. yer alır. Tüm bu bahanelerin ortak özelliği ise kişinin “sorumluluk spotu”nu  kendisi dışındaki noktalara odaklamasıdır.

            İnsanın düşüncelerini yazılı halde görmesi, farkındalık sağlayıcı sonuçlar ortaya çıkartabiliyor. Diğer insanlarla iletişim kurarken yüzünün kızarması problemiyle terapiye gelen bir hanım, bu durumda en çok önemsediği şeyin  “yüzünün kızarması” olduğunu, diğer insanların kendisi hakkında ne düşündüğünün önemi olmadığını ifade ediyordu. Ancak, yazı aracılığıyla damıtılan düşüncelerin altında, yüz kızarıklığı, olması gerektiğine inanılan mükemmellik portresine atılan bir çizik olarak değerlendiriliyordu. O Türkiye’nin en prestijli okullarından birinde,  çok iyi bir bölümde okumuştu. O zaten örnek bir kızdı. O hiç hata yapmamalıydı. O hep en iyisi olmalıydı. Kısacası o “mükemmel”di ve öyle olmaya devam etmeliydi. O yüzden bu çizik halledilmeliydi. Bu farkındalık yaşandıktan sonra, yüz kızarıklığında çok önemi oranda azalma ortaya çıktı ve psikoterapi süreci çok farklı bir boyuta doğru yol aldı.

            Yaşadığı yoğun kaygı dolayısıyla ailesi tarafından terapiye getirilen danışanın bu, ÖSS’ye dördüncü girişi olacaktı. Aslında daha iyi puan alabilecekken yaşadığı kaygı, onun düşük puan almasına sebep oluyordu. İlk etapta kaygı, danışan tarafından nefret edilen, istenmeyen bir şeydi. Çünkü onu “hasta” ediyordu. Yaşanılan yoğun kaygı, danışanın deneme sınavlarından önce terapisti arama ihtiyacına sebep oluyordu.  Bu, sınavdan önceki son seanstı ve kaygı belirtileri en tepe noktasındaydı. Danışan, ayağının kendi kendine sallanmasını dahi kontrol edemiyordu. Bu benim açımdan da son derece zor bir durumdu ve yapabileceğim çok şey olmadığı düşüncesi beni ümitsizliğe sevkediyordu. Bu durumlarda en önemli yardımcım genelde “şimdi ve burada” yaşamak oluyor. Son bir değerlendirme yapmamız gerekiyordu:

T-     Sence bir öğrenci, olası hangi sebeplerden dolayı sınavı kazanamaz?

D- Hasta olması(danışanın sınava ilk girişinde ayağı tutmaz olmuştu), ders çalışmaması(danışan çok ders çalışıyordu),  kaygı yaşaması(danışan çok kaygılıydı), cevapları forma geçmesinde yanlış kodlama yapması, soruların çok zor olması vb.

T- Sen bu sebeplerden hangisi dolayısıyla  sınavı kazanamazsan eleştirilmezsin?(Danışan için eleştirilmek “korkunç bir şey”di. Bunu önceki seanslardan biliyordum)

D- Galiba hasta olursam ve kaygı yaşarsam.

T- Tahtadakiler sana ne ifade ediyor?(Yapılan değerlendirmeleri tahtada not alıyordum)

D- (Hayret eder bir şekilde) Ben bunları eleştirilmemek için mi yapıyorum?(Bu tepkiye birlikte ani ve beni de hayrete düşürecek bir şekilde danışanın ayak sallanması kesilmişti.)

T- Şu anda kaygın ne yoğunlukta?

D- Hiç kaygım yok. Allah Allah. Çok ilginç. Yani tüm bunları ben eleştirilmemek için mi yapıyorum?

T- Tahtada gördüklerin sana anlamlı geliyor mu?

D- Doğru. Galiba haklısınız. Eeeee(Gülerek) Ben şimdi eleştirilmemek için hangi bahaneyi kullanacağım?

.....

            Sınav sonrasında danışanım beni aradı; sınavının çok iyi geçmemesine rağmen kaygısının olmadığını söyledi. Bu durum bana, gerçeklik terapisinin “mazeret yok” ilkesini hatırlattı ve benim için bu ilkenin bir farkındalığıydı.

            Bu iki örnekte elde edilen sonuçlar yazı kullanılmadan da elde edilebilirdi belki de. Benim amacım, kendi kuyumuzdan(tabii danışanımızın da) su çekerken yazıyı kullanabileceğimize örnek göstermekti…

www.yusufbayalan.com

Bu yazı toplam 1186 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim