• BIST 108.434
  • Altın 151,492
  • Dolar 3,6547
  • Euro 4,3288
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C

YAS TUTMAK

YAS TUTMAK
Psikoloji kitapları yas tutma sürecinin evrensel olduğunu ve insan beyninin kayıpları kabullenirken belirli aşamalar içeren bir süreçten geçtiğini söyler.

Yas tutmak dendiğinde aklımıza ilk olarak yakınlarımızın ölümleri gelir ve refleks olarak hemen tahtaya vururuz. Oysa küçük ve önemsiz kayıplarımızın bile yasını tutarız ve bunu genellikle farkına varmadan yaparız. Psikoloji kitapları yas tutma sürecinin evrensel olduğunu ve insan beyninin kayıpları kabullenirken belirli aşamalar içeren bir süreçten geçtiğini söyler. Bu sürecin ne kadar uzun sürdüğü, kayıbın büyüklüğüne göre değişir doğal olarak. Bazen kırk gün sürer, bazen ise yıllar boyu devam eder. Ayrıca ölüm karşısında her toplumun kendine has yas tutma törenleri ve adetleri vardır.

En sevdiğiniz kazağımızı kaybettiğimizde törenle yas tutmayız elbette. Yine de beynimiz psikoloji kitaplarında anlatılan o evrelerden geçer.

1. İnkar. Kazağın kaybolduğunu fark edince genelde ilk tepkimiz inkar etmek olur. Kaybetmiş olamam, daha geçen gün sinemaya giderken üzerimdeydi, diye kendi kendimizi kandırmaya çalışırız. O sırada beynimiz yaşadığı şokla ve ilk mutsuzluk dalgasıyla baş etmeye çalışıyordur. Bu geçici bir süreçtir; kazak olayında birkaç dakikadan fazla sürmez. Çekmeceleri ve dolapları altüst ettikten sonra gerçekle yüzleşmek zorunda kalırız.

2. Öfke. Kazağın kaybolduğunu inkar etmenin faydası yoktur ama henüz kayıbı kabullenmeye hazır değilizdir. Beynimiz üzüntümüzü daha kolay başa çıkabildiği bir duyguyla, öfkeyle maskelemeye çalışır. Zaten en başından beri o kazakta bir yamukluk olduğu bellidir! Hem o gece sinemadaki sersem arkadaşımız kazağı o kadar çok beğenmiştir ki muhtemelen gözü kalmıştır, nazarı değmiştir. Zaten ne gereği vardır yaz gecesi kazak giymenin. Öfke, kendi kendini besleyen ve katlanarak büyüyen bir duygudur ve kendine en uygun hedefi seçmekte hiç zorlanmaz.

3. Pazarlık. Keşke bu kazak yerine hiç sevmediğimiz öteki kazağımızı, hayır, tam üç tane kazağı birden kaybetmiş olsaydık. Yeter ki bu kazağa bir şey olmasaydı. Keşke o gece sinemaya gitmekten vazgeçseydik. Hatta kazağın geri geleceğini bilsek, üç ay boyunca hiç sinemaya gitmemeye bile razı olabiliriz. Ve hiç dondurma yememeye. Ve ucuzluktan yeni bir ayakkabı almamaya.

4. Depresyon. Bunu uzun uzun tarif etmeye gerek yok sanırım. Bazen bir karış suratla saatlerce amaçsız bir şekilde ortalıkta dolaşmak yeterli olabilir. Bazıları ise yorganların altından çıkıp hayatla yüzleşmek yerine birkaç hafta daha ağlamayı tercih edebilir. Depresyonun ne zaman biteceğine karar vermek genelde bizim elimizde değildir. En azıdan, o sırada kim ne derse desin, elimizde olmadığına eminizdir.

5. Kabullenmek. Kabullenmek beraberinde mutluluk getirmez. Hayatı kolaylaştırdığı da söylenemez. Ne olursa olsun, artık her soğuk kış sabahında elimiz dolabın içinde o kazağı arayacaktır. Onu bir daha giyemeyeceğimizi, hatta bir daha hiç göremeyeciğimizi kabulleniriz. Ve her kartopu oynamaya çıktığımızda eskisi kadar ısınamayacağımızı… Artık içimizde ve sırtımızda bir şey hep eksik kalacaktır. Artık alışverişe çıkarken eskisi kadar istekli değilizdir. Arkadaşlarımızın doğumgünümüzde hediye ettikleri yeni kazağın etiketini sökmeye elimiz varmaz. Ama hayat bir şekilde devam eder.

İyi de bunları bilemek ne işimize yarayacak? Kalkıp birisi, sen üçüncü safhanın altıncı günündesin ve bundan sonra 12 günün daha var, dese ona kafa atmak istemez miyiz? Hiç kimse duygularımızı ne yoğunlukta ve hangi süreç içerisinde yaşayacağımızı bize dikte edemez. Yine de, dünyanın her yerinde, her insanın, benzer durumlarda benzer süreçlerden geçtiğini ve çoğu zaman öteki taraftan makul bir hasarla çıkabildiğini bilmek, bazen --sadece bazen-- bizi biraz rahatlatabilir. Rahatlatmasa bile ilgimizi çeker.

Garip varlıklarız; yaşadıklarımızın sırf bize özel duygular olmadığını bilmek, kendimizi biraz daha az yalnız hissetmemize yarıyor.

www.psikolojikdanisma.net

Bu haber toplam 1302 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim