• BIST 107.303
  • Altın 153,333
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 10 °C

Sosyal Psikiyatri Açısından Sigara Alışkanlığı

Sosyal Psikiyatri Açısından Sigara Alışkanlığı
Prof. Dr. Adnan ZİYALAR Sızıntı Dergisinde "Sosyal Psikiyatri Açısından Sigara Alışkanlığı" başlıklı makalesinde sigaranın sosyal boyutu ve ruh sağlığı konusunda çarpıcı tespitlerde bulunuyor.
Prof. Dr. Adnan ZİYALAR / SIZINTI DERGİSİ
İnsanların sigara ile olan arkadaşlık ve yakınlaşmasının çok uzun yıllara dayandığı bilinmektedir. Bu maddenin keyif verici ve psikolojik bir rahatlama husule getirici tesirlerinin yanısıra özellikle kalp damar sistemi, solunum sistemi, mide barsak sistemi ve üreme organları üzerindeki olumsuz tesirlerinin bulunduğu da bilinen bir şeydi. Bu zararlı tesirlerinin kişiden kişiye değiştiği ve ancak zayıf bünyeli kimselerde rahatsızlık verici ölçülere vardığı sanılıyordu. Bu sebeble de sigara ve tütünün benzer yollarla kullanılması giderek yayılıyor ve bir kitle alışkanlığına dönüşmekte gecikmiyordu.

Ne acıdır ki tıp dünyası da bu maddeye karşı uzun yıllar kayıtsız kalmış, sadece palyatif, nasihat kabilinden, zayıf ifadelerle iktifa edilmişti.

1950’li yıllarda bir İngiliz hekimi olan R.Doll ve çalışma arkadaşı AB.Hill tarafından yapılmış bir çalışmada sigara ile kanserin bağlantılı olabileceği iddiası dünya hekimlerinin dikkatini birden bu maddeye karşı ciddi bir şekilde çevirdi ve bu konu ile ilgili çalışmalar bir çığ gibi büyüdü.

1962 yılında “Rolay College” hekimleri ortak bir sigara raporu hazırladılar.

1964 yılında hadise Amerika’ya sıçradı ve “surgeon-general” de sigara ile ilgili ilk rapor neşredildi.

1967 yılında New York’ta Sigara ve Sağlık konulu ilk Dünya Konferansı toplandı.

Bu gelişmeler İngiltere’de tesirini gösterdi ve Hükümet sigaraya karşı İngiliz halkını şuurlandırmak ve korumak amacı ile 1968’de bir “Halk Eğitim merkezini” kurdu.

1969 yılında bu konsül ilk hamlesini yaptı ve İngiltere çapında bir anti sigara kampanyası başlattı.

Bütün dünya konuyu kavramaya ve bu çalışmalardan etkilenmeye başlamıştı. Aynı yıl WHO, (Dünya Sağlık Teşkilatı) meselenin ehemmiyetini idrak etti ve bu zararlı madde ile ilgili lik raporunu bildirdi. Bu bildiri sigaraya karşı başlatılmış olan mücadelede çok önemli bir merhaleyi oluşturuyordu. Artık bütün dünyadaki hekimler ve sağlık kuruluşları, sigaranın gerçekten zararlı olduğunu tesbit etmişler, ortak bir görüş ve ortak bir tavır benimsemişlerdi. Düşman tanınmıştı, ferdi bir alışkanlık yapan madde olmadığı, bütün dünya insanlarını tehdit ettiği ve gelecek nesilleri de olumsuz yönde etkilediği anlaşılmıştı.

1975 yılında New York’ta Sigara ve Halk Sağlığı konulu üçüncü Dünya Konferansı toplandı.

1979 yılında Stokholm’ de dördüncü Dünya Konferansı toplandı ve sigara zararlarını bildirir bir rapor yayınlandı.

Bu anti-sigara kampanyasının sonuçları son derece yüz güldürücü oldu, nitekim kısa bir süre sonra WHO, (Dünya Sağlık Teşkilatı) bütün dünyada kişi başına 2 kilogram olan yıllık tütün tüketiminin 0,8 kilograma düştüğünü açıkladı. İngiltere’de Royal College hekimler birliği pipo içicilerin oranında çok önemli bir düşme tesbit edildiğini bildirdi.

Amerikan Psikiyatri Cemiyeti “DSM III” adlı psikiyatrik hastalıkları sınıflayan ve tariflerini yapan kitabında “habit forming drug” iptila yapan maddeler içinde sigarayı da aldı ve böylece sigaraya ilk defa bir tıp literatüründe organik bağımlılık yapan ve bedeni zararları yanında psikolojik zararlarının da olduğu açıklanan bir madde olarak tarif edildi.

Sigaranın bu kısa tarihçesinden sonra şimdi de ferdi ve insan toplulukları üzerindeki tesirlerinden bahsedelim. H.Russel, sigaranın psikolojik bir hastalık olduğunu ve bu hastalığın iptila özelliği taşıdığını bildirmektedir. Bu alışkanlığın organik veya psikolojik olarak ayrılması pek mümkün değildir. Sigara içen her dört kişiden üçünün pek çok kere bu maddeyi bırakma teşebbüsünde bulunduğu, böyle bir isteği olduğu bilinmesine rağmen bırakanların sayısı oldukça düşüktür. Bu hadise organik bir bağımlılık için doğrulayıcıdır. Her ne kadar bu maddenin terk edilmesinde ortaya çıkan “withdrawal” gerileme belirtileri alkol ve eroin de olduğu kadar şiddetle geçmese bile DSM III’ ün de kabul ettiği şekilde bulantı, kusma, konsantrasyon zorluğu, yorgunluk ve kalp ritminde değişiklik şeklinde organik kesilme belirtileri husule gelmektedir. Bir saat içinde en az üç sigara içen bir tiryakinin sigarayı bırakma teşebbüsü halinde ciddi bir kesilme sendromu ile başbaşa kalacağı bilinmektedir.

Pek çok insanın sigarayı “sadece merak saiki ile” dudaklarına almaktadır. Arzu edilen, bu maddeyi içerek tanımak değil, toplum içinde yeteri kadar büyümüş görünmek arzusudur. Sigara içmenin “body image” beden imajı geliştirme arzusu ile bir paralellik gösterdiği ifade edilmektedir. Çok yiyerek, sporla adelelerini geliştirerek kişinin mekanda “daha geniş bir hacim işgal etmek” gibi bir eğilime kapıldığı, sigara içme sırasında da beden buudlarının sigara dumanının yayıldığı ölçüde genişlediği duygusunu almanın insana emniyet ve huzur verdiği düşünülmektedir.




Beden imajını çevresindeki diğer yetişkinler ve büyükler kadar genişlemiş hisseden yeni yetişmekte olanlar, bu yoldan çevresindeki kişilere artık bir büyük olduklarını ispatlamanın kolay bir yolunu bulmaktadırlar. Sigara içmenin yeni yetişmekte olana artık ‘büyüdüğü, sosyal olgunluğa erdiği ve en önemlisi erkek olduğu ve cinsel olgunluğunu tamamladığı imajını çevresine ve karşı cinse verme imkanı sağlar görünmektedir. Çevrenin delikanlıdaki bu alışkanlığı tasvip eder ve hoşgörür bir şekilde davranması içme olayının sıklıkla tekrarlanmasına sebeb olmakta ve bu ikinci safhada nikotinin hipotalamik sistem üzerindeki farmakolojik etkilerinin başlaması başlangıçta sadece sosyal sebeblerle başlatılmış olan bu davranışın artık organik bir alışkanlık haline dönüşmesine sebeb olmaktadır.

Tıpkı diğer madde alışkanlıklarında olduğu gibi sigara alışkanlığında da en önemli hadise doz artırma mecburiyetinin ortaya çıkmasıdır. Doz arttırma mecburiyeti ile beraber paket taşıma devresine giren delikanlı veya genç kız daha fazla maddeyi daha kısa zamanda teneffüs edebilmek için giderek daha derin nefesler çekmekte ve daha fazla madde beyin dokusuna ulaşmaktadır. Böylece başlangıçta sigaranın dudakta tutulması şeklinde başlayan hadise acıkma ve zehirlenme devreleri halinde sürekli tekrarlanmaktadır. Bu içme şeklinin ‘Smoking pattern” değişmesi kişinin karakterini ve davranışını da etkilemekte ve değiştirmektedir. “Assortative mating” dengi dengine kaidesine göre de içenlerin yanında yerini almakta ve her açılan paket önce karşısındaki insana uzatılmakta ve sigara şahsi kullanılmakta olan bir madde olmaktan çıkıp ortak kullanılması mecburi bir madde alışkanlığı oluşturmaktadır.

Russel, sigaranın kendine has bir “subculture” alt kültür yapısı olan topluma ait bir madde alışkanlığı olduğu fikrini savunmakta ve en tehlikeli yönünün aşağıda belirteceğimiz diğer madde alışkanlıkları ile bağlantı kurması ve bu maddelerin içilmesinin ve alınmasının kolaylığını sağlaması olduğu görüşünü getirmektedir. Bunlar;
Esrar, hemen bütün dünya ülkelerinde sigara beraberliğinde alınan bir maddedir. Jamayika’ da halkın % 60’ının bölgede “ganja” olarak tanınan esrar maddesinin müptelası olduğu, Khat adlı bir madde de hemen bütün Afrika ülkelerinde yaygın olarak kullanılmakta ve sigara ile çok yakın işbirliği ve arkadaşlık içinde bulunmaktadır.

Ülkemizde sigara ve esrar kaynaşmış iki düşman olarak karşımıza çıkmaktadır. Esrar maddesinin en kolay kullanılan şekli sigara içine sarılmak sureti ile olanıdır. Bu yönüyle sigara kendisinden daha tehlikeli bir zehirin koruyuculuğunu yapmakta ve ona arka çıkmaktadır.

Sigara ile yapılan mücadelede neler yapılabilir, İngiltere’de HEC (Halk Eğitim Merkezi) ve ASH (Halk Sağlığı ve İçme Hareket Merkezleri) aşağıya çıkarmış olduğumuz tedbirlerin mücadelede başarılı bir yol olduğunu bildirmektedirler. Bunlar sırasıyla,

a— Halkın sigara zararları konusunda şuurlandırılması ve dikkatlerinin çekilmesi, özellikle hekimlerden oluşan bir baskı gurubunun kurulması ve sürekli olarak sigara konusunun bu gurup aracılığı ile basın ve yayın organlarında canlı tutulması. Belirli aralıklarla kampanyalar açılması ve halkın bu kampanyalara katılmasının sağlanması.

b— Kanunlar yolu ile mücadele. İngiltere, 1965 yılında sigaranın televizyondan reklam edilmesini yasaklayan bir kanunu kabul etti. 1980 yılında 16 yaşın altındaki çocuklara sigara satılmasını yasakladı. Norveç 1973 yılında tütünden mamul her çeşit maddenin televizyon ve yayın organlarında reklam edilmesini yasakladı. Ancak çok acıdır ki bizim ülkemizde ithal malı yabancı sigara ve tütün mamullerinin girişi ile beraber sayfa sayfa gazete ilanları görülmeye başlandı ve şehrin en güzel görüntü veren mahallerinde duvar boyu sigara reklam panoları asıldı.

c— Sosyal kontrol mekanizmasının işletilmesi, toplu mahallerde sigara içilmesinin yasaklanması ve menedilmesi. İngiltere 1971 yılında toplu taşıt vasıtalarında, tiyatrolarda ve konser salonlarında, 1972 yılında uçaklarda sigara içilmesini men etti. Bu yasakların bir kısmı bugün için bizim ülkemizde de uygulanmakta ise de çoğu kere sınırlı ve yetersiz kalmakta ve halkın konuya iyi şuurlandırılmaması sonucu iyi bir sonuç alınamamaktadır.

d— Fiat kontrolu. Bu metodun pek çok ülkede özellikle İngiltere’de çok etkili ve faydalı olduğu görülmüştür. Fiatların yükselmesi içimi azaltmakta ve tersi sigara içilmesini artırmaktadır. Ancak bizim ülkemiz insanının psikolojik yapısı ve kendine has davranışı bu yoldan bir fayda sağlamanın zorluğunu akla getirmektedir. 5zellikle gelir düzeyi düşük olan kesimin dudaklarından eksik olmayan yabancı kaynaklı sigaraların fiat unsurunu hiçe indirdikleri göstermektedir.

f— Sigarayı bıraktırma tedavileri. Sigarayı bıraktırmaya yönelik ilk hastahane 1958 yılında İngiltere’de Sölford şehrinde açılmıştır. Bu gün için 40 civarında klinik bu işi yapmaktadır. Hükümetlerin bu hastahanelerin çalışmalarını pek ciddiye almayışı ve destek sağlamayışı ülke çapında hizmet vermelerine engel olmaktadır. Ancak varlıkları ve halkın gözüne bir sigara hastalığı hastahanesi olarak görünmelerinin bile çok faydalı psikolojik tesirlerinin olduğuna inanıyoruz.

g— Halka yönelik tavsiyeler. Özellikle sağlık kesiminde çalışan personelin, sağlık bakanlığında çalışan bütün vazifelilerin, din adamlarının, öğretmenlerin, toplu iş yerlerinde çalışan üst seviyeli memur ve idarecilerin halka misal teşkil etmek gayesi ile sigara içmemeleri ve içenleri kırmadan, cezalandırmadan, ikna edecek şekilde uyarıda ve tavsiyelerde bulunmalarının da çok faydalı olacağına inanılmaktadır.

h— Sigarayı bırakmış olan kişilerin henüz başlayanlar ve içenler üzerinde kendi aralarından çıkmış bir insan olarak içmeyen kimselerden daha fazla bir inandırıcılık gücüne sahip oldukları bilinmektedir. Bu gibi kimselerin amatörce hizmetlerinden çok önemli ölçüde istifade edilebileceği anlaşılmıştır.
Bu haber toplam 3263 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Hava Kirliliği Depresyona Mı Sokuyor?25 Şubat 2017 Cumartesi 20:25
  • Hatırlamak Mı Zor Unutmak Mı?25 Şubat 2017 Cumartesi 19:56
  • Hamilelik Psikolojisi Babalara da Yansıyor!25 Şubat 2017 Cumartesi 18:49
  • Acil Servislerde Görülen Psikiyatrik Durumlar02 Şubat 2017 Perşembe 14:22
  • Vajinismus Hastalarının 8 Fobisi22 Ocak 2017 Pazar 13:40
  • Antidepresanlar Boşanmayı Etkiliyor11 Ocak 2017 Çarşamba 20:20
  • Psikiyatrik Tedavide Beyin Chek-Up'ı Önemli10 Kasım 2016 Perşembe 07:41
  • Akran Zorbalığının Nedeni?07 Kasım 2016 Pazartesi 19:33
  • ANKSİYETE BOZUKLUKLARI31 Ekim 2016 Pazartesi 18:11
  • Fobik Misiniz?28 Ekim 2016 Cuma 16:28
  • EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim