Borderline İle Yaşamak – Camın Ardındaki Yağmur | Terapötik Hikâye

Borderline kişilik bozukluğunun ilişkiler üzerindeki etkisini, terk edilme korkusunu ve iyileşmeye giden farkındalık yolculuğunu anlatan etkileyici bir terapötik hikâye.

Camın Ardındaki Yağmur

O akşam yağmur, sanki şehrin bütün eski suçlarını yıkamak ister gibi iniyordu. Apartmanın dar merdiven boşluğunda rutubet kokusu vardı; yukarıdan sızan sarı ışık, basamaklara solgun bir hastane aydınlığı veriyordu.

Mert kapının önünde anahtarı çevirmeden önce birkaç saniye durdu. İçeriden ses gelmiyordu. Bu sessizlik, başka evlerde huzur sayılabilirdi; onların evinde ise çoğu zaman fırtınadan önceki beyaz boşluktu.

İçeri girdiğinde Elif pencerenin önündeydi. Sırtı ona dönüktü. Saçları omuzlarına dağılmış, elindeki bardağı iki eliyle kavramıştı. Mert onun ne içtiğini anlamak istemedi; çünkü bazen bilmek, insanı hemen bir kararın içine iterdi.

“Geldim,” dedi usulca.

Elif dönmedi.

Mert ayakkabılarını çıkarırken bile dikkatliydi. Anahtarları sert bırakmadı. Montunu sandalyeye asmadı, askıya astı. Sanki evin içinde görünmez ipler gerilmişti de, yanlış bir harekette hepsi kopacak, tavan üstlerine çökecekti.

Elif’in zihninde ise başka bir oda vardı. Mert’in “geldim” deyişindeki yorgunluğu duymuştu. Yorgunluk, onun için sevgisizliğin başka bir adıydı. İnsan sevdiği kişiye yorgun dönmezdi. İnsan sevdiği kişiye canlı, hevesli, arzulayan bir yüzle dönerdi. Demek ki Mert artık onu istemiyordu. Demek ki herkes gibi o da bir gün sessizce uzaklaşacaktı.

“Bugün aramadın,” dedi Elif.

Mert durdu. İşte cümle gelmişti. Kısa, sade, ama altında bütün geceyi yutabilecek bir çukur vardı.

“Toplantım uzadı. Mesaj attım ya.”

Elif döndü. Gözlerinde önce incinmiş bir çocuk vardı; sonra o çocuk hızla büyüyüp öfkeli bir yabancıya dönüştü.

“Mesaj attın,” dedi. “Ne büyük lütuf.”

Mert’in içinden “Yine başladı” diye bir düşünce geçti ve hemen ardından bu düşünceden utandı. Çünkü Elif’i seviyordu. Onun kahkahasını, sabahları kahveyi koklayıp gözlerini kapatmasını, hiç tanımadığı yaşlı bir kadına pazarda çantasını taşıyacak kadar merhametli oluşunu seviyordu. Ama artık sevgisinin içinde sürekli nöbet tutan bir asker vardı.

“Elif, kavga etmek istemiyorum.”

“Tabii. Çünkü ben kavga çıkarıyorum. Çünkü ben deliyim. Çünkü sen mükemmelsin.”

“Bunu söylemedim.”

“Söylemene gerek yok. Yüzün söylüyor.”

Mert kendi yüzünü düşündü. Gerçekten ne söylüyordu yüzü? Yorgunluk mu? Korku mu? Bıkkınlık mı? Bir zamanlar aynaya baktığında kendini tanırdı. Son aylarda yüzünde kendisine ait olmayan bir suçluluk dolaşıyordu.

Elif bardağı masaya bıraktı. Ses biraz sert çıktı. Mert irkildiğini belli etmemeye çalıştı.

“Beni sevmiyorsun,” dedi Elif. “Sadece iyi biri olduğunu düşünmek istiyorsun. Ben senin projenim. Kurtaramadığın zavallı kadınım.”

Bu sözleri söylerken Elif’in içinde keskin bir acı yükseldi. Aslında “Beni bırakma” demek istiyordu. “Bugün varlığımı hissetmedim, beni biraz tut” demek istiyordu. Fakat kelimeler, içindeki karanlık kuyudan çıkarken biçim değiştiriyor; sevgi isteği suçlamaya, korku saldırıya dönüşüyordu.

Mert bir adım yaklaştı.

“Ben buradayım.”

Elif güldü. O gülüşte neşe yoktu; sadece kırılmış cam sesi vardı.

“Şimdilik.”

Mert sustu. Çünkü hangi cevap verilirse verilsin yanlış olacaktı. “Hep buradayım” dese, tutulamayacak bir söz verecekti. “Bunu bilemem” dese, Elif’in en büyük korkusunu doğrulayacaktı.

O an Mert, insanın sevdiği birinin yanında da yapayalnız kalabileceğini düşündü.

Elif’in zihninde Mert devleşti, sonra küçüldü, sonra tekrar devleşti. Bir an onu dünyadaki tek sığınağı gibi gördü. Bir sonraki an, bütün acısının faili oydu. Ona sarılmak istiyor, aynı anda onu evden kovmak istiyordu. Bu iki arzu göğsünde çarpışıyor, kalbini kanlı bir kapıya çeviriyordu.

“Git,” dedi.

Mert başını kaldırdı.

“Ne?”

“Git. Madem bu kadar zorlanıyorsun, git. Herkes gibi sen de git.”

“Gitmemi istemiyorsun.”

“Benim ne istediğimi nereden biliyorsun?”

Mert’in boğazı kurudu. İşte yumurta kabukları. İşte her kelimenin altında çatırdayan o ince beyaz yüzey. Bir insan sevdiğini incitmemek için bu kadar dikkat ederken nasıl sürekli suçlu çıkabilirdi?

“Elif,” dedi yavaşça, “şu an ikimiz de çok yükseldik. Ben salona geçeceğim. Yarım saat sonra konuşalım.”

Elif’in yüzü bir anda değişti. Sanki Mert “salona geçeceğim” dememiş de “seni terk ediyorum” demişti.

“Hayır,” dedi. “Beni burada böyle bırakıp gidemezsin.”

“Gitmiyorum. Evdeyim.”

“Beni bırakıyorsun.”

“Hayır. Sadece konuşmayı biraz durduruyorum.”

Elif’in gözleri doldu. Öfkenin arkasından o eski, çıplak, savunmasız acı göründü.

“Ben böyleyken nasıl durdurabiliyorsun?” dedi. “İnsan sevdiğini böyle bırakır mı?”

Mert’in içindeki kurtarıcı yerinden doğruldu. Gidip sarılmak, özür dilemek, “Tamam, tamam, ne istiyorsan yaparım” demek istedi. Daha önce de böyle yapmıştı. Bazen işe yarıyordu. Elif yumuşuyor, ağlıyor, ona çocuk gibi sokuluyordu. Ama sonra sınırlar biraz daha siliniyor, Mert biraz daha kayboluyordu.

Bu kez ayakta kaldı.

“Seni seviyorum,” dedi. “Ama bağırıldığında konuşmaya devam edemem. Kendimi korumam gerekiyor. Seni de korumak için buna ihtiyacımız var.”

Elif bu cümleyi önce ihanet gibi duydu. Sonra, çok derinden, neredeyse duyulmayacak kadar zayıf bir yerden başka bir anlam yükseldi: Gitmiyor. Sadece duruyor.

Koltuğa çöktü. Elleri titriyordu.

“Ben çok kötü biriyim,” diye fısıldadı.

Mert’in kalbi acıdı. Ona doğru bir adım attı, sonra durdu. Bu duruş, sevgisizlik değildi; ilk defa sevgiyi yangının içine atlamadan göstermeye çalışıyordu.

“Hayır,” dedi. “Çok acı çeken birisin. Ama acı çekmen, bana zarar veren sözleri normal yapmıyor.”

Elif başını eğdi. Yağmur camda ince yollar açıyordu. Çocukluğundan kalma bir his boğazına oturdu: Bir odada unutulmuş olmak, sevilmek için önce parçalanmak zorunda kalmak. Mert’in yüzüne baktı. Onun da yıkıldığını, sadece daha sessiz yıkıldığını ilk kez bu kadar açık gördü.

“Ben korkuyorum,” dedi sonunda. “Sen gidince içimde bir şey ölüyor gibi oluyor.”

Mert’in gözleri doldu.

“Ben de korkuyorum,” dedi. “Ne söylersem yanlış olacak diye korkuyorum. Seni sevdiğim halde kendimi kaybediyorum.”

Bu cümle odada uzun süre asılı kaldı. İkisi de ilk defa aynı düşmanın birbirleri olmadığını sezdi. Düşman, Elif’in içindeki terk edilme uçurumu ve Mert’in o uçurumu kendi bedeniyle kapatmaya çalışmasıydı.

Elif yavaşça, “Yarım saat,” dedi. “Ama sonra konuşacağız.”

“Evet,” dedi Mert. “Konuşacağız.”

Mert salona geçti. Kapıyı kapatmadı. Elif de peşinden bağırmadı. Bu küçük şey, o ev için büyük bir devrimdi.

Yağmur sürüyordu. Ama artık evin içinde yalnızca fırtına yoktu. İki insan, ilk kez birbirini kurtarmaya çalışmadan, birbirini terk etmeden, aralarına ince ama gerçek bir sınır koymuştu.

Ve bazen iyileşme, büyük bir aydınlanma gibi değil; bağırmadan susabilmek, gitmeden uzaklaşabilmek, sevginin kendini feda etmek olmadığını ağır ağır öğrenmek gibi başlardı.


Borderline Hikâyesi Analizi: Camın Ardındaki Yağmur

"Camın Ardındaki Yağmur" yalnızca bir çiftin yaşadığı tartışmayı anlatan bir hikâye değildir. Aslında iki farklı psikolojik dünyanın aynı evin içinde birbirini anlamaya çalışırken nasıl yorulduğunu gösterir. Hikâyedeki karakterlerin davranışlarını yalnızca söyledikleri sözlerle değil, o sözlerin altında yatan duygularla birlikte okumak gerekir.


1. Krizin Tetikleyicisi: Gerçek Olay mı, Yoksa Algılanan Terk Edilme mi?

Hikâyede kriz, aslında oldukça sıradan görünen bir olayla başlar.

"Bugün aramadın."

Dışarıdan bakıldığında bu yalnızca bir sitem gibi görünür. Ancak Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB) açısından bakıldığında mesele telefon değildir.

Telefon edilmemesi, kişinin zihninde şu düşünce zincirini başlatabilir:

  • Artık beni düşünmüyor.
  • Demek ki eskisi kadar değerli değilim.
  • Yakında beni terk edecek.
  • Sonunda herkes gibi o da gidecek.

Yani dışarıdaki olay küçük olsa da içeride tetiklenen duygu son derece büyüktür.

Borderline örüntüsünde kişi çoğu zaman olayı değil, olayın zihninde oluşturduğu anlamı yaşar.


2. Borderline Bireyin Tepkileri Ne Anlama Geliyor?

Hikâyede Elif'in şu sözleri dikkat çekicidir:

"Demek beni sevmiyorsun."

ve ardından gelen,

"Git... Herkes gibi sen de git."

İlk bakışta bu sözler suçlayıcı veya manipülatif görünebilir.

Oysa psikolojik açıdan bakıldığında bu cümlelerin altında çoğu zaman şu görünmeyen mesaj vardır:

"Lütfen beni bırakmayacağını hissettir."

Borderline örüntüsünde yoğun öfke çoğu zaman öfkeden değil;

  • terk edilme korkusundan,
  • değersizlik hissinden,
  • sevilmeye layık olmadığı inancından
  • ve yoğun yalnızlık duygusundan beslenir.

Öfke burada saldırı değildir.

Çaresizce kurulan bir alarm sistemidir.

Kişinin zihni tehdit algıladığında savaş-kaç sistemi devreye girer.

Bu nedenle;

  • suçlama,
  • bağırma,
  • hakaret,
  • ani uzaklaştırma,
  • "Git!" demeler,

çoğu zaman gerçekten gitmesini istemekten çok,

"Gitmeyeceğini bana kanıtla."

çağrısıdır.

Ancak paradoks tam da burada başlar.

Kişi terk edilmekten korktuğu için geliştirdiği davranışlarla karşısındaki insanı gerçekten uzaklaştırabilir.


3. Partnerin Psikolojik Yükü: Sürekli Yumurta Kabukları Üzerinde Yaşamak

Hikâyede Mert'in yaşadığı süreç, Borderline ilişkilerinde yakınların en sık tarif ettiği deneyimlerden biridir.

Mert artık şunları yapmaktadır:

  • konuşmadan önce kelimelerini defalarca tartmak,
  • ses tonunu kontrol etmek,
  • yanlış anlaşılmamak için sürekli açıklama yapmak,
  • kendi ihtiyaçlarını ertelemek,
  • her tartışmadan sonra kendisini suçlamak.

Bu durum zamanla şu psikolojik sonuçlara yol açabilir:

Sürekli Kendinden Şüphe Etme

Kişi zamanla şunu düşünmeye başlar:

"Acaba gerçekten ben mi hata yapıyorum?"

Defalarca yaşanan yoğun suçlamalar, kişinin kendi gerçekliğini sorgulamasına neden olabilir.

Bu nedenle birçok partner şunları söyler:

  • "Artık neyin doğru olduğunu bilmiyorum."
  • "Eskiden kendime güvenirdim."
  • "Sürekli yanlış bir şey yapacakmışım gibi hissediyorum."

Duygusal Tükenmişlik

Bir süre sonra kişi kendi yaşamını yönetmek yerine yalnızca krizleri yönetmeye başlar.

İlişkinin merkezi sevgi değil,

krizleri önleme çabasına dönüşebilir.


4. İlişki Döngüsü: Neden Bir Gün Çok Sevilirken Ertesi Gün Hiç Sevilmiyormuş Gibi Hissedilir?

Borderline ilişkilerinin en belirgin özelliklerinden biri "siyah-beyaz değerlendirme" eğilimidir.

Hikâyede Elif'in zihninde Mert kısa süre içinde iki farklı kişiye dönüşmektedir.

Bir anda;

  • dünyanın en güvenilir insanıdır.

Kısa süre sonra ise;

  • onu terk edecek,
  • sevgisiz,
  • ilgisiz,
  • güvenilmez biri haline gelir.

Bu geçiş çoğu zaman bilinçli değildir.

Yoğun duygular, kişinin olayları dengeli değerlendirmesini zorlaştırabilir.

Bunun ardından ise yeni bir döngü oluşur.

Döngü şöyle işler:

  1. Yakınlaşma
  2. Yoğun bağlanma
  3. Terk edilme korkusunun tetiklenmesi
  4. Öfke ve suçlama
  5. Partnerin geri çekilmesi
  6. Daha yoğun terk edilme korkusu
  7. Yoğun pişmanlık
  8. Yeniden yakınlaşma

Bu döngü tekrar tekrar yaşandığında iki taraf da giderek yorulur.


5. Hikâyedeki En Sağlıklı An Neresiydi?

Hikâyenin kırılma noktası aslında şu cümledir:

"Seni seviyorum. Ama bağırıldığında konuşmaya devam edemem."

Bu cümlede iki önemli psikolojik beceri aynı anda vardır.

Birincisi:

Sevgi.

İkincisi:

Sınır.

Sağlıklı sınırlar;

  • cezalandırmak için değil,
  • ilişkiyi koruyabilmek için vardır.

Mert ilk kez ne tamamen geri çekilmiş ne de kendisini tamamen feda etmiştir.

Bu yaklaşım;

"Beni ya tamamen kurtar ya da tamamen terk et."

ikilemine alternatif oluşturmaktadır.


6. Terapötik Çıkarım: Partner Bu Döngüde Kaybolmamak İçin Ne Yapabilir?

Borderline örüntüsünde en önemli becerilerden biri,

empati ile sınırı aynı anda sürdürebilmektir.

Örneğin;

❌ "Abartıyorsun."

yerine,

✅ "Şu an çok incindiğini görebiliyorum."

ardından ise,

✅ "Ama birbirimize bağırmadan konuşabiliriz."

şeklindeki yaklaşım hem duyguyu kabul eder hem de davranışa sınır koyar.

Burada unutulmaması gereken önemli nokta şudur:

Bir kişinin acısını anlamak,

onun her davranışını onaylamak anlamına gelmez.

Aynı şekilde sınır koymak da sevgisizlik değildir.

Tam tersine, sağlıklı ilişkilerin en önemli koruyucu unsurudur.


Diyalektik Davranış Terapisi (DDT) ve Biyososyal Model

Marsha Linehan’ın geliştirdiği DDT’ye göre BKB, iki temel faktörün etkileşimiyle ortaya çıkar:

• Duygusal Yatkınlık (Biological Vulnerability)

Elif’in duygusal sistemi yüksek hassasiyet gösterir:

  • Duygular hızlı tetiklenir,
  • Yoğun yaşanır,
  • Geç yatışır.

• Geçersiz Kılan Çevre (Invalidating Environment)

Bireyin duygularının geçmişte yeterince anlaşılmaması veya küçümsenmesi, duygusal düzenleme becerilerinin gelişmesini engeller.


• Hikâyede Duygusal Disregülasyon Örnekleri

"Demek beni sevmiyorsun."
"Git!"

Bu ifadeler, küçük bir tetikleyicinin (telefon edilmemesi) nasıl yoğun bir duygusal fırtınaya dönüştüğünü gösterir.

DDT perspektifinden bakıldığında:

  • Olay küçük,
  • Duygusal tepki ise kapasitenin çok üzerindedir.

Bu durum duygusal disregülasyonun tipik bir örneğidir.


4. İlişki Döngüsünün Klinik Açıklaması

Hikâyede gözlenen döngü, literatürde sıkça tanımlanan Borderline ilişki döngüsüdür:

  1. Yakınlaşma ve idealizasyon
  2. Yoğun bağlanma
  3. Terk edilme korkusunun tetiklenmesi
  4. Disregülasyon (öfke, suçlama)
  5. Partnerin geri çekilmesi
  6. Korkunun artması
  7. Pişmanlık ve yeniden bağlanma

Bu döngü, hem bireyin hem de partnerin psikolojik tükenmişliğine yol açar.


5. Partner Perspektifi: İkincil Travmatizasyon ve Öz-Kaybı

Mert’in yaşadığı süreç klinik olarak şu kavramlarla açıklanabilir:

  • Hipervijilans (sürekli tetikte olma)
  • Öz-şüphe (kendi gerçekliğini sorgulama)
  • Duygusal tükenmişlik

"Acaba gerçekten ben mi hata yapıyorum?"

Bu durum uzun vadede kişinin benlik bütünlüğünü zedeleyebilir.


6. Terapötik Müdahale Perspektifi

Hikâyedeki şu ifade klinik açıdan kritik bir müdahale örneğidir:

"Seni seviyorum. Ama bağırıldığında konuşmaya devam edemem."

Bu yaklaşım:

  • Duyguyu validasyon eder,
  • Davranışa sınır koyar.

DDT’de bu beceri, "diyalektik denge" olarak tanımlanır:

  • Hem kabul,
  • Hem değişim.

Sonuç: Borderline Davranışlarının Temel Doğası

Bu vaka analizinin en kritik çıkarımı şudur:

Borderline davranışları çoğu zaman dışarıdan manipülatif veya abartılı görünebilir.

Ancak klinik gerçeklik farklıdır.

Bu davranışlar:

  • kötü niyetli bir kontrol çabası değil,
  • kişinin kapasitesini aşan yoğun duygusal acıyı düzenleme girişimidir.

Başka bir deyişle:

Bu davranışlar bir saldırı değil, bir hayatta kalma stratejisidir.


Klinik Farkındalık

Borderline bireyler ilişkilerde sorun çıkaran kişiler değil; yoğun duygusal acıyı düzenlemekte zorlanan bireylerdir.

Bu farkındalık, hem terapötik yaklaşımın hem de ilişkisel anlayışın temelini oluşturur.


Borderline Kriz Anı İletişim ve Sınır Koyma Rehberi

"Camın Ardındaki Yağmur" hikâyesindeki Mert ve Elif'in yaşadığı kriz, Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB) örüntüsünde sık karşılaşılan bir ilişki döngüsünü yansıtır. Aşağıdaki rehber, benzer durumlarda krizi büyütmeden iletişim kurabilmek ve hem ilişkinizi hem de kendinizi koruyabilmek için hazırlanmıştır.


1. Kriz Anı Temel Kuralları (Zamanlama ve Beden Dili)

Kriz Anında Sorun Çözmeye Çalışmayın

Kriz sırasında kişi yoğun duyguların etkisi altındadır. Böyle anlarda;

  • Mantıklı açıklamalar çoğu zaman duyulmaz.
  • Haklı çıkmaya çalışmak tartışmayı büyütebilir.
  • Geçmiş olayları hatırlatmak çözüm sağlamaz.
  • "Neden böyle hissediyorsun?" sorusu bile baskı gibi algılanabilir.

O anın amacı problemi çözmek değil, duygusal yoğunluğu güvenli şekilde azaltmaktır.


Sözsüz İletişim En Az Kelimeler Kadar Önemlidir

Kriz anında bedeniniz de konuşur.

Dikkat edin:

  • Konuşurken ses tonunuzu alçak ve sakin tutun.
  • Ani hareketlerden kaçının.
  • Parmak sallamak, üzerine yürümek veya kapıyı çarpmak tehdit algısını artırabilir.
  • Göz temasını kurun ancak uzun süre dik dik bakmayın.
  • Mümkünse oturarak ve aynı seviyede konuşun.

Unutmayın:

Sakin bir beden dili, çoğu zaman sakin bir cümleden daha etkilidir.


2. SET Metodu (Destek – Empati – Gerçek)

SET modeli, kriz anlarında kullanılan etkili bir iletişim yaklaşımıdır.

S — Support (Destek)

İlişkinin devam ettiğini hissettirin.

E — Empathy (Empati)

Duyguyu anladığınızı gösterin.

T — Truth (Gerçek)

Sınırı açık ve sakin şekilde ifade edin.

Hikâyedeki Krize Uygulanmış Örnek

Mert şu cümleyi kullanabilirdi:

"Senin için buradayım. (Destek) Şu an gerçekten çok incinmiş olduğunu görebiliyorum. (Empati) Ama birbirimize bağırarak konuşmaya devam edemem. Yirmi dakika sonra sakinleşince tekrar konuşalım. (Gerçek)"

Bu yaklaşım hem ilişkiyi korur hem de sınırı netleştirir.


3. Duygu Doğrulama Cümleleri

Duyguyu doğrulamak, davranışı onaylamak anlamına gelmez.

Kullanabileceğiniz örnek ifadeler:

  • "Şu an gerçekten çok incinmiş görünüyorsun."
  • "Bu yaşadığın duygu senin için çok yoğun olmalı."
  • "Seni bu kadar etkilediğini fark ediyorum."
  • "Kendini yalnız hissettiğini duyuyorum."
  • "Şu an anlaşılmaya ihtiyacın var gibi görünüyor."

Bu cümleler kişinin duyulduğunu hissetmesine yardımcı olabilir.


4. Sağlıklı Sınır Koyma Cümleleri

Sınır koymak, terk etmek değildir.

Kriz anında şu ifadeler daha işlevsel olabilir:

  • "Seni önemsiyorum ama şu an ikimiz de çok gerginiz. Biraz ara verelim, sonra konuşalım."
  • "Konuşmayı istiyorum ancak bağırıldığında devam edemiyorum."
  • "Gitmiyorum. Sadece birbirimizi incitmemek için kısa bir mola vermek istiyorum."
  • "Seni dinleyeceğim. Ama bunu ikimiz de daha sakin olduğumuzda yapabiliriz."
  • "Bu konuşmayı yarım bırakmıyorum; sadece daha sağlıklı devam edebilmek için ara veriyorum."

Bu tür cümleler hem güven verir hem de ilişkiyi koruyan sınırlar oluşturur.


5. Asla Söylenmemesi Gerekenler (Tetikleyiciler)

Aşağıdaki ifadeler çoğu zaman duygusal yoğunluğu artırabilir:

"Abartıyorsun."

Kişinin yaşadığı duyguyu geçersiz hissettirebilir.


"Yine başladın."

Utanç duygusunu artırabilir ve savunmayı güçlendirebilir.


"Sakin ol."

Yoğun duygular yaşayan biri için uygulanması kolay olmayan bir istektir ve çoğu zaman öfkeyi artırır.


"Bu kadar büyütülecek ne var?"

Yaşadığı deneyimin küçümsendiği hissini oluşturabilir.


"İstersen gerçekten giderim."

Terk edilme korkusunu doğrudan tetikleyebilir.


"Beni manipüle ediyorsun."

Kriz anında savunmayı artırabilir ve iletişimi tamamen koparabilir.


6. Yakının Kendini Koruması

Borderline örüntüsü olan birini sevmek, onun tüm duygularını taşımak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.

Kendinize şu üç cümleyi sık sık hatırlatın:

  • "Onun duygularını anlayabilirim; ama onları ben düzenlemek zorunda değilim."
  • "Empati kurmak ile kendimi feda etmek aynı şey değildir."
  • "Sağlıklı sınırlar ilişkiyi zayıflatmaz; sürdürülebilir hâle getirir."

Yoğun krizler sıklaşıyorsa, kendine zarar verme tehdidi ortaya çıkıyorsa veya fiziksel güvenlik riski oluşuyorsa bunu tek başınıza yönetmeye çalışmayın. Böyle durumlarda ruh sağlığı profesyonellerinden destek almak ve acil risk durumlarında bulunduğunuz bölgedeki acil yardım hizmetlerine başvurmak en güvenli yaklaşımdır.


Özet

Borderline örüntüsünde yaşanan krizler çoğu zaman sevginin eksikliğinden değil, yoğun korkuların ilişkiyi yönetmeye başlamasından kaynaklanır. İlişkiyi iyileştiren şey, her tartışmayı kazanmak değil; duyguyu görebilmek, sınırı koruyabilmek ve güvenli iletişimi sürdürebilmektir.


İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Psikoterapi Öyküleri Haberleri