• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 12 °C

TV Programlarının Tüketim Provokasyonu

TV Programlarının Tüketim Provokasyonu
Son 20 yılda çocuk ve gençler, reklam sektörü tarafından finanse edilen televizyon programlarının “tüketim kışkırtması”yla sersemletildi

Bugünlerde geçen yıldan bu yıla sarkan birçok sorun arasında beni en çok düşündüren ve üzen, çocuklarda giderek artan şişmanlık sorunu ve bu sorunun gerisindeki TV ve elektronik oyun bağımlılığı. Uzmanlık alanım gereği her ay değişik sosyoekonomik düzeylerdeki ailelere mensup onlarca şişman, şişman olduğu kadar mutsuz ve huzursuz çocukla karşılaşıyorum. Çoğunluğu ergenlik döneminde olan bu çocuklar, boş zamanlarının tamamını TV ve/veya bilgisayar başında geçiriyorlar, genellikle “abur cubur” besinleri tüketiyorlar, okul başarıları vasat ve aileleriyle belirgin uyumsuzluk gösteriyorlar. Biraz sohbet edince özellikle annelerinin onların risklere aldırmaz davranışlarından ve saldırganlıklarından yıldıklarını anlıyorsunuz ve sorunun doktora getirilme nedeni olan şişmanlıktan daha karmaşık olduğunu düşünüyorsunuz.

Hiç kuşku yok ki, bütün bunların gerisinde “tüketim kışkırtması”nın, daha doğrusu çocuk ve gençlerin bedenlerini ve ruhlarını “tüketim nesnesine” dönüştüren ama bu arada karşılanamayan taleplerin yol açtığı mutsuzluklara aldırmayan yaşam tarzı var. Bir başka deyişle çocukları, özellikle de gençleri saran “kışkırtılmış mutsuzluğun” günümüzün en önemli sosyolojik sorunu haline geldiğini söylemek istiyorum. Ülkemizdeki çok izlenen TV kanalları entrika, intikam, kıskançlık, açık ve örtülü şiddet ile örülü, aşkların hep acılı (patolojik) olduğu dizilerle her gün milyonlarca insanı kendi ekranları başına “mıhlama” konusunda birbirleriyle yarışıyorlar. Öyle bir kısırdöngü bu. Ne kadar çok insan TV izlerse o kadar çok reklam yayınlanıyor ve bu sayede de insanlar ve en çok da çocuklar ve gençler daha çok tüketmek için güdüleniyor. Bu diziler, çeşitli elektronik oyunlar ve bazı müzik türleri, çocuk ve gençleri “medya şiddeti”ne maruz bırakıyor ve yakın zamanda yayımlanan birçok araştırmanın gösterdiği gibi şiddet içeren medya ürünleri, çocuklarda saldırgan davranışlara, şiddete duyarsızlaşmaya, gece kabuslarına ve zarar görme korkusuna neden oluyor. Bu gibi konular ve okullardaki şiddet ABD’de o kadar yaygın bir sorun ki, geçen aylarda Amerikan Çocuk Hekimleri Derneği “Medya Şiddeti” konulu bir rapor yayınladı. Raporda çocuk hekimlerinin muayene için gelen çocukların yatak odalarından TV, video oyun cihazları ve internet bağlantılarının uzaklaştırılması, bu tür araçların başında günde 1-2 saatten fazla zaman geçirilmesinin önlenmesi gibi konularda uyarı yapmaları önerildi.

Tüketim kışkırtması

Ne yazık ki ülkemizdeki çocuk ve gençlerin yaşam tarzları büyük ölçüde “Amerikan” yaşam tarzından etkileniyor ve onların başına gelen şişmanlık gibi sorunlar bizim için de yakın bir tehlike olarak görünüyor. Yakın zamanda RTÜK tarafından ilköğretim çağındaki çocuklar üzerinde yapılan bir araştırma, 7-14 yaşındaki çocukların yüzde 30’unun haftasonları 5 saat ve üzerinde TV seyrettikleri ve en çok 17-22 saatlerinde televizyon başında olduklarını gösteriyor. Aynı araştırmadan çocukların çizgi filmlerin yanı sıra en çok yerli dizileri ve yarışma programlarını seyrettiklerini anlıyoruz. Bu dizilerin ve yarışma programlarının çocuk zihinlerini gerçek yaşamdan karşılığı olmayan gerilimlerle yorduğunu ve hiçbir şekilde “güzellik duygusu” yaratmadığını söyleyebiliriz. Bütün bunları çocuk ruhunun samimiyetini “maniple” edenlerin dolaylı olarak aslında çocuk ve gençlik suçlarını da “kışkırttıkları” şeklinde yorumlayabiliriz. Son 20 yılda göç dalgasıyla gelip kentin eteklerinde tutunmaya çalışan milyonlarca çocuk ve gencin tamamen reklam sektörü tarafından finanse edilen ve yönlendirilen televizyon programlarıyla “tüketim kışkırtması” ile sersemletildiğini biliyoruz. Yaygın ve kaliteli eğitim, insani gelişmeyi destekleyen kültür, sanat ve spor faaliyetleri için hiç yatırım yapılmayan mahallelerde yaşayan çocuk ve gençler, ergenlikle birlikte fışkıran biyolojik enerjilerini cep telefonları, internet kafeler, içeriksiz televizyon dizileri vs. arasına hapsolarak harcamaya “itildiler”. Bu arada ailelerinin küçük bütçelerini zorladılar, o küçük paralarla (örneğin her ay harcanan milyonlarca “kontör”le) çokuluslu şirketlerin kasalarını doldurmaya devam ettiler. Bu süreç, örneğin çocuk ve gençlerin süt yerine kola içmesine neden olurken, öte yandan ruhlardaki boşluğun artmasına, yüzeyselleşmeye ve gençlerin akşamları evlerine gergin dönmesine neden oldu.

Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ile Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), 24 bin 647 kişiyle görüşerek yaptığı, Aralık 2008’de açıklanan “Türk Aile Yapısı Araştırması”nın sonuçları da bütün bu düşünceleri destekliyor. “Çocuğa Bakış” bölümünde gençlerin anne ve babalarıyla yaşadıkları sorunların ilk sırasında (yüzde 31.5) harcama ve tüketim alışkanlıkları geliyor. Bunu arkadaş seçimi, yemek ve ev düzeni alışkanlıkları ve kılık/kıyafet tarzı gibi sorunlar izliyor. Benzer şekilde anne ve babaların gençlerle yaşadıkları sorunların başında da arkadaş seçiminin hemen arkasından harcama ve tüketim alışkanlıkları geliyor. Büyük çoğunluğu “kışkırtılan ihtiyaçlara” bağlı harcama alışkanlıklarının ailelerin genel mutluluk düzeyi ve “aile ilişkilerinin yüzde 55,5 oranında kötüye gitmesi”ne nasıl bir etkisi olduğu konusunda veriler yok ama gündelik gözlemlerden gelir düzeyi düşük evlerde yaşanan birçok sorunun gerisinde çocuk ve gençlerin taleplerinin karşılanamaması olduğunu biliyoruz.

Sonuç olarak ülkemizdeki çocuk ve gençlik sorunları için geniş kapsamlı çabaya ihtiyaç var ama ben özellikle çocuk ve gençlerde daha çok tüketerek mutlu olabileceği yanılsamasını yaratan reklamları ve çocukların TV/bilgisayar başında geçirdiği zamanları sınırlamaya ve bunun yerine sade bir yaşam tarzını özendiren kampanyalara acilen ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

ŞÜKRÜ HATUN: Prof. Dr., Kocaeli Üni., Tıp Fak., Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

Radikal İKİ

Bu haber toplam 1158 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Uyku Hakkında Bilmediğimiz İlginç Bilgiler22 Şubat 2017 Çarşamba 09:02
  • Sağlık haberleri ‘sağlıklı’ bilgiler veriyor mu?”24 Kasım 2016 Perşembe 18:52
  • Kaç saat uykuya ihtiyacınız var?07 Kasım 2016 Pazartesi 23:06
  • Enerji İçecekleri Hepatit Riskini Artırıyor!07 Kasım 2016 Pazartesi 18:37
  • Depresyon Alzheimer riskini artırıyor21 Eylül 2016 Çarşamba 18:19
  • Stresin En çok Etkilediği alan: CİLT22 Ağustos 2016 Pazartesi 12:35
  • Bütün Gün Oturarak Çalışıyorsanız Dikkat!28 Temmuz 2016 Perşembe 14:18
  • Oruç Tutarken Halsizliği Önlemenin Yolları!30 Mayıs 2016 Pazartesi 20:59
  • Kanserin Psiko-Sosyal Etkileri Var19 Mayıs 2016 Perşembe 13:19
  • Neden Kilo Alırız?18 Mayıs 2016 Çarşamba 18:57
  • EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim