Kavgaların Altındaki Gizli Senaryo: Neden Hep Aynı Yerde Tıkanıyoruz?

Klinik Psikolog Serap Hanlar

Pek çoğumuzun evinde, akşam yemeğinden sonra ya da hafta sonu kahvaltısında aniden havayı ağırlaştıran o sahne çok tanıdıktır. Konu aslında son derece basittir. Belki marketten alınması unutulan bir ekmek, belki bir türlü planlanamayan o tatil, belki de sadece mutfak tezgâhında bırakılmış kirli bir bardak…

Konu değişiyor ama his değişmiyorsa, sorun konuşulan meselede değil; ilişkinin tekrar eden duygusal döngüsündedir.

Ama o an bir şey olur.
Bir bakış, bir iç çekiş ya da ses tonundaki o incecik keskinlik, fitili ateşler. Birkaç dakika içinde kendinizi hiç istemediğiniz bir noktada, kalbiniz hızlı hızlı çarparken ve o çok tanıdık öfke, kırgınlık ya da çaresizlik hissinin içinde bulursunuz.

Tartışma bittiğinde –genellikle bir taraf kapıyı çarpıp çıktığında ya da diğeri sessizliğe gömüldüğünde– kendinize şu soruyu sorarken bulabilirsiniz:
“Nasıl oldu da konu o bardaktan buraya geldi?”
ve daha da önemlisi,
“Neden biz her seferinde aynı yerde tıkanıyoruz?”


Aynı Konular Değil, Aynı Duygular Tartışılıyor

Çiftler çoğu zaman farklı konuları değil, aynı duygusal yarayı farklı şekillerde yeniden yaşarlar.

Sevgili okur, eğer bu sahne size tanıdık geliyorsa bilin ki yalnız değilsiniz. Uzun yıllardır danışmanlık odasında sayısız çiftin hikâyesine eşlik eden biri olarak şunu söyleyebilirim:
Çoğu zaman çiftler farklı konuları tartışmazlar; aslında aynı duygusal döngüyü, farklı senaryolarla tekrar tekrar yaşarlar.


Sahne Değişir, Senaryo Aynı Kalır: İlişkilerde Etkileşim Döngüsü

İlişkilerde adına “etkileşim döngüsü” dediğimiz bir durum vardır. Bunu görünmez bir dans pisti gibi düşünebilirsiniz. Bir müzik başlar (tetikleyici bir olay) ve her iki taraf da kendine has o adımları atmaya başlar.

  • Bir taraf müziğin sesini duyurmak için daha yüksek sesle adımlarını yere vurur
    (eleştiri, sitem, yükselen ses)

  • Diğeri ise ayağına basılmasın diye pistin en köşesine çekilir
    (sessizlik, kaçınma, geri çekilme)

Bu döngüde asıl mesele kimin haklı olduğu değildir.
Asıl mesele, her iki tarafın da o an kendini duygusal olarak güvende hissetmemesidir.

Bir taraf:

“Beni görmüyor, beni duymuyor, galiba artık değerli değilim”
diye hissettiği için sesini yükseltir.

Diğer taraf ise:

“Yine yanlış bir şey yaptım, asla yaranamıyorum”
diye hissettiği için kendini korumak adına içine kapanır.


Burada Çok Önemli Bir Gerçek Var

Bu döngüde kimse kötü niyetli değildir; herkes sadece canı yandığı için kendini korumaya çalışır.

Kimse partnerini üzmek için bu adımları atmıyor.
Aslında her iki taraf da o an bir hayatta kalma refleksi geliştiriyor.

  • Biri bağırarak: “Lütfen beni gör” diyor.

  • Diğeri susarak: “Lütfen daha fazla kavga etmeyelim” diyor.

Ama trajik olan şu ki;
birinin “gör beni” çığlığı, diğerine saldırı gibi,
diğerinin suskunluğu ise partnerine umursamazlık gibi yansıyor.

İşte kısır döngü tam burada başlıyor.



Bu Döngüyü Fark Etmek ve Kırmak Mümkün mü?

Döngü sihirle değil, farkındalıkla kırılır.

Bu düğümü çözmek bir anda olmaz; ama o görünmez dans pistini fark etmekle başlar.
Kendi döngünüzü anlamak için size üç yumuşak davet sunmak istiyorum.

1. Tetikleyici Anı Yakalayın

Kavganın en hararetli yerinde değil, ilk kıvılcımda durup bakmayı deneyin.
Vücudunuzda ne oluyor?

  • Göğsünüz mü sıkışıyor?

  • Kalbiniz mi hızlanıyor?

  • Aklınızdan geçen ilk cümle ne?

“Yine başladık”
“Asla mutlu olamayacağız”

Bu anı fark etmek, döngüye otomatik girmek yerine “Şu an o bildik yola giriyoruz” diyebilmenizi sağlar.


2. “Sen” Yerine “Ben” Demeyi Deneyin

“Sen” ile başlayan her cümle savunmayı, “Ben” ile başlayan her cümle teması çağırır.

“Sen hep geç kalıyorsun.”
“Sen beni hiç anlamıyorsun.”

Bu cümleler beyinde alarm çaldırır. Alarm çalan bir beyin ise duyamaz.

Bunun yerine:
“Sen geç kaldığında kendimi önemsiz hissediyorum ve bu canımı yakıyor.”

Bu bir saldırı değil, duygusal bir davettir.


3. Mola Vermeyi İlişkiye Borç Bilin

Duygular yükseldiğinde, beynimizin mantıklı düşünen kısmı devre dışı kalır.
O an çözülen hiçbir mesele sağlıklı çözülmez.

“Şu an çok gerginim. Seni kırmak istemiyorum.
20 dakika sakinleşip sonra konuşalım mı?”

Bu bir kaçış değil; ilişkiyi koruma hamlesidir.
Ama önemli bir şartla:
O 20 dakikada partnerinizi değil, kendi nefesinizi düzenlemelisiniz.



Tartışma İlişkinin Düşmanı Değildir

Sorun tartışmak değil, tartışırken birbirimize ulaşamamaktır.

Tartışmak, ilişkinin bozulduğu anlamına gelmez.
Bu, iki farklı dünyanın ortak bir dil kurma çabasıdır.

Eğer kendinizi sürekli aynı döngünün içinde yorgun ve umutsuz hissediyorsanız, suçluyu değil döngüyü hedef alın.

“Bizim birbirimizle değil, bu etkileşim biçimiyle sorunumuz var.”

Bu cümle, iyileşmenin yarısıdır.


Son Söz: Haritayı Değiştirmek Mümkün

İlişkiler bir performans alanı değil, birbirimizin yaralarına üflediğimiz güvenli limanlar olmalıdır.
Eğer bu liman çok fırtınalıysa, bir uzmanın feneriyle yolu aydınlatmak, yapılabilecek en nazik yatırımlardan biridir.

Siz aslında aynı konuyu tartışmıyorsunuz.
Siz, birbirinize ulaşmaya çalışırken yanlış haritaları kullanıyorsunuz.

Ve evet, haritayı değiştirmek her zaman mümkündür.


Bir sonraki tartışmada partnerinizin gözlerine bakarken, sadece görmek için değil; gerçekten duymak için de bakmayı deneyin.

Bu yazı dizisinde ilişkilerde duygusal farkındalık üzerine konuşmaya devam edeceğiz.
Bir sonraki yazıda buluşmak üzere.


Diğer köşe yazılarım için: seraphanlar.com.tr
Randevu ve bilgi için WhatsApp Hattı: 0551 9123366

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.