• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C

Steve Jobs, Teknoloji Ve Depresyon

Psk. Gökhan Ergür

Elmalı Telefon

‘’Hep bu elmacıların işi’’ dedi, kafasında kalan üç tel terli saçı alnına yapıştırarak. ‘’Onlar olmasa ya da bu kadar pahalı telefon üretmeseler bizimki daha mutlu olurdu kesin.’’ Bizimki dediği 8. sınıfa giden oğlu, bu çökmüşlük kokan sözleri söyleyen ise insanlara renk renk, boy boy pencereler üreten ama bir kez bile o pencerelerin arkasına geçip dünyaya keyifle bakamayan işçi Muharrem. Oğlu elmalı telefon istiyormuş (İPhone), okulda herkesin varmış, her bir işe yarıyormuş. Oysa Muharrem daha bu sene başında asgari ücretinden ve mutfak masrafından güç bela kısıp biriktirdiği paralar ile oğluna kameralı hatta müzik çalarlı bir telefon almış, ama şimdi bu telefon eskimiş, hem elması da yokmuş.

Bir baba çocuğunun elmalı telefonu yok diye bütün gün düşünüp duruyor, nasıl yapıp ederim de oğlumu mutlu ederim diye. Oğlunun mutluluğu ilk olarak paraya daha sonra da o telefona bağlı. Bu bağlılık bizi bitiriyor, mutsuz ediyor, depresyona sürüklüyor. Baba o telefonu oğluna alsa bile bir sene, bilemedin iki sene sonra başka bir elmalı telefon üretilecek. Üretilen bu telefon öyle bir pazarlanacak ki, hayatta olmazsa olmaz bir alet gibi işlenecek zayıf zihinlerimize. Ve bu kısır döngü devam edecek umursamazca.

Teknoloji Ve Depresyon
 
İşçi Muharrem’in oğlu mutsuz çünkü teknolojiye ve arkadaşlarına ayak uyduramıyor. Babasının parası dev teknoloji  firmaların hızına yetişmiyor işte. Çocuğun yüzü hep asık, yemek yemiyor, inadına ders çalışmıyor. Baba bu hale daha da üzülüyor, onun yüzü hiç mi hiç gülmüyor. Kapitalist dişlilerin arasında eziliyor. İbrahim Sadri’nin ‘’Kırmızı Araba’’ diye bir şiiri vardır. Oğul vitrinde bir araba görür babadan ister, fakat babanın parası yoktur alamaz ve hayat o günden sonra baba için çok farklı sürüp gider, ömürden ömür alıp gider.

Teknoloji hayatımıza inanılmaz kolaylıklar sağladı. Eskiden telgraf vardı, mektup vardı, kara trenler vardı vagon vagon kara haberler getirirlerdi. Şimdi e-mailler var, halini anında arz edebiliyorsun karşı tarafa. Teknoloji bize zaman verdi ama dünyada hiçbir denge vermeden al(a)mazdı. Teknoloji bunun karşılığında bizden ruhumuzu aldı. Mektup yazmak için kalemi kağıdı önümüze çekip bir güzel anlatırdık kendimizi, cevabını o an alamayacağımız sorular sorardık, sorulara cevap olarak temennilerimizi iletirdik (- Sevgili Babacığım. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir İnşallah.) usulüne uygun katlayıp zarfa koyardık mürekkep kokan o beyaz kağıdı, ardından zarfın yapışkan tarafını yalardık. Soruyorum size en son ne zaman aldınız o ekşi yapışkan tadı? Hatırlamak güç değil mi? O mürekkep kokan kağıt ve zarftaki ekşi tat bizim insanlığımızdı, ruhumuzdu. Teknoloji bize hızı ve kolaylığı verdi, yorgun ruhumuzu aldı.

Teknoloji düşmanı değilim, sadece teknolojiyi olumsuz kullananların düşmanıyım. Çocuklar evden dışarı adımını atmıyorlar, dersler desen o biçim, sofraya bile oturmuyorlar, güç bela ekmek arası yerlerse ekran başında ne ala. İnternet âlemini halatsız yapılmış bungee jumpinge benzetiyorum. Yüksek bir uçurum ve çocuklarımızı koruyacak hiçbir yardımcı yok. Çeşitli illegal gruplar, adi pedofili avcılar, iğrenç videolar ve daha niceleri. Henüz gelişme aşamasında olan çocuk bu garip bilgileri öğrenip hayatına bu şekilde yön veriyor ve sorunlu bir ruh gelişimi sağlanıyor.

Birleşik Krallık'ta yapılan bir araştırmaya göre, aşırı internet kullanımı ve depresyon arasında kuvvetli bir ilişki bulunuyor. Leeds Üniversitesinde 1319 kişi üzerinde yapılan ve Psychopathology dergisinde yayımlanan araştırmaya katılanlardan yüzde 1,2'si "internet bağımlısı" olduğunu açıklarken, bunların büyük kısmının depresyon rahatsızlığı bulunuyor. Bunun gibi onlarca araştırma var fakat sizleri istatistiğe boğmak istemem. İnternet bağımlısı bireyler neredeyse tüm işlerini internet vasıtasıyla yapıyorlar. Fatura ödeme, eğlenme, yemek siparişleri, arkadaşlarla görüşme ve daha yüzlercesi. Kısacası bilgisayar gerçek hayattan bizi çekip alıyor ve ruhumuzu farkedemesekte ruhumuzu incitiyor.

Steve Jobs

Amerikan Başkanı Barack Obama’nın  bir sosyal medya sitesinde ardından şu sözleri söylediği adam ‘’Dünya bir hayalcisini daha kaybetti.’’ Beklenmedik bir gelişme değildi Steve Jobs’un hayata gözlerini yumması. Kanser hastalığıyla boğuşan Suriyeli babanın oğlu Jobs daha fazla direnemedi ve bu alemden göç etti. Oysa daha bir gün önce sosyal medyada en çok onun ve yarattığı markanın yeni çıkaracağı ürün tartışılıyordu, hani şu işçi Muharrem’in oğluna büyük ihtimalle alamayacağı elmalı telefon. Ertesi gün Jobs’un ölüm haberi dünya gündemine bomba gibi düştü. Bir markanın yaratıcısı, dünyanın dahi çocuğu artık aramızda olmayacaktı. Jobs’un elmalı markası elit kesime hitap ediyordu, hayatı kolaylaştıran estetik ürünler tasarlıyordu. Bir bağımlılıktı artık o elmalı marka, nasıl mı?

Çin’de bir genç İPad 2(elmalı tablet pc) almak için internette gördüğü bir ilan doğrultusunda böbreğini satarak 20 bin Yuan, yani 3 bin 300 dolar alıyor. Yerel hastanede yapılan operasyonda böbreği alınan genç üç gün içinde taburcu ediliyor ve genç İPad’ine kavuşuyor. Ne kadar vahim değil mi? Bir de şöyle bir örnek var;  Çinli bir kız, kendisine yeni bir iPhone 4 alacak olan kişiye bekaretini vereceğini söylemiş. Olayın sonucu hakkında bir bilgim yok, lakin bunu bir insanın düşünmesi bile bir gariplik, körü körüne bağımlılık.

DSM-5’te internet bağımlılığı ayrı bir başlık altında inceleneceği yönünde haberler var. Hiç şaşırmadım, çünkü yaşıtlarım dahil birçok insan bu bağımlılığın pençesinde. İlerleyen zamanlarda markaların isimlerinin bile DSM’de yer alacağını düşünüyorum. ‘’Apple Bağımlılığı’’ ya da ‘’Mango’nun Sebep Olduğu Anoraksıya Nevrozu’’ bunlar tamamıyla latife, fakat markalar öyle bir hale getirdi ki toplumu yüz milyonlarca modern köle yarattı kendine.  Paranızla bile kendinizi azad edemeyeceğiniz bir kölelik.

Steve Jobs’un amacı belki bu saydıklarım değildi, bilinmez. Ama o kendini bilen insanların hayatını kolaylaştırdı, olmayacak denilen birçok meselenin sonunda ortaya çıkıp ‘’oldu’’. Başarılı ve sayılı bir beyindi, umarım şimdi istediği yerdedir.

‘’Hayatın her gününü son günün gibi yaşarsan bir gün haklı çıkarsın.’’(Steve Jobs)

Kişisel Web Sitem;

www.gokhanergur.com

Bu yazı toplam 4494 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
selimsoyut
2011-10-08 00:13:53
belki tanimi biraz degistirmek lazim...
Yazinizdaki marka bagimliligi konusuna katilmakla birlikte internet bagimliligi taniminizi biraz degistirmek gerekli oldugunu dusunuyorum. İnternet uzerinden fatura odemek,bilet alabilmek,vergi odeyebilmek ruhu kaybetmek degil hayati kolaylastirmaktir, hele de Turkiye gibi uzun odeme kuyruklarin olusabildigi bir ortamda,ozellikle de calisan insanlar icin cok onemli bir arac olmustur internet. Yasanabilecek is gucu kaybinin ortadan kalkmasi da baska onemli bir avantaj. Sonuc olarak teknoloji dogru kullanildigi surece hicbir problem olusmaz, yeterki duracagimiz noktayi bilelim!
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim