• BIST 106.663
  • Altın 143,662
  • Dolar 3,5540
  • Euro 4,1354
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 29 °C

THERAPIAGROUP Köşesinde Bu Hafta

THERAPIAGROUP Köşesinde Bu Hafta
Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu öncülüğünde Radikal sayfasında hazırlanan THERAPIAGROUP köşesinde bu hafta önemli başlıklar sade bir anlatımla ele alındı.

Şiddet, saldırganlık ve terörün psikososyal boyutu, insomnia ile duygular arasındaki ilişki ve farklı anaokulu modellerine Reggio Emilia''nın ele alındığı THERAPIAGROUP köşesinde bu hafta ele alınan içeriğin ayrıntıları şöyle:

 

Kanlı terör eylemleri ve savaşlar, bireysel şiddet ve saldırganlığın stratejik, kolektif ve yıkıcı boyutudur. Temel psikoloji yaklaşımlarının şiddet ve saldırganlığı nasıl açıkladıklarına bakmak bu tür eylemlerin dışında, somut bir şekilde etkileri görülmese bile sosyal, politik, medyatik ve ekonomik şiddet gibi dolaylı şiddet türlerini de daha iyi anlamayı sağlayabilir.

Psikanalitik teoriye göre bireyin doğuştan getirdiği agresyon içgüdüseldir ve bireyin normal gelişiminin bir parçasıdır. Freud’un teorisinde birey birbirini dengeleyen yaşam (eros) ve ölüm (thanatos) dürtülerini ve bunların denge ya da çatışmasından doğan enerjiyi taşır. Bu teoriye göre saldırganlık, ölüm dürtüsünün kişinin kendisinden ötekine doğru yer ve yön değiştirmesi olarak açıklanır. Ancak bu açıklamalar bireysel şiddeti anlamak ve açıklamak adınadır. Freud savaşı ve toplu şiddeti açıklarken, kişinin üst benliğinin özellikle içinde bulunduğu kurumlar tarafından şekillendirildiğini anlatır ve özellikle askerî ve dinî kurumlara değinir. Bu açıklamaya göre, bu oluşum kişinin ötekine şiddeti meşru algılanmasını ve topluluk halinde uygulanmasını sağlamaktadır. Bunlara gençlik çağında katılınan arkadaş grupları, çeteler, fanatik, dini ve etnik gruplar ve diğer ideolojik düşünce grupları eklenebilir.

Sosyal öğrenme teorisi ise saldırgan davranışın öğrenme ile sonradan kazanılan boyutuna odaklanır. Davranışın ardından gelen ödül koşullanmaya yol açar ve bu ödüllendirme mekanizması sürdükçe davranış sergilenmeye devam eder. Ancak davranış ceza niteliğinde bir sonuç ortaya çıkarır ise caydırıcı bir niteliği olacağı ve davranışın sürmeyeceği öngörülür. Sosyal öğrenme teorisi temel olarak kişinin direkt deneyimine değil, çevre üzerinde yaptığı etkinin şekillendirici kuvvetine odaklanır. Ooots & Wiegele (1985) “Agresyon öğrenilen bir davranış ve terör agresif bir eylem ise o halde terör eylemleri de bir tür öğrenme sonucu gerçekleşir” fikrini ortaya atarlar. Bireyin bu davranışı seçmesi ve sürdürmesi ekonomik, duygusal ya da sosyal açıdan ödüllendirilmesi ile doğru orantılıdır. Bu ödül kimi zaman sosyal bir kabul, kimi zaman cinsiyet rollerini kanıtlama kimi zaman da yalnızca ideolojik/dinî bir görevi yerine getirmenin verdiği gurur hissidir.   

Çeşitli disiplinlerden uzmanlar 1987 yılında Medicine and War dergisinde şiddet üzerine yayımladıkları bildiride, insanoğlunun atalarından savaşma yönünde bir eğilimi miras aldığı önermesinin bilimsel olarak yanlış olduğunu belirtirler. Antropolojik araştırmalar savaşçılığın insana özgü olduğu ve kültüre bağlı gelişen bir fenomen olduğu üzerinde durur. Aynı bildiride savaşın içgüdüsel bir süreçten kaynaklanmadığı, savaş gibi stratejik şiddet içeren olguların güdüsel unsurlardan çok, düşünsel unsurlar üzerine kurulu olduğu belirtilir. 

Bildiri güzel bir önerme ile bitmektedir: Savaşı icat eden tür barışı da icat etme yeteneğine sahiptir.

Kaynaklar:

1- Borum, R. 2004 Psychology of Terrorism

2- Şiddet Üzerine Bildiri 2014 Cogito Sayı 6- Şiddet

3- Moses, R. 2014 Şiddet Nerede Başlıyor? Cogito Sayı 6- Şiddet

201510201409_soz-(1).jpg

DUYGULAR VE INSOMNIA

İnsomnia bir uyku bozukluğudur. Uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlükle ya da dinlendirici olmayan bir uykuyla karakterize olan insomnia tanısı için kişinin şikayetlerinin en az bir aydır devam etmesi esastır. İnsomnia tek başına ortaya çıkabildiği gibi başka bedensel yahut ruhsal bozukluklara da eşlik edebilir. Söz konusu uykusuzluğun ya da eşlik eden gündüz yorgunluğunun klinik açıdan belli bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda veya önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması da insomnianın ciddi olumsuz sonuçlarındandır.

Uyku problemleriyle duygular arasında sıkı bir ilişki söz konusudur. Öyle ki terapilerin ilk değerlendirme görüşmelerinde kişiye uyku problemi yaşayıp yaşamadığı mutlaka sorulur / sorulmalıdır. Uyku problemlerinin türü ve şiddeti ilk görüşmede mutlaka detaylı olarak incelenmeli, olası bir kaygının yahut depresif belirtilerin varlığı araştırılmalıdır. Uykunun duygudurumla yakın ilişkisine dair, British Psychological Society dergisinde yayımlanan araştırma duygularını regüle etme konusunda sorun yaşayan kişilerin insomniaya karşı daha savunmasız olduğunu ortaya koydu.

İsveç’teki Örebro Üniversitesi’nden bir grup araştırmacının gerçekleştirdiği, Markus Jansson-Fröjmark liderliğindeki çalışmada, duygularıyla baş etme ve duygularını düzene sokma konusundaki becerilerinde azalma olan kişilerin insomniaya karşı daha savunmasız olduğu ve müdahale edilmediği müddetçe insomnianın kalıcı olabileceği ortaya kondu. Çalışmada, bireye duygularını regüle etme konusunda stratejiler öğretmenin ve yeni beceriler kazandırmanın insomnianın oluşmasına engel olabileceği ve mevcut insomnianın kalıcı olmasının önüne geçebileceği de konu edildi.  

İsveç’te 2333 yetişkin katılımcıyla gerçekleştirilen çalışmada katılımcılardan duygu regülasyonu ve uykusuzluk üzerine bir dizi soru yanıtlaması istendi. Duygu regülasyonuna dair soruların bulunduğu ankette dürtü kontrolüne dair zorluklar ve duygusal farkındalığa dair sorular yer alırken; uyku problemlerine dair ankette ise uykuya dalma, uykunun kaçması, erken uyanma ve gündüz yorgunluğuyla ilintili sorulara yer verildi.

Katılımcıların cevaplarını analiz ettiklerinde, araştırmacılar önce duyguları regüle etme becerisiyle uyku problemleri arasında anlamlı bir ilişki bulamadı. Ancak altı ay sonra gerçekleştirilen birinci takip çalışmasında geri dönen 1887 kişiye ve 18 ay sonra gerçekleştirilen ikinci takip çalışmasında geri dönen 1795 kişiye verilen anketlerde farklı bir tablo ortaya çıktı. Orijinal çalışmanın yapıldığı tarihe kıyasla duygularını regüle etme becerilerinde azalma olan katılımcıların insomniaya karşı daha savunmasız oldukları ve insomnianın kalıcı olma olasılığının diğer katılımcılara göre daha yüksek olduğu görüldü. Araştırmacılar duyguları regüle etme becerisindeki azalmanın insomnia geliştirme ve var olan insomnianın kalıcı olma olasılığını %11 arttırdığını ortaya çıkardılar.

Insomnia gündelik hayatta ciddi sonuçları olan, hem bedensel bütünlüğü hem de ruhsal sağlığı ciddi şekilde etkileyen ve işlevselliği bozan bir rahatsızlık. Uykusuzluğun altında hemen müdahale edilmesi gereken bir fiziksel veya ruhsal problem olabilir dolayısıyla uzun bir süreden beri uykusuzluk sorunu yaşayanların daha fazla vakit kaybetmeden mutlaka yardım alması gerekir.

Referans:

Markus Jansson-Fröjmark, Annika Norell-Clarke, Steven J. Linton. The role of emotion dysregulation in insomnia: Longitudinal findings from a large community sample. British Journal of Health Psychology, 2015; DOI: 10.1111/Bbjhp12147

FARKLI ANAOKULU MODELLERİ-III: REGGIO EMILIA

Montessori ve Waldorf’da olduğu gibi sertifikalı Reggio Emilia okulları olmasa da, pek çok anaokulu, işleyişinde bu yaklaşımdan ilham almıştır. Daha önce paylaştığımız iki felsefeye, çocuk ve oyun merkezli olması yönünden benzerlik gösteren Reggio Emilia kendine has bazı yöntemlerle fark yaratıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında öğretmen Loris Malaguzzi’nin önderliğinde İtalya’nın aynı isimli kasabasında ortaya çıkıyor bu yaklaşım. Öğretilmesi gerekenlere değil çocukların ihtiyaçlarına odaklanan tüm modern eğitim metotları gibi, Reggio Emilia’da da öğretmenler birer patron değil, işbirlikçi ve rehber rolünde. Sabit bir eğitim programı uygulamak yerine, öğretmenler çocukların ilgi alanlarını gözlemleyerek o konularda projeler üretiyor ve detaylı öğrenmelerine yardım ediyor. Örneğin çocuklar bahçede vakit geçirirken bir çiçeğin nasıl büyüdüğünü soruyor ve bu konu ile yakından ilgili görünüyorsa, öğretmen sözel olarak anlatmak yerine bir çiçeği dikmek, sulamak, birlikte yetiştirmek ile ilgili bir projeyle öğrenmelerine yardımcı olabiliyor. Diğer yöntemlerden farklı olarak teknoloji Reggio Emilia’da bir miktar kullanılıyor. Yapılan projeler ve çocukların günden güne değişimleri fotoğraflar ve filmlerle belgeleniyor, daha sonra onlarla da paylaşılıyor. Çocukların gerçek hayatla bağlantı kurmalarının önemli olduğu savunuluyor. Karma yaş uygulaması bu okullarda da geçerli. 4 ay-3 yaş ve 3-6 yaş olmak üzere iki sınıftan oluşan okullar, farklı yaş gruplarının birbirinden öğreneceği çok şey olduğu görüşünde.

Temel aldığı prensip çocukların doğuştan keşfetmeye programlı olduğu ve öğretmenler bu konuda destek olursa en sağlıklı ve keyifli öğrenmenin gerçekleşeceğidir. Bu yüzden çocukların sınırsız merakı ile yetişkinlerin planlama becerilerinin bir birleşimi olarak düşünebiliriz Reggio Emilia yöntemini. Çocukları için bu anaokulunu seçen ebeveynler, onların sorun çözme becerilerinin gelişmesini, ilgi alanlarını derinlemesine inceleyebilmelerini ve işbirliği içinde çalışabilmeyi deneyimlemelerini sağlayacaktır.

OKUMA ÖNERİSİ

Hayır Demeyi Bilmek

201510201414_kitap-001.jpg

Çocukken kolaylıkla verebildiğimiz hayır deme ve itiraz etme tepkisi, itiraz etmeyi saygısızlık ve muhalefetle bağdaştıran ve çocuğu boyun eğen, edilgen bir bireye dönüştüren toplumsal kodlarla gittikçe körelir. Bu durum yetişkin hayatında aile, iş, dost ve aşk ilişkileri gibi her türden ilişkide sıkıntılı durumlara sebep olabildiği gibi kişinin aklını sürekli meşgul ederek huzurunu kaçırabilir. Psikolog Marie Haddou, Hayır Demeyi Bilmek’te kişinin kendisini tanımasını ve ifade etmesini sağlayan “yapıcı hayır” ile savunma ve sürekli haklı çıkmaya yönelik “gereksiz hayır” arasındaki ayrımın altını çiziyor. Yazar içimizdeki değişme kapasitesini açığa çıkarmamıza yardımcı olacak enerji ve cesareti sağlayarak “hayır” diyememenin sebep olduğu sıkıntılardan kurtulmayı vaat ediyor.

 

 

Bu haber toplam 1643 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim