• BIST 107.041
  • Altın 143,194
  • Dolar 3,5623
  • Euro 4,1506
  • İstanbul 32 °C
  • Ankara 31 °C

Süheyl ü Nev-bahar’a* Bir “Şerh”

Servet Kızılay

Menkıbeleri yazıldı bir aynada sûreti kırılanların…

Nice bir kış günü Süheyl’in parmakları yandı yalnızlıktan. Kırk odanın ardında kırk rüya gördü. Gözlerine mil çekilir gibi Nev-bahâr’ı çektiler… Harf ve Rakam sulardan uyandı, kendisi büyük bir gaflete dalarken. Anâsır-ı Erbaa kaçıştı durdu, avuçlarından kırlangıçlar uçuştu.

Nâ-mütenâhi bir vecd ile raksa başladı âlem… tanburlar inledi. Ney ayrılık nefesini nefsinden üfledi. Nar ağacı nâra düştü. Yılanlar cenge başladı. Ay parçalanıp döküldü kâhinlerin kazanına. Süheyl’in kalbinde kör bir kuyu oldu, kim düştüyse kayboldu.

Havuzun başındaydı, başına kıyametler koparken. Dudaklarında yarım kalmış bir çığlığı tekrarladı usulca: “ona olan aşkından az daha yüreğinin zarı çatlayıverecekti”. Nev-bahâr, mevsim-i hazan getirmişti Süheyl’in bağçesine. Cân u teni yaprakların rengine karıştı o vakit. Gözleri yıldızlara bakmaktan karardı, gözlerinde yıldızlar karardı sonra… gecenin koynuna saklanan yağmur bir azab-ı mukaddes gibi onun şehrine yağdı. Cümleyi nûr a kavuşturan ‘ışk’ onu karanlıkta bıraktı.

Bir ulak geldi: “Nev-bahâr, çocukları kılıçtan geçirilmiş bir diyarda yaşıyor” dedi. Kervansarayı olmayan bir yolculuğu Süheyl’e müjdeledi. Ayak bileklerine gurbet dolandı o an. İstasyonlarda unutulan bir sefer tası, bir tabaka, bir hicaz ağıtı kadar derin yaralar vücudunu bezedi. Hilâf-ı cedel kapladı semâvâtı… uzak kalanla uzakta kalan ayrıldı birbirinden. Yalın ayakla çıktı saraydan kaderiyle yalanuz.

Bütün hüsnü iklim değişiverdi birden… dehrin ırmağı taştı, rüzgarların ıslığı figana karıştı. Büyücülerin tılsımı bozuldu. Efsunlu gaileye dalmış kuşlar vuruldu. Ebedi bir şifa çözüldü arzdan, büyük bir gürültüyle irkildi Süheyl o zaman.

Topuzlarıyla tabiatı döven makine sesleri, dehlizler arasında sürüklenen bir hayat gibi akıyordu… ne eve dönen kuzuların sesini duyabilecekti artık ne de yaralı bir ceylanın Nev-bahâr’dan getirdiği bakışları içecekti kanarak. Gönlünün harabelerine yaslandı bir lahzâ “ruhumu sukûnete kavuştur yâ Hâfız!”dedi. İsa (as)yı terk eden sızı ne imiş anladı, bir Nasranî den daha fazla.

Sokaklar bir diyârın alın çizgisi gibi dolaştırdı Süheyl’i. Buhur değil kokan, hicran-ı mübîndi. Yorulmuştu asırlık bir şarkının nağmelerinde. Deniz kıyısında küçük bir kayık ona Nev-bahâr’ın omuzlarından inmiş ninniyi anlatıyordu; bir o yana bir bu yana… bir o yana bir bu yana… kayık denizde, rüzgar saçlarında sekarât geçirmiş bir Mevlevî gibi dönüyordu; bir o yana bir bu yana…bir o yana bir bu yana…

Her gece Süleymaniye’nin kanı boğazdan sessizce akar, gemiler geçer üzerinden Nev-bahâr dan haber getirmek için. Son bir takât ile kelâmı kınından çekip bileklerini kesti Süheyl; aynı kaderi paylaşmak, aynı kaderde paylaşılmak ne imiş öğrenmek için. Kurtuba sokaklarına zift dökülmüş, Bağdat’a bomba. Rumeli’nin köprüsü yıkılmış, Mağrib’in umudu.

“Nev-bahâr’ın gülleri Harem-i şerifte açmış” dediler. Süheyl bir nebze kokusundan nasîb almak için bütün kuvvet ve kudreti bir merhem gibi diz kapaklarına ovuşturdu. Ateşe koşan pervaneler bile kıskandı onu. Dumanlar hazreti İbrahim’in evinden yükseliyordu. Niçin secdeye gittiğinde anlının yandığını anladı Süheyl. “Taş kafire attığın zaman ağırdır!” dedi, onu gören yaşlı bir dilenci. Süheyl hemen dizlerinin üzerine çömelip parmak uçlarıyla tüm arzı yokladı… telaş içinde: “hiçbir taş bulamadım!” dedi. Kalbini sök ve fırlat! Geriye kaç Nev-bahâr’dan ab-ı hayat kalır bilmem.

Neden bizim masalımızın Tevhîdi yok! Münacaât’ı, Naât’ı da. Hoca Mes’ûd yeniden yazsın defter u divâna.


*Süheyl ü Nev-bahâr; Türk edebiyatında XIV. Yüzyılda yazılmış beşeri aşk konulu ilk Mesnevîdir. Müellifi ise Mes’ûd Bin Ahmed’tir (Cem Dilçin; Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu yayınları, Ankara 1991.).

EDİTÖR NOTU: Yıllar Önce Müstehar bir isimle yayımlanan bu çalışmayı yazarın özel izniyle yeniden yayımladık. Özel bir anlamı olan bu çalışmanın sitemizde yayımlanması için talebimizi olumlu karşılayan sayın Servet KIZILAY'a teşekkür ederiz. Bu özle çalışma hakkında yorumlarınızı aşağıdaki yorum ekle bağlantısına yada servetkizilay@gmail.com mail adresinden yazara iletebilirsiniz. (Editör: Maruf BEÇENE)

Bu yazı toplam 9813 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Cemil Çelik
2010-09-18 22:57:59
Metin harika...
Yazarın diğer yazılarını da okudum... bu son yazı adeta modern edebiyata bir karşılık verir gibi. Hatta bir meydan okuma olarak görebiliriz. Modern edebiyat klasiğe ait bütün herşeyi lanetlemişken butür derin metinler adeta bir tokat sayılmalı... Sanırım yazar bu durumu son satırla bizdeki metinlerin(anlatıların masalların) kıyaslamamızı istemekte ve bunu eleştirmekte. Yani oldukça teknik donanımı olan güçlü bir metin karşısındayız. Ucuz bir pisaya inci getirmiş yazar bey...alıcı olmaması takdir edeni olmaması gayet normal... Siz vazgeçmeyin bir kişi de olsa okuruz....
Zeynel
2010-09-15 12:25:33
Editör e
Yazının tamamı okunmuyor Editör: Uyarı için teşekkürler. Sorunu çözdük.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim