• BIST 108.474
  • Altın 153,014
  • Dolar 3,8240
  • Euro 4,5048
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 8 °C

Saldırganlığın Psikolojik kültürel Boyutu Ve Vandalizm

Saldırganlığın Psikolojik kültürel Boyutu Ve Vandalizm
Tahripçilik kamu mallarına ya da bireyin tanımadığı kişilere ait mallara yönelik saldırganlıktır. Değişik görünümler alabilen tahripçilik çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir.

Yener ÖZEN,  *Fikret GÜLAÇTI,  *Yahya ÇIKILI

*Atatürk Üniversitesi, Erzincan Eğitim Fakültesi – ERZİNCAN


Tahripçilik kamu mallarına ya da bireyin tanımadığı kişilere ait mallara yönelik saldırganlıktır. Değişik görünümler alabilen tahripçilik çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir. Tahripçiliğin nedenlerinden birinin tahripçinin bazı kişilik özellikleri ve güdüleri olduğu, diğer bir nedenin de çevrenin bazı özelliklerinin olduğu öne sürülmektedir. Tahripçiliğin açıklanmasında, bireyin algılanan adalet düzeyi ve algılanan denetim düzeyi belirleyici rol oynuyor gibi görünmektedir.

Saldırganlık, insanın varoluşundan günümüze uzanan süreçte pek çok sorunların, çatışmaların sebebi ya da sonucu olarak gelişen olumsuz bir sosyal durum, acı bir gerçektir. Uzmanlar ise şiddetin kaynağını farklı nedenler etrafında toplarlar. Bazıları şiddeti içgüdüsel olarak, bazıları ise şiddetin niteliğini toplumsal olarak kabul ederler.

Saldırganlığı benimsemiş toplumlarda çevreden gelen küçük bir uyarı şiddet eylemlerinin ortaya çıkmasını sağlar. Çocuğun gencin içinde yer aldığı alt kültürde şiddetin değer kazanması, yüceltilmesi, insanlar arasında kin, kıskançlık, düşmanlık duygularının körüklenmesi de şiddeti arttırır.

İnsanda ihtiyaçların kendi çabasıyla ve diğer insanlarla rekabet ederek elde etmesi durumu “ekonomik bireyselcilik” olarak isimlendirilmektedir. Bu kişide sıkıntıya yol açar. Bu durum çok belirgin bir şekilde kırsal alanlardan ve tribal yaşam sürdürülen bölgelerden büyük şehirlere ve merkezlere gelen bireylerde ortaya çıkar. Terk ettiği bölgenin lokal, ataerkil, geleneksel otoritesinin kaybolması sonucu kişilerde kontrolsüz bir serbesti ve hürriyet anlayışı meydana gelmekte ve yeni yerleşim bölgesinde karşılaştığı zayıf otorite karşısında bir sorumsuzluk duygusuna kapılmaktadır. Yapamayacağı yetiştiremeyeceği ve başkalarından geri kalacağı korkusu saldırganlığı ortaya çıkarır. Burada beş önemli değişken söz konusudur.

İktidarsızlık: Ferdin kendi ve siyasal dünyasına tesir edemeyişi

Anlamsızlık: Davranışlarını yorumlayan inanç sisteminin olmayışı

Normsuzluk: Ferdi davranış üzerindeki sosyal normların gücünü düzenlemede bozulmalar

İzolasyon: Ferdin yüksek değerlerden, kendi inanç sistemlerinden ayrılışı

Kendine Yabancılaşma: Bir ferdin iç anlamsızlıktan ziyade, dışa ait beklentiler konusundaki davranış bağımlılığı 

TAHRİPÇİLİĞİN TANIMLANMASI   

Bu makalede bir çok ülkede toplumsal sorun olan ve ülkemizde de toplumsal sorun olma eğilimi gösteren ve saldırganlığın bir türü olan vandalizm üzerine durulacaktır.

Sanat eserlerinin, bankların, ya da masaların çakı ile kazındığını, sokak aralarına park edilen otomobillerin sert cisimlerle çizildiğini vb. sık sık duymuş ya da bu tür olaylara şahit olmuşsunuzdur.

Belediye otobüslerinin koltuklarını yırtmak; telefon kulübelerini tanınmaz hale getirmek; park, bahçe, dinlenme alanları, otobüs durakları gibi kamuya açık alanlardaki eşyaları ve sanat eserlerini kırmak, parçalamak, kesmek ya da oynamak; okul binalarının camlarını ve ampullerini kırmak, sıraların üzerlerini kazımak, gibi eylemler yapan kişilere tahripçi (vandal), kamu mallarına zarar vermeye yönelik olan bu tür eylemlerde bulunma eğilimine de tahripçilik (vandalizm) adı verilmektedir. 

Ekonomik boyutları da olan, oldukça önemli sosyal ve psikolojik sorundur. Tahripçilik kamu mallarına yönelik saldırganlık ya da bireyin hiç tanımadığı başka kişilerin mallarını hedef alan saldırganca davranışlarda bulunma eğilimi olarak da tanımlanabilir. Tahripçi bu davranışı kasıtlı olarak yapar; en azından yaptığı davranışlarla kamu mallarına ya da tanımadığı kişilerin mallarına zarar verdiğinin kendisi de farkındadır. Tahripçilik olarak nitelendirilen saldırgan davranışların ortak özelliği tahrip edilen, aşındırılan, çeşitli derecelerde hasara yol açılan ya da tümüyle kullanılmaz hale getirilen malların büyük bir kısmının kamu malı olması ya da tahrip edilen ya da tahrip edilen malların en azından bu davranışları yapan bireylerin hiç de tanımadıkları başka kişilere ait olmasıdır.

Tahripçilik, özellikle son yirmi yıldan bu yana, sosyal psikologların, sosyologların ve eğitim psikologlarının  vurguladıkları önemli bir toplumsal bir sorundur. Örneğin ABD’de tahripçilerin her yıl parklara, kitle ulaşım araçlarına, eğlence ve dinlenme alanlarına verdikleri zararın yaklaşık 4 milyon dolar olduğu ve bu eğilimin hızla yaygınlaştığı belirtilmektedir (De More, Fisher ve Baron, 1988:8091). Oysa tahripçilerin 1967 yılında yalnızca New York’ da telefonlara verdikleri zararın 4 milyon dolar olduğu belirtilmektedir (Zimbardo, 1973:196233). 1967 yılında okullarda kırılan 202712 pencerenin yenilenmesi için 1 milyon dolar harcandığı, yasadışı yollarla 2359 kez okullara girildiği ve 787.000 dolar zarar verildiği, 199 kez yangın çıkarma girişiminde bulunulduğu ve bunun da 154.000 dolar zarara neden olduğu belirtilmektedir. Aynı dönemde, kitle ulaşım sistemlerinde 100,000 dolar, parklarda 650,000 dolar zarara yol açıldığı, bu değerlerin bir önceki yıla göre %25 artış gösterdiği belirtilmektedir (Zimbardo, 1973:196233). Tahripçilerin kütüphanelerdeki kitaplarda ve katalog kartlarında yol açtıkları hasarlar da önemli bir sorun olarak ayrıca vurgulanmaktadır. Tahripçilik olarak nitelenen eylemler nedeniyle her yıl okullara verilen zararın ciddi boyutlara ulaştığı belirtmektedir (Zwier ve Vaughan, 1984; Goldstein, 1996:3545). Örneğin ABD’de daha önce sözü edilen Senato Alt Komitesi’nin 1975’de 750 okul bölgesinin tarandığı bir araştırmaya dayanılarak hazırladığı Güvenlik Okul Raporu’nda, 19701973 yılları arasındaki Amerika okullarında soygunların (robberies) %36.7, okulları soyma (burglaries) suçunun %11.8, ilaç ve alkol kullanma suçlarının %37.5 oranında artığı belirtilmiştir (Goldstein, 1996:3545). Okul Güvenliği Ulusal Derneği Yöneticileri de 1974’ Amerikan okullarında 9000 yağmalama olayı meydana geldiğini belirtmişlerdir. Califonia’daki devlet okullarında da, 19881989 öğretim yılında hırsızlıkçalma (larceny) olaylarının %24 oranında arttığı kaydedilmiştir (Goldstein, 1996:3545).

Okullarda hemen hemen her türlü tahripçilik örneklerine rastlanmaktadır. Okullar açısından ciddi ölçülere varan hasarlarla sonuçlanan eylemler olarak tanımlanan okul tahripçiliği(school vandalizm) nedeniyle, ABD’deki okullarda örneğin 1969’da 100 milyon dolar, 1970’de 200 milyon dolar, 1973 ’te 260 milyon dolar, 1975’te 550 milyon dolar, 1977’de 600 milyon dolar tutarında hasar meydana gelmiştir (Goldstein, 1996:3545). ABD Ulusal Eğitim Enstitüsü tarafından, tahripçilik nedeniyle her yıl okullarda meydana gelen hasarların yaklaşık olarak 200 milyon dolar tutarında olduğu tahmin edilmektedir (Zwier ve Vaughan, 1984; Goldstein, 1996:3545). Tahripçilik nedeniyle ortaya çıkan hasarların onarımı için yapılan harcamaların tutarını tahmin etmenin çok zor olduğunu belirten Clinard ve Meier de (1989), yalnızca okul tahripçiliği nedeniyle 1975 yılında 500 milyon dolar tutarında hasar oluştuğuna ilişkin bir tahminde bulunulduğunu belirtmektedir (Akt; Goldstein, 1996:3545). Ülkemizde, Bahar ve Çıkılı (2002), tarafından yapılan araştırmada üniversite öğrencilerinin sıra ve duvarlara kopya, memleket adı ve duygusal yazı yazdıkları tespit edilmiştir. Bu tür davranışlarda okul vandalizmi olarak adlandırılabilinir.

Ülkemizde de belediye otobüslerine, banliyö trenlerine, telefon kulübelerine vb. verilen zararlarla ilgili haberler, basınımızda zaman zaman yer almaktadır. Tahripçilik, ilk bakışta birbirlerinden farklı olgularmış gibi değerlendirilebilen farklı görünümler alabilir. Örneğin belediye otobüslerinin koltuklarını yırtmak, telefon kulübelerini kırmak, okullarda sıraların üzerini kazımak, caddede park etmiş olan bir arabanın kaportasını çizmek vb. gibi davranışlar, farklı görünümlerle ortaya çıksa da birer tahripçiliktir.       

Cohen (1973:2353) nitelikleri açısından birbirlerinden farklı beş tür tahripçilik tanımlamıştır:

Yağmalama ya da Adı Hırsızlık Olaylarıyla Sonuçlanan Açıkgözlü Tahripçilik:

Tahripçiliğin bu türü koleksiyon yapmak amacıyla ya da para karşılığında eskicilere satmak amacıyla yapılan adi hırsızlık olayları ve yağmacılığı içerir. Bazı otomobil armalarının çalınması, jeton çalmak amacıyla telefon makinelerinin, vb. kırılması buna örnek olarak gösterilebilir.

Bir Soruna Dikkat Çekmeye ya da Dikkatleri Kendi Üzerine Çekmeye Yönelik Taktik / İdeolojik Tahripçilik:

Bu tür tahripçilik belli bir amaçla başvurulan bilinçli bir taktiktir. Tahripçiliğin bu türü duvarlara yazı yazmak ya da pencere camlarını kırmak gibi çok farklı görünümler alabilir.

İntikam Almaya Yönelik Kinci Tahripçilik:

Kişinin kendisine karşı yapıldığını düşündüğü; gerçek ya da hayali bir haksızlığın intikamını almak için başvurduğu tahripçilik türleridir.

Bir Oyunmuş Gibi ya da Oyunun Bir Parçası Olarak, Bir Şeyleri Bozmaya ya da Zarar Vermeye Yönelik Oyunsu Tahripçilik:

Bu tür tahripçiliğin ortaya çıkmasında kötü niyet öğesinin rolü oldukça önemsizdir. Bunlar daha çok çocuklar arasında yarışma duygusu, merak ve becerilerinin sergilenmesi sonucunda ortaya çıkar. Örneğin kim daha çok sokak lambası kırabilir? Çocuklar bu tür bir yarışma ve becerilerini sergileme fırsatı bulduklarında oyunsu tahripçilik olarak nitelendirilen türde hasarlar oluşmaktadır.

Bir Kişiye Olan Öfke Ve Saldırganlığı Tepkisel Bir Eylemle Dışa Vurmayı İçeren Kötü Niyetli Tahripçilik:

Otomobillerin üzerine asit dökmek, çiçekleri sökmek, bir paktaki bütün arabaların lastiklerini kesmek, tren yollarına taş yuvarlamak, kamuya açık tuvaletleri kullanılmayacak hale getirmek vb. bu tür tahripçilik örneklerinden bazılarıdır. Bu tür bir tahripçi, yaptığı davranışlardan dolayı haince zevk alır.

TAHRİPÇİLİĞİN NEDENLERİYLE İLGİLİ GÖRÜŞLER:

Tahripçiliğin nedenleri, ya tahripçinin (vandal) kişilik özellikleri ve güdüleriyle ya da tahripçiliğe yol açan çevresel özelliklerle açıklanmaktadır.

Ward (1973:1323) tipik bir tahripçiyi, özellikle bazı kamu mallarına serserice ya da anlamsızca zarar veren, genellikle işçi sınıfına mensup erkek ergen olarak tanımlamıştır. Dunning de (1987:708803), modern Avrupa toplumlarında ve özellikle İngiltere’de gazetelere yansıyan tahripçilik ve futbol maçlarında sıklıkla gözlenen şiddet olgusuyla ilgili araştırmasında, bu tür olaylara karışanların büyük bir bölümünün belli bir beceriye sahip olmayan genç yaştaki el işçileri olduğunu saptamıştır. Bu yazarlar tahripçiliğin düzensizce yapılan anlamsız davranışlar olduğunu vurgulayarak daha çok tahripçilerin kişisel özelliklerini ön plana çıkarmaktadırlar.

Uzmanlar şiddetin kaynağını farklı nedenler etrafında toplarlar. Bazıları şiddeti içgüdüsel olarak, bazıları ise şiddetin niteliğini toplumsal olarak kabul ederler. İçgüdüler; Freud eski kuramında şiddeti cinsel güdü etrafında açıkladı. 1920’de kuramını gözden geçirdiğinde şiddeti “ölüm içgüdüsü” yani yıkıma uğratma tutkusu içerisinde inceledi. Ona göre şiddet “ölüm içgüdüsü” bireyin kendine yönelirse kendini yıkıcı bir dürtüdür, bireyin dışına yönelirse başkalarını yıkıma uğratma eğilimindedir. Freud’a göre ölüm içgüdüsü cinsellikle birleştiğinde sadizim ve mazoşizmde anlamını bulan dürtülere dönüşür.

Oysa bazı araştırmacılar örneğin; De More, Fisher ve Baron(1988:8991), tahripçiliği yalnızca tahripçilerin düzensizce yapılan anlamsız eylemler olarak değerlendirmenin yeterli olamadığını öne sürmektedir. Araştırmacılara göre tahripçi, kamu mallarına zarar vermeye yönelik eylemlerle aslında topluma bir mesaj vermeye çalışmaktadır. Dolayısıyla tahripçilerin kişilik özelliklerinin ve bireylerin tahripçiliğe yönelmesine neden olan güdülerin dikkatlice incelenmesi görüşündedirler.

Bazı yazarlar ise tahripçiliğe neden olan çevresel koşullar üzerinde durmuşlardır. Örneğin bir mekanın, o mekanı kullanacak kişilerin denetimine olanak tanınmayacak şekilde tasarlanmış olmasının tahripçiliği artıracağı öne sürülmüştür (De More, Fisher ve Baron.1988:8991)

Psikolojide çevre kavramının ne ifade ettiği genellikle açık değildir. Gelişim Psikolojisi literatüründe bireyin gelişimini etkileyen ve kalıtımsal olmayan her şey “çevre” ile ifade edilmekte; sosyal psikolojide ise, çevre kavramı ile diğer insanların oluşturduğu sosyal çevre ya da kişiler arası etkileşim ifade edilmektedir. Son yıllarda gelişen çevresel psikolojide de çevre kavramı daha çok fiziksel çevreyi ifade etmek için kullanılmaktadır. Daha bütüncül bir yaklaşım olan ekolojik psikolojide ise “çevre”, sosyal ve fiziksel özellikleriyle bir bütün olarak ele alınmakta, bireyin davranışları ve gelişimi bu bütün içinde değerlendirilmektedir.   

Samdahl ve Christensen (1985:445458) de konuya bu açıdan yaklaşmıştır. Bu araştırmacılara göre çevre, her hangi bir alanda söz konusu alana uygun davranışın ne olduğu konusunda bir takım ipuçları içerir. Bu tür çevresel ipuçları, bireyin davranışlarını dolaylı bir biçimde etkileyerek ve değiştirerek, bireye o alana uygun davranışın ne olduğunu ima eder. Bu tür çevresel ipuçları, tahripçiliğin o alana uygun bir davranış olduğunu ima ederek ya da böyle bir mesaj ileterek kişileri tahripçiliğe yöneltebilir.

Tahripçiliğin ortaya çıkıp çıkmayacağını belirleyen diğer bir çevresel etmen de, Reckless ve arkadaşlarının öne sürdüğü Sapkınlığa Gem Vurma Kuramı’nda (containment theory of deviance) vurgulanan sosyal kontrol mekanizmalarıdır (Wells, 1978; Samdahl ve Christensen, 1985:445458). Bu kurama göre, uygun olmayan ya da sapkın davranışın ortaya çıkmasını engelleyen içsel ve dışsal kontrol mekanizmaları vardır. İçsel kontrol mekanizmaları, toplumsallaşma sürecinin ürünüdür. Bu mekanizmalar, yasa ve kuralların benimsenmesini ya da kişilerin uygun davranışlarda bulunma eğilimini içerir. Dışsal kontrol mekanizmaları ise grup içersindeki diğer kişilerin gösterebilecekleri karşı tepkiyi, yasal zorunlulukları, mevcut uygulamaları ve mekanın tasarım biçimini içerir. Beckless’e göre, içsel ve dışsal kontrol mekanizmalarının güçlü olması, tahripçiliği de içeren pek çok sapkın davranışın ortaya çıkma olasılığını azaltacaktır. Kontrol mekanizmalarının zayıf olması durumunda ise, tahripçilikle birlikte diğer sapkın davranışlar da kolayca ortaya çıkabilecektir (Wells, 1978; Samdahl ve Christensen, 1985:445458).

Perlgut(1983:209216), daha da ileri giderek, tahripçiliğin ortaya çıkmasında, fiziksel tasarımın ve ortamın önemli bir rol oynadığını öne sürerek, tahripçiliğin yalnızca fiziksel nesnelere yönelik olması nedeniyle yararlı bir çevresel suç olduğunu vurgulamaktadır.    

Suçluluğu açıklamak için geliştirilen zorlanma kuramının tahripçiliğin açıklanmasında da uygulanabileceği öne sürülmektedir (Tygart,1988: 187200). Bu görüş doğrultusunda tahripçilik, kişinin kendisini rahatsız eden bir durumdan kurtulma yollarının tıkalı olduğunu algıladığın da başvurduğu bir davranış olarak açıklanabilir.

Tahripçiliğin açıklanmasına yönelik en kapsamlı girişim De More, Fisher ve Baron (1988:8091), tarafından öne sürülen sosyal psikolojik modeldir. Bu modele göre tahripçiliğin altında yatan iki önemli kavram, bireyin algıladığı adalet düzeyi ve algıladığı denetim düzeyidir. Bu modele göre eğer bir birey kendisine haksızlık yapıldığını ya da adaletli davranılmadığını düşünüyorsa (algılanan adalet düzeyi düşük ise) ve sistem içindeki yasal yollarla bu haksızlığı ya da adaletsizliği önleyebileceğine olan inancı kaybolmuşsa (algılanan denetim düzeyi düşük ise) adaleti kendince hiç değilse psikolojik düzeyde yeniden sağlamak amacıyla tahripçiliğe başvurmaktadır.

Algılanan adaletsizlikle birlikte tahripçiliği ortaya çıkaran en önemli değişken, algılanan denetimdir. Algılanan denetim bir kişinin mevcut durumu ya da sonuçları kendi çabasıyla değiştirebileceğine ilişkin inanç ya da bu inancın gücüdür.

Algılanan adalet düzeyi düşük ve algılanan denetim düzeyi de ortanın altında olduğunda, söz konusu durumla başa çıkmak için baş vurulan bir seçenek olarak ortaya çıkacaktır. Kişi ortada bir haksızlık olduğunu düşündüğü ve toplumsal olarak kabul edilebilir araçlarla bu haksızlığı önleyemeyeceğine inandığı için, hemen ulaşılabilen, bedeli kendisi açısından yüksek olmayan ve önüne geçilmesi çok zor bir çözüm arayacaktır.

Algılanan denetim düzeyi yüksek olan kişiler ise, adaleti yeniden sağlamak için büyük bir olasılıkla toplumsal olarak kabul edilebilir araçları kullanacaklardır.

Bu modelde fiziksel çevre, yalnızca tahripçiliğin ortaya çıkıp çıkmayacağını belirleyen ara değişkendir. Hedeflerin (tahrip edilen) iyi korunup korunmaması, gözetim altında ya da gözden uzak olması, sağlam olup olmaması, sabit bir yerde durup durmaması gibi çevresel özellikler, yalnızca birer ara değişkendir. Bunlar ne tür bir tahripçiliğin ortaya çıkabileceğini ve tahribatın yoğunluğunu belirleyebilirler. Akran grubu da çevresel etmen olarak görülebilir. Eğer birey antisosyal davranışlarda bulunan kişilerle sık sık karşılaşırsa grup içerisinde sorumluluğun dağılması söz konusu olursa, akran grubu tahripçiliği artırabilmektedir.

OKUL ÇETELERİ VE TAHRİPÇİLİK

Tahripçilik (Vandalizm), çete üyelerinin sık sık karıştıkları bir suçtur. Kimi zaman “kurbanı olmayan bir suç” olarak görülmesine karşın, vandalizm, toplum ve belli bir bölgede oturan kişiler için yıkıcıdır. Vandalizm, bir mahallenin onurunu zedeleyerek mahalle sakinleri arasında korku ve yalıtılmışlık duygusu yaratır. Çeteler vandalizmi bir suç ya da kötü niyetli bir eylem olarak görmeyebilir; sadece bu bölgenin kendilerine ait olduğunu göstermek için sağasola yazı yazdıklarını ya da kendi “imzalarını attıklarını” düşünebilirler. 

Cinsiyetin, tahripçilikle ilişkili bir değişken olduğu saptanmıştır (Tygart, 1988:187200). Tygart (1988:187200) tarafından yapılan ve ABD’deki okullarda tahripçiliğin ele alındığı bir araştırmada, 7. ve 12. sınıf öğrencileri karşılaştırılmış, 7. sınıf öğrencilerin bu tür eylemlere daha fazla katıldıkları bulunmuştur. Bu araştırmanın en önemli sonuçlarından biri de, öğrencilerin akademik kapasiteleri ile tahripçilik arasında bir ilginin bulunmuş olmasıdır. Düşük kapasiteli öğrenciler, belki de okulda daha fazla zorlanmakta ve bu durumu okulda kendilerine karşı yapılan bir haksızlık olarak algılayıp, tahripçilik eylemlerine daha fazla katılmaktadırlar.

Daha önce sözü edilen çeşitli tahripçilik türleri, bir uçta araçsallığın, diğer uçta anlamlılığın yer aldığı bir doğru üzerinde sıralanabilir (De More, Fisher ve Baron, 1988:8091). Algılanan eşitsizlik düzeyinin yüksek ve algılanan denetim düzeyinin düşük olduğu durumlarda büyük bir olasılıkla boşalım sağlayan kötü niyetli tahripçilik ve kinci tahripçilik türleri ortaya çıkacaktır. Ancak bu tür tahripçilikle verilmek istenen mesaj, toplum tarafından genellikle yanlış yorumlanır. Dolayısıyla, tahripçiliğin bu şekilde ortaya çıkması bireyi tahripçiliğe yönelten güdünün azalmasıyla sonuçlanmaz. Aksine uzun vadede kişi daha fazla güdülenir. Algılanan denetim düzeyinin yüksek olduğu durumlarda ise, taktik/ideolojik tahripçilik gibi araçsal tahripçilik türleri ortaya çıkar. Bu tür tahripçilikle verilmek istenen mesaj, toplum tarafından genellikle daha doğru bir şekilde yorumlanır. Dolayısıyla araçsal tahripçilik türleri, uzun vadede kişiyi tahripçiliğe yönelten güdünün ve tahripçiliğin azalmasıyla sonuçlanabilir.

ÖNLEME YÖNTEMLERİ

Ortada bir eşitsizlik ya da haksızlık olduğunu düşünen ve sistem içindeki yasal yollarla bu durumun düzeltilebileceğine ilişkin inancı düşük olan kişiler (daha çok da ergenlik çağındaki erkekler), bu duruma bir tepki olarak ve en azından psikolojik düzeyde eşitliği sağlamak düşüncesiyle, tahripçiliğe başvuruyor görülmektedir.        

Lombroso (Akt: Demirbaş, 2001:95) hava sıcaklığı ile suç arasındaki bağlantıyı ayrıntılı bir şekilde incelemiş; sıcak ülkelerde ve mevsimlerde insanların ilgisiz, uyuşuk; soğuk ülkelerde ve mevsimlerde durgun ve hareketsiz olduğunu; havası ılıman ülkelerde ya da ılık mevsimlerde saldırgan davranışların, şiddet eylemlerinin insanlara karşı işlenen suçların arttığını bildirmiştir. Bu ülkelerde ayaklanmaların, ihtilallerin daha çok olduğuna dikkat çekmiştir.  

Okul donanımındaki aşınma (eskilik) ve personelin moral düşüklüğüne paralel olarak, okullardaki vandalizm oranlarının da artığı belirtilmektedir. Leftwich, okuldaki öğretmen devri oranlarının yüksekliği ile vandalizm düzeyi arasında yüksek bir korelasyon olduğunu bulmuştur. Mayer ve SulzerAzaroff ise, okullardaki vandalizm artışı ile cezalandırıcı okul çevresi arasında yüksek bir ilişki bulunmuştur (Goldstein, 1996:3545). Cezalandırıcı okul çevresinin özellikleri şunlardır:

Cezalandırıcı denetim yöntemlerinin çok kullanılması.

Okul sınıf kurallarının ve disiplin politikasının yeterince açık olmayışı.

Tutarsız ve zayıf yönetim desteği ve izleme.

Hem akademik konularda hem de davranış yönetimi yaklaşımlarında öğrenciler arasındaki bireysel farklılıklara yeterince dikkat göstermeme ve tepkisellik.  

Toplumun bazı özellikleri de okuldaki olayları etkilemektedir. Örneğin okul vandalizmi ile toplumdaki suç oranları ve ailede uygulanan disiplin yöntemi arasında yüksek korelasyonlar vardır. Buna karşın vandalizm ile okuldaki öğrenciöğretmen oranı, azınlık öğrencilerin oranı ve öğrenci velilerinin refah düzeyi arasında her hangi bir ilişki bulunmamıştır (Goldstein, 1996:3545).

Okulda meydana gelen şiddet ve saldırganlık olayları ve diğer istenmedik davranışlar, kuşkusuz toplum genelinde meydana gelen benzer olaylardan bağımsız değildir. Diğer bir ifadeyle, eğer bir toplumda şiddet ve saldırganlık, uyuşturucu kullanma alışkanlığı, hırsızlık ve kamu mallarına zarar verme gibi davranışlar yaygınsa, belli bir ölçüde de olsa toplumun bu özelliği okullara yansır. Zira “okul ve toplum, karşılıklı konmuş iki ayna gibidir.” (Bursalıoğlu, 1979:55). Ancak okulların öğrencilerine istenmeyen davranışlardan temizlenmiş bir çevre sunmakla yükümlü olması nedeniyle bu tür davranışların okullarda meydana gelmesi ayrı bir önem kazanmaktadır. 

Düşük benlik saygısı, öğrenme güçlüğü ve duygusal problemlere eşlik eden engellenme duygusu, öğrencilerin okul kurallarına katılım yetersizliği, öğrencilerin okuldan ihraç edilmesi ve/veya okuldan firar etmesi, davetsiz misafirler, çete etkileri, öğrencilerin alkol ve ilaç alışkanlığı, okullarda meydana gelen, kişilere ve mala yönelik saldırganlığa katkıda bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, öğretmenlerin liyakatsizliği, saygısızlığı, aldırış etmezlikleri, ilgisizlikleri, yetersizliği ve orta sınıf eğilimliliği de sayılabilir (Goldstein, 1996:3545)  

ABD Ulusal Araştırma Konseyi, okulların aşağıdaki belirtilen dört özelliğinin okuldaki şiddeti artırdığını belirtmiştir:

Okulda sınırlı bir alanı öğrenci sayısının görece yüksek oluşu.

Okulların öğrencileri karşı karşıya getirmekten kaçınma kapasitelerinin sınırlılığı

Öğrencilerde öfke, dargınlık ve reddetme duygularına katkı yapabilen, alışılagelmiş (rutin) davranışların ve tek düzeliğin neden olduğu bıkkınlık

Okul binasının kötü tasarlanmış olması  

SONUÇ

Başta ülkemiz genelinde daha sonra da dünya genelinde vandalizm oranının yüksek oluşu ve özellikle vandalizme hedef olan eşya, araç, vb.nin bir maliyet getirmesi bu konunun ivedilikle çözülmesini gerektirmektedir. Aşağıda sunulan önerilerin vandalizm oranını düşüreceği ve eğitimin bir kültür taşınması boyutu ile alınması sonucu vandalizmin ortadan kalkabileceğini ortaya koyabiliriz.   

Öğrenciöğretmen ve öğretmenyönetici arasındaki enformal etkileşimler, öğretmenin okuluyla özdeşleşme düzeyinin yüksek oluşu ve okulu terk eden öğrenci oranındaki düşüş, okul vandalizmini azaltan faktörlerdir. Aynı şekilde, okul kuralları açık seçik ise, aileler okulun disiplin politikasını destekliyorsa, öğrenciler öğretmenlerinin kendi görüşlerine değer verdiklerini düşünüyorlarsa, öğretmenler notu bir disiplin aracı olarak kullanmıyorlarsa, öğretmenler öğrencilerine karşı düşmanca ya da otoriter davranmaktan kaçınıyorlarsa, okulda vandalizm azalmaktadır (Goldstein, 1996:3545).

Okullardaki şiddet sorununa evrensel bir çözüm yolu bulunmadığını vurgulayan Miller (1994:85107), öncelikle herkesin bu konuda sorumluluk yüklenmesi gerektiğini belirtmektedir. Okul güvenliği politikalarının ve uygulamalarının da öğrenciler, öğretmenler, anababalar, okuldaki görevliler ve yörenin temsilcilerinden oluşan bir ekip tarafından planlanmasını önermektedir.     

Eğer tahripçiliğe yol açan nedenler ortadan kaldırılmazsa ve tahripçilik çok büyük bir risk almayı gerektirmezse, tahripçiliğin ileride tekrarlanacağı öne sürülmektedir (De More, Fisher ve Baron, 1988:8991). Bu sebeple nedenlerin ortadan kaldırılması önem taşımaktadır.

Montgomery (1979:168170), tahripçilik sorununun çok sert yargısal cezalarla çözülemeyeceğini, tahripçiliğin ancak anababa gözetimi ve denetimi artırılarak çözülebileceğini belirtmektedir. Bunun için aile eğitimi anababa okulları projeleri gibi projelerle daha geniş anlamda sağlanarak bu sorunun çözümüne katkıda bulunacağı unutulmamalıdır.

Ergenlik dönemine henüz giren gençler, spor faaliyetlerine, hobiler edinmeye, gençlik kulüplerine, okul sonrası etkinliklere, dini programlara, yaşadığı mahalleyi temiz tutma gibi toplumsal projelere katılmaları teşvik edilmelidir. 

Yukarıda değinilen bu tür çalışmaların yapılma oranı ve sıklığı vandalizm olgusunu ortadan kaldırabilir.


1.      KAYNAKÇA


1.        Argyle, M. (1981), The Stuational Approach to Social Problems, New Society 56 (965), 14 My, 256257

2.        Bahar, H. H. ve Çıkılı, Y. (2002), Sıra Yazıları. XI. Eğitim Bilimleri Kongresi, s. 32, Lefkoşe, Kıbrıs

3.        Bursalıoğlu, Z. (1975), Eğitim Yöneticisinin Yeterlilikleri, A.Ü.Eğitim Fakültesi yayınları, No:51, s.55, Ankara

4.        Cohen, S. (1973), Property Destruction Motives and meanings vandalism (Ed. Ward. C), s.2353. The Architectural Press, London.

5.        DeMore, S.Wa. Fisher, J.D. ve Baron, R.M. (1988). The epuitycontrol model as aprediction of vandalism among college students journal of appied social psychology. 18(1). S.8091.

6.        The Archrec Press. Duning, E.G (1987), Working Class Violence in Great Britain Recherche 18(189) s.708803

7.        Goldstein RB, Powers SI, McCusker J, Mundt KA, Lewis BF, Bigelow, C. (1996). Gender differences in manifestations of antisocial personality disorder among residential drug abuse treatment clients. Drug AlcolDepend 41(1) : 3545,

8.        Demirbaş, Timur., (2001), Kriminoloji, Seçkin Kitabevi, Ankara, , s. 95

9.        Miller, J. Hillis., (1994)."The Role of Theory in the Development of Literary Studies in the United States." Divided Knowledge,. Beijing: Social Sciences Document Press, s. 85107

10.     Montgomery, P. (1979). Vandalism, British Journal of Criminology, 49 (2), s. 168170

11.     Perlgut, D. (1983). Vandalism: The Environmental Crime, Austrahan Journal of Social Issues, 18 (3), 209216

12.     Öğülmüş, S., (1995), Vandalizm Veya Toplumda Çevreye Karşı Bir Manifesto,İlim ve Sanat Dergisi, s.76, İstanbul

13.     Samdahl, D.M., ve Christensen, H.H. (1985), Environmental cues and vandalism: An exloratory stady of picnic table carving, Environment and Behavior, 17 (4), s. 445458

14.     Tygard, C., (1988). “Public school vandalism: Toward a synthesis of theoiers and transtion to paradigm analysis.” Adolescence, 23 (89), s. 187200

15.     Ward, C.(1973). Introduction Vandalism (Ed) s. 1322, the Architectural Press London.

16.     Zimbardo, P.G.(1973), The human Choice: individuation, reason and order vs. deinividuation, impulse and chos, Urbanman: The  psychology of urban survival ( Ed: Helmer, J and Eddington N. A.) Free Press, s. 196238

Bu haber toplam 5972 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim