• BIST 108.673
  • Altın 153,107
  • Dolar 3,8275
  • Euro 4,5102
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 8 °C

Şiddete yatkın kişilikler ve şiddet öğretileri

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

haber7.com


Geçmiş asırlara kıyasla bugün daha zengin ve daha kültürlüyüz, ama daha fazla mutlu değiliz. En büyük savaşlar bu çağda çıktı; en büyük terör eylemleri yine bu çağda gerçekleşti.

Batı’nın değerleri, ekonomiyi canlandırmak için tüketimi ve rekabeti alabildiğine teşvik etti. İnsanları daha çok kazanmaya, daha fazla şeye sahip olmaya, daha çok şey istemeye sevk etti. Böylece, her şeye sahip olmak isteyen, bencil, çıkarcı ve başkalarının haklarına saygı duymayan bir insan modeli gelişti.

Beyinde acıma ve pişmanlık duygusu

Antisosyal kişilerin beyninde acıma, pişmanlık, suçluluk duygularının faaliyet gösterdiği alanlarda fonksiyon azalması olmaktadır. Buna karşılık, kin ve öfkelilikle ilgili beyin hücreleri daha işlevseldir. Bu kişiler suçu normal bir olay gibi işlerler.

Beyninin böyle alanları iyi çalışmayan bireyler özel yöntemlerle “beyin yıkamaya” maruz kalırsa, sosyal ve politik idealleri için canavarca eylemlere şartlandırılabilirler. Sosyal ve politik ideale inandırılmış antisosyal bir kişiden daha tehlikeli bir canlı bomba yoktur. İntikam isteyen, haksızlığa uğradığına inandırılan, sosyal ve politik bir ideale şartlandırılan antisosyaller dünyanın geleceğini tehdit etmektedirler.

Şiddete karışan ve buna yatkın olan kişiliklerden kısaca bahsedelim:

Antisosyaller

Antisosyaller yalan söylerler. Ceza almasına sebep olacak eylemlerde pişman olmadan bulunurlar. Bu kişiler kendisinin veya başkasının güvenliği konusunda umursamazdırlar. Suçluluk duygusu yaşamazlar, vicdan azabı gibi kaygıları yoktur. Gelecek için plan yapmayı sevmezler. Dürtüsel yaşarlar. Amacına ulaşmak için kavgacı, sinirli saldırganlığı yöntem olarak seçerler. Kafa yorduğu konu menfaat ve zevklerini tatmindir. Antisosyaller başkalarının haklarına saygı duymazlar.

Narsisistler

Narsisistler kendilerini çok önemli ve vazgeçilmez hissederler. Başarı ve yeteneklerini abartırlar. Kendilerini özel ve önemli görürler. Benzeri bulunmaz bir kişi olduklarını düşünürler.

Narsisistler kendilerine yöneltilen eleştirilere öfkeyle karşılık verirler. Daima ayrıcalık, özel muamele beklentisi içindedirler. Başkalarını anlayamazlar ve onların zayıf taraflarını kullanırlar.  Narsisistlerin kafa yorduğu konular başarı, güç, zekâ, güzellik ve kusursuz sevgi gibi düşüncelerdir. Çok kıskançtırlar.

Paranoidler

Dostlarından, iş arkadaşlarından ve diğer insanlardan yersiz yere hemen kuşkulanırlar. Bu kişiler arkadaşlarının kendisine bağlılığını ve güvenini sık sık sorgularlar. Her olayda kendisine kötülük yapılabileceği anlamını çıkarırlar. Aşırı ketum olurlar hiç sır vermezler. Kin besler ve hataları bağışlamayı sevmezler. Görmezden gelinmesine karşı öfke beslerler. Paranoidler dost ve düşmanını karıştırırlar. Hep güven bunalımı içinde yaşarlar. Haksızlığa saldırıyla karşılık verme eğilimindedirler.

İfade etmeye çalıştığım her üç kişilik yapısının temel örüntüsünden anlaşılacağı gibi, bu tiplerin, kendilerine yönelen tehditlere ve haksızlıklara karşı şiddete başvurma eğilimleri fazladır.

Bazı şiddet öğretileri:

Machiavelli

İdealist insan, düşünce ve gücü karşı kaşıya getirir. Yeniliği getirmek için ya rica ve yalvarma yolu seçilecek veya güç kullanılacaktır. Rica ve yalvarma ile hiçbir şey başarılamaz.

Hobbes 

İnsan insanın kurdudur.

Darwin

Hayat bir mücadeledir; doğal ayıklanma vardır; kuvvetli olanın ayakta kalabilmesi için zayıf olanı yok etmesi doğrudur.

Marx ve Engels

Şiddet tarihte devrimci bir rol oynar. Bağrında yeni bir toplum (sosyalizm) taşıyan eski toplumun (kapitalizm) ebesi şiddettir. Tarihsel gelişimi harekete geçiren etken sınıf kavgasıdır.

Hitler

Alman ırkı ari ırktır; dünyaya hakim olması için zayıf ırklar yok edilmelidir.

Sorun çözmede demokrasi kültürüne geçiş

Günümüzde Gandi, Martin Luther King, Mandela gibi şiddete başvurmayı hak aramada ve sorun çözmede yöntem olarak kabul etmeyen değerler yükselmektedir. Bu durum, şiddet kültürünün demokrasi kültürüne değişimi olarak algılanmalıdır.

 Aşağıdan gelen şiddet

Karşıt görüşlü kişiler ve grupların şiddete yönelmesidir. Açlık, yoksulluk, etnik veya ideolojik nedenlerle başlar. İlkel ve yereldir, iyi örgütlenmemiştir. Eğer şiddetin gerekçeleri çok kuvvetli ise Fransız ve Rus devrimlerindeki gibi örgütlenerek halk hareketi haline gelebilir.

Yukarıdan gelen şiddet

Monarşi veya oligarşide hesap verme duygusu yoktur. İnsanlık tarihinde deneme-yanılma yöntemi ile özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi düzeyine geliş, toplumsal şiddetin en aza inmesi ile eşdeğerdir. Gerçek demokraside ülkeyi yönetenler, yani devlet, halka karşı hesap vermek durumundadır. Aksi takdirde Saddam Hüseyin ve Hitler gibi çağdaş tiranlar ortaya çıkar. Çağdaş tiranlar akıllı ve nitelikli insanları sindirir veya öldürürler. Toplantılardan rahatsız olurlar; örgütlenme ve eğitimi çok kısıtlarlar. Yurttaşları birbirlerinden kuşkulandırırlar. Özel hayatı yok ederler. Yapay bir düşman seçip iktidarı sürdürme çabasındadırlar.

Fikrine güvenen şiddete başvurmaz

Demokrasinin bugün geldiğimiz düzeyi, şiddetin hak arama veya sorun çözme yöntemi olmaması gerektiğini ön şart olarak kabul eder. Özgür ve çoğulcu ortamda fikrine güvenen kişi fikrini ifade edebildiği için şiddete yönelmeyecektir. Fikirler çarpışacak, gerçekler ortaya çıkacaktır. Alternatif fikirlerin, farklı bakış açılarının ve aykırı düşüncelerin ortaya çıkması, toplumun olgunlaşması ve daha az hata yapması demektir. Şiddete başvurma öğretisi, yerini şiddete başvurmama öğretisine terk ettiği ölçüde, toplumsal şiddet azalacaktır. Fikrine güvenmediği için şiddete başvuran birey ve gruplar toplumsal itibar görmeyecektir.  

Kalem kılıçtan keskindir

İnsanlık tarihinin ilk çağlarından beri, bütün ilkel topluluklarda, eğitimsiz kişilerde şiddet ve saldırganlık, bir hak arama ve sorun çözme yöntemi olarak kullanılmıştır. Şiddet ve saldırganlık, düşünmeye önem vermeyen, muhakeme ile değil, içgüdüleri ile hareket eden insanların yöntemidir.

Eğitimsiz bir kişiden, haksızlığa uğraması halinde nasıl doğru davranmasını bekleyebilirsiniz ki?!  Mesela, elinden zorla oyuncağı alınan bir çocuk, arabasına çarpılan bir adam, inandığı değerleri yaşaması engellenen bir kişi eğer eğitilmemiş ise içgüdüsel olarak sorunu saldırarak çözmeye kalkışacaktır. Haklarını şiddet kullanarak almak isteyeceklerdir.

İkna yöntemi

Haksızlığa uğrayan kişi eğitimli ise, ikna ve inandırma yolunu seçecektir. Karşı tarafın kafasındaki soruları gidermeye çalışacak ve çözüm odaklı düşünecektir.

Fikrine güvenen kişi şiddete başvurmaz.

Şiddet ve öfke zayıflık işaretleridir.

Zor ama uzlaşmacı bir yol olan ikna ve inandırma yöntemi, en iyi hak arama yöntemidir. Çağımızın insanlarına üstünlük sağlamak ancak ikna ve inandırma yolu ile mümkündür. Sözden anlamayan ilkel kabilelerin yöntemini uygulayanlar, haklıyken haksız duruma düşeceklerdir.

O halde yapılacak şey; doğruyu doğru şekilde savunmak olacaktır.

Bu yazı toplam 3149 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim