• BIST 106.736
  • Altın 141,224
  • Dolar 3,5208
  • Euro 4,0963
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 28 °C

Sosyal medya: Tam pansiyon teşhir vaadi

Sema Karabıyık

İngiltere'de bir hayır kurumunda çalışan 42 yaşındaki Simon B. intihar ettiğini facebook'taki sayfasından duyurduğunda, tarih 25 Aralık'ı gösteriyordu. 1408 kişiden oluşan arkadaş listesinin kayıtlı olduğu sayfasına 'Haplarımı içtim, yakında ölmüş olacağım' yazdı. Listedekilerden bazıları mesajı şaka olarak algılayıp kendi seçimin yazarken; bazıları da dikkat çekmeye çalışıyor diye yazdı. Bazıları ise sadece beğen tuşuna basarak mesajın içeriğiyle ilgilenmedi bile. Simon B. intiharı bir yardım çığlığı olarak kullanmak istemişti, çığlık 1408 kişinin sayfasında yankılana yankılana karşılık bulamadan kayboldu gitti.

Video paylaşım siteleri, bloglar, facebook, twitter... Sosyal medya hayatımızda neden ve nasıl bu kadar çok yer işgal ediyor?

Kişinin gerçek hayatta tanıdığı, iletişim içinde bulunduğu insan sayısı ne kadar az ise facebook'taki kayıtlı sanal arkadaşı o kadar çok! Gerçek hayatta bir kişi yetiyor insana. Sanal alemde her şey sayılara endeksli olduğu için yetmiyor. Önce agresif bir şekilde ünlülerden başlayarak ekleniyor kişiler arkadaş listesine. Devamında tanımak, ismini duymuş olmak bile gerekmiyor; sadece onaylama ihtimali olması yetiyor eklenen kişilerin.

Facebook yirmi milyon kullanıcıya ulaştığında; herkes gibi olmaktan, herkes arasında bulunmaktan sıkılanların imdadına Twitter yetişti. Şimdilik bir milyon kullanıcı mutlu mesut twitleşiyorlar. 140 vuruşta şu anda ne yapıyorum sorusuna cevap arayan Twitter, tam bir yargı cehennemi. Kendi kendine söylenmek gibi. İzlenmenin ve izlemenin nasıl bir his olduğunu merak edenlerin gözdesi.

Obama etkisiyle siyasilerin özel ilgisine mazhar olan Twitter; seçim dönemi yaklaştıkça daha çok kullanılacak ve ilgi görecek. Seçim stratejilerinin sergilenme yeri olacak.

Polemikler, magazin atışmaları Twitter üzerinden yapılıyor artık. Medya şöhretleri magazin basınının uğrak yerlerinde uzatılan mikrofonlara polemik çıkaracak cümleler sarf ederek korurlardı şöhretlerinin tazeliğini. Şimdi Twitter'da bir hesap açıp twitlemek yetiyor da artıyor bile. Twitter muhabirleri anında haberleştirdikleri için twitleri, her dem taze yargılar, taze polemikler ortalarda dolaşıyor.

İzlediği bir televizyon programı hakkında beğenilerini ya da eleştirilerini paylaşanlar; o anda ne yaptığını şeffaf bir şekilde duyuranlar; köşe yazarlarından daha yazar olanlar; ünlülerin hak etmedikleri bir üne sahip olduklarını, aslında kendilerinin daha zeki, daha kültürlü, daha hazırcevap olduğunu ispat etmeye çalışanlar. Sevdiklerinden daha çok sinir katsayılarını yükseltenleri takip edenler, öğrenmekten daha çok öğretmeye talip olanlar. Kısacası kendini göstermeye çalışanların toplaştığı bir yer Twitter. Sanal sözlüklerle hayatımıza dahil olan yorumlama/yargılama/haddini bildirme olayının evrim geçirmiş hali.

Herkes hem her şeyi bilmek istiyor hem herkesin hakkında her şeyi bilmesini. Kişi kendini izler kıldığında, insanların kendisi hakkında yorum yapmasını sağladığında, birey olduğunun bilincine varıyor. Kendi halinde bir girişimci haline getirilen modern insan; hayatını ince hesaplarla bir yatırım aracına, bir şov programına çevirebilme becerisine sahip her türlü platformda. Varlığını kapitalizmin bir ürünü olarak kurguladığında değerli hissediyor çünkü kendini. Çok şeffaf, çok dürüst iddiasında; kendinden başka bir karakter yaratıyor. TV ekranından tanınan oldukça nazik, anlayışlı kişiler sosyal medyada bir anda klavyenin şiddetine yenilebiliyorlar rahatlıkla. Hangisi gerçek sorusu sorulduğunda bu kişiler hakkında; verilen cevap, ikisi de değil oluyor. Çünkü hem TV rol hem sosyal medya. Hayatlarını ve karakterlerini tekrar ve tekrar yorumluyorlar sosyal medya aracılığıyla.

Ünlü olmak için büyükşehirlere kaçmaya gerek kalmadı, sosyal medyada yerinizi almanız yeterli.

Sosyal medya nasıl bu kadar hızla kabul görebiliyor? Gerçek hayattaki neyin karşılığı sorularına cevap ararken; Hal Niedzviecki'nin Dikizleme Günlüğü kitabı yetişti imdadıma. Youtube, bloglar, facebook, twitter bütün sosyal ağları irdeleyen yazar, neden sorusuna şöyle cevap veriyor kitapta.

Endüstri Devriminden önce insanlar küçük kasabalarda yaşardı. Herkes herkesi tanır, herkes birbirinden ne bekleyeceğini bilirdi. Sözlü kültürün etkili olduğu kapalı ve küçük toplumlarda dedikodunun gücü çok yüksekti. Dedikodu çoğu zaman gerçek sayılır ve bir insanın saygınlığını ve yerini yerle yeksan edebilirdi. Dedikodu bir gruba ait olma ve o grup tarafından kabul görme ihtiyacını tatmin ediyordu. İnsanların özel hayatları hakkında konuşmak, gelenekleri ve sosyal düzeni korumak için güçlü bir araçtı. Dedikodu sayesinde kişi kendini diğerleriyle kıyaslama fırsatı buluyor, bu sayede kendi hayatına ilişkin genel bir fikir sahibi olabiliyordu.

İnsanları birbirine bağlayan dedikodu; utanç duygusu ve bilinme arzusuydu.

Sanayileşme ve şehirleşme sonrası sosyal çevre değişti. Kalabalık şehirlerde tanıdık insan sayısı azaldı, ilişkiler yüzeysel. Her yerde gelip geçici olduğunun farkında kişi. İş değiştirmek, ev değiştirmek her an söz konusu olabilir. Yer değiştirmelerin de etkisiyle; kimlik, geçmiş sürekli yenilenebilir, kişi kendini yeniden inşa edebilir. Utanç duyması mümkün değil çünkü tam anlamıyla tanıyan kimse yok hayatında. Dedikodusunu yapan, toplum standartlarına uygunluğunu kontrol eden kimse yok. Diğer insanlardan ayırt edilebilmek için, kitleler tarafından yok sayılmadığını anlamak için ayıplanmaya bile gönüllü katlanıyor modern insan.

Dikizlemenin hayatımızın bir parçası haline gelmesinin sebebi, koloniler halinde yaşarken benliğimizi saran uyum ve farkındalığa duyduğumuz özlemden başka nedir ki diyor Hal Niedzviecki.

Dikizleme Kültürünün bir parçası haline gelerek, hem hayatımızdaki boşlukları doldurmaya çalışıyoruz hem de dedikoduyu yeniden işlevsel kılmaya.

Bu yazı toplam 3228 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
akıncı
2011-02-08 22:18:04
mail adres
mailimiz eksil çıkmış, düzeltelim, aknczulfikar@gmail.com ayrıca, face de aknczeballah@gmail.com dan ekleyince ulaşılabilir bazı çalışmalarımıza.. AKINCI ZÜLFİKAR Psikolog-Muharrir
akıncı zülfikar
2011-02-05 02:53:51
bbg, otel, star yarışmaları, diziler..
Prof Erol Güngör der ki; yanlış hatırlamadıysam şöyle bir manada bir sözü vardı Ahlak Psikolojisi ve Sosyal Ahlak adlı kitabında; “cinsellik bireysel olarak ucuzladığında bedeli halk olarak pahalıya ödenir”” Bakınız; Yahudiliğin sapık mezheb olarak gördüğü Sabatayist Yahudilikte, “Mum Söndü” diye bir komünal sex ayini vardır. Buna dair tarihi verilerimizi merak edenler akczulfikar@gmail.com dan bu konudaki reddiyemizi isteyebilirler buraya sığmaz uzunca birkaç çalışma.. Hemen belirteyim, Tanzimat ve sonrası süreçlerde, ittihatçılar zamanında vs Balkanlar’da çok sayıda Bektaşi tekkelerine sızdığı hatta pir dede dedebaba vs bile oldukları için Sabataylar, bir süre sonra Bektaşilik dolaylı olarak da Alevilik, mum söndü ile anılır olmuş bazılarınca, ama bir yanılgıdır, bu gün medyada ağzında mum söndüyü kaçırıp da hem alevi vatandaşlara iftira eden hem de iki toplumu kışkırtan showmen Sabataylardır asıl mum söndü mahsulü.. Haliyle alevi tabanı da bu Dönme Sabatayları Sünniden ve Türkten saydıgı, öyle sandıgı için böyle bir gerilim üretiliyor, belki de bu bilerek yapılan bir provakedir.. Velhasıl Mum Söndü Sabatayizmde olan bir pisliktir, Alevi vatandaşlar hakkındaki bazı şayibeler hem dediğim gibi bir yanılgıdan -sabatayların Bektaşi tekkelerine sızmasından dolayı- kaynaklanmakta hem de yine bu Sabataylar tarafından yayılmaktadır iftira olarak.. Ve 1924’de TBMM kürsüsünde Sabatayist Karakaşlardan ve Kapancılardan –iki muhalif sabatay yahudi grubudur- bazı mebusların tartışmaları sonucu kendi dilleriyle deşifre olmuştur Mum Söndü. Buna tarihçiler bilir, “1924 Karakaşzade Rüşdü” olayı denir. Yine dönemin Vatan ve Vakit gazetelerinde de atışmışlardır, ve bu atışmalar, mecliste olanlar TBMM resmi kayıtlarına girdiği gibi, dönemin gazetelerine ulaşanlar da mevzuyu daha iyi anlayacaklardır..Karakaşzade Rüşdü verdiği önergede hazır hilafet vs tarikatler vs her türden din ve dini yapılanma yasaklanıyor kaldırılıyorken gibi, sabataylığın da ilga edilmesini istemiştir. Dönme lafı veya Mum Söndücü lafı artık dayanılmaz bir yük olmuş olmalı bu topluma ki bunu önermişlerdir resmi olarak. Ve o tartışmalar da iki gruptan da mebuslar açıkça birbirlerini mum söndü ile suçlamışlar, ve her iki grup da “Biz eskiden yapardık artık yapılmıyor, ama sizde hala var” diye atışmışlardır. Böylece halk arasında senelerdir var olan bazı dedikoduların ötesinde ilk defa “içerden itiraflar” olarak hem de “resmi kayıtlara” geçmiş Sabatayistlerdeki varlığı, Dini bir ayin oldugu vs tescillenmiştir Mum Söndünün.. Ve Sabatayismde senede bir gün 22 adar veya dört gönül bayramı veya kuzu gecesi bayramı veya namı diğer Mum Söndü bayramı denen ve senede bir gecede yapılan sadece evli çiftlerin bildiği ve iştirak ettiği bu gecelerden doğan gayrı meşru çocuklar “kutsal” kabul edilirdi. Ölmüş olan Mesihleri Sabatai Sebi’nin bir gün dünyaya yeniden böyle çocuklardan birinde tecessüm ederek geleceğine inanırlardı.. Bu konularda her türden bilgi ve belge için benimle irtibata geçebilirsiniz.. Ve bu gün, ikibinlerden sonra BBG evi, Otel gibi programlarla, Avrupa da başlamış ve derhal Türkiye ye gelmiş ve anında da buradan İslam Ülkelerine uzanmış olan bu tür komünal ilişkileri idealize eden yayınlar, kimin eli kimin cebinde belli olmayan, “kim kimin nesi oluyor” dediğinizde cevabı “herkes herkesin eşi-sevgilisi-partneri” diye cevap aldıgınız bu tip Aile-namus-nikah mevhumunu yok etmek ve Milli bağları felç etmek isten yayınları yapan medya patronlarının da Sabatay kökenli oldugu asla gözlerden kaçmamıştır.. Bu gün Amerika’da komünal sex ayinleri olan “Yeşil Yol” isimli tarikat, ki lideri A. Giray Atatur dur, dedesi Edip Zeki Atatur, Üsküdar Bülbülderesi Sabatay Dönme mezarlığındadır; Sabatayisttirler aslen.. Yani bu tür çirkefliklere alışkındırlar aileden.. Ve herkesi de kendileri gibi yapmaya çalışıyorlar.. Yine, ülkemizde mevcut örtülü -mü göstere göstere mi artık siz karar verin- Kast sisteminde, tüm mesleklerin elitleri hemen hep Yahudi-Sabatay asıllı ailelerin elindedir maalesef.. Bakıyorsunuz Paryalar yani Anadolu gençleri popstar, star, kabiliyet hüner vs tabelalar altındaki yarışma programlarına geliyor binlerce mankurt paryamız, ta geceden gelip diziliyor kulislere, aman oradaki dört tane Sabatay cahil bunları beğenecek diye, önlerinde bin türlü takla atıyorlar, açılan saçılanlar, şebekleşenler vs.. Yazık bu halka yazık.. Sınıflar arası geçişin olmadığını bilselerdi keşke.. Eski devletlerimizi tenkit edenler; cariye idi kölelik idi mevzularına sebep; baksınlar kendi laikçi-judaist elitist sistemlerine; o zamanın kölesi en azından köleliğinin farkında idi ve de bir çok hakları vardı bir değeri vardı; bu günkü köleler ise köle olduklarını da kabul ettiremiyoruz maalesef..
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim