1. YAZARLAR

  2. Psikiyatr Dr. Alper Hasanoğlu

  3. Sahnedekinin Aşk İhtiyacı
Psikiyatr Dr. Alper Hasanoğlu

Psikiyatr Dr. Alper Hasanoğlu

www.radikal.com.tr
Yazarın Tüm Yazıları >

Sahnedekinin Aşk İhtiyacı

A+A-

Histerik kişilik aşkı sever. Aşkı kendilik değerini artıran, haz veren bütün yaşantıları sevdiği gibi sever. İlişki, kendiliğini genişletme imkanı bulduğu en uygun alandır. Aşk ilişkisinde coşkulu, istekli ve sürekli isteyendir. İstediği öncelikle kendiliğinin onaylanmasıdır. Sevgilisiyle hazdan sarhoş olmak, zirveye çıkmak ister. Zirvenin biraz altı yetersiz, dahası sıkıcıdır. Can sıkıntısı histerik kişilik için ölümcüldür, yalnız kaldığında hemen sıkılır. Yalnız kalmamak için renkli, hayat dolu ve ilgilidir. Duygular söz konusu olduğunda spontandır, an’ı dolu dolu yaşamakta üzerine yoktur.

Sevilmeye layık biri olduğu mesajını çevresine öyle iyi verir ki, bir sürü insan için çekim etkisinden kurtulabilmek çok kolay değildir. Sadakat o kadar önemli değildir, en azından kendisi söz konusu olduğunda. Gizli, küçük flörtler istendiğinin, arzulandığının kanıtlarıdır, ama cinselliğe kadar gitmez her zaman. Zararsız, erotik oyunlar cinsellikten daha önemlidir. İlişkiyi hep bir balayı ya da flört düzeyinde yaşamak ister. Coşku düzeyinin azalmasına, günlük hayatın gereklilikleriyle yüzleşmeye katlanamaz. İlişkiyi bunlarla ‘kirletmek’ istemez. Her zaman değişimin ve yeni olanın peşindedir. Bu nedenle de histerik kişilikle ilişki hiçbir zaman can sıkıcı olmaz.
* * *
Sevgiliye onu sevdiği için değil, kendinin ne kadar sevilesi biri olduğunu görmek için ihtiyaç duyar. İçinde boğulduğu, çoğunlukla bilincinde olmadığı değersizlik şeması nedeniyle durmaksızın onaylanma ihtiyacı içindedir. Değersizlik şeması nedeniyle ya çok göz alıcı, kariyer sahibi, herkes tarafından saygı gören ya da kendisi ön plana çıksın diye çok silik birini sevgili olarak seçer.

Böylesine onaylanma ihtiyacı üzerine oturmuş bir ilişkinin çatışmalardan bağımsız olabilmesi mümkün değildir. Çünkü hiçbir sevgili histerik kişiliğin abartılı beklentilerini karşılayamaz ve bu da hayal kırıklığı yaratır. Hayal kırıklığı yeni birini arama oyununun başlaması anlamına gelir. Kendilik değeri, sahnedeki kurbanların sayısıyla doğru orantılıdır neredeyse. Aşk, her ne pahasına olursa olsun kazanılması gereken bir oyundur.

Memnuniyetsizlik, kısa depresif ataklar, durmaksızın şikayet etme hali, histerik kişiliğin sevildiğiyle ilgili yeni kanıtlara ihtiyaç duyması nedeniyledir. Bu nedenle sevgili sık sık başka sevgililerle karşılaştırılır. Başkalarının yapıp ettikleri sevilmediğinin kanıtlarıdır. Sevgilinin biraz uzaklaşması felaket senaryolarının, suçlamaların ve şikayetlerin ortaya çıkmasına vesile olur.

Histerik kişilik, kendi yapabileceği duygusal yatırımdan çok daha fazlasını bekler sevgiliden. İluzyoner beklentileri doyurulmadan kalmaya mahkum olduğundan, hayal kırıklığıyla ‘gerçek büyük aşkın’ peşinde koşar durmaksızın. Ayrılıklar ve yeni başlangıçlar belirler hayatını.

* * *

Histerik kişiliğin ana sorunu hayattan, birlikteliklerden, karşı cinsten gerçekçi olmayan beklentileridir. Sürekli talepkâr olması, başkaları tarafından nasıl göründüğü ve algılandığının çok önemli olması maddiyata çok önem vermesine de neden olur. Sevgilinin kariyeri, finansal durumu, dış görünüşü kişilik özelliklerinden çok daha önemlidir. İlişkide çocuk gibidir, dış etkenlerden çok çabuk etkilenir. Her elma şekeri vaat edenin peşine takılıverir. Ama kendi değersizlik şemasının aktive olmasından duyduğu korku nedeniyle geliştirdiği onaylanma bağımlılığı, bütün bağımlılıklarda olduğu gibi doyurulmadan kalır. Çünkü bağımlılık demek, kendi içinde çözmek zorunda olduğu çatışmayı dışarıda, yani yanlış yerde arıyor olması demektir.

SORU & CEVAP

Soru: Birinin başına bir şey geleceğinden, öleceğinden neden bu kadar çok korkuyorum, günlerce etkisinde kalıyorum?

Cevap: Güvenli bağlanmayla birlikte, en önemli ruhsal gereksinimlerimizden biri de bağımsızlık ve hayatımızın kontrolünün kendi elimizde olduğu duygusudur. Eğer çocuklukta anne-babamızla olan ilişkimizde bu ruhsal gereksinim uygun bir şekilde doyurulmamışsa, gelişebilecek şemalardan biri de zedelenebilirlik, yani çeşitli hastalıklara ve ölüme açık olma durumudur. Bu şemaya sahip kişiler her an kötü bir şey ya da felaket olabileceği hissine kapılabilecekleri gibi, kendi ya da sevdikleri insanların başlarına kötü bir şey gelebileceğinden, ölebileceklerinden endişe ederler. Bu durum hayatın üzerindeki kontrolün kaybolduğu hissinin şekil değiştirerek insanı etkilemesi hali olarak yorumlanabilir. Aynı şekilde başkalarının ölümünden duyulan kaygı da hayatın kontrolünün yitip gittiği duygusunun bir işareti olabilir. Yapılması gereken bu ruhsal gereksinimin doyurulmamasına bağlı olarak bu şemanın gelişip gelişmediğinin araştırılacağı bir psikoterapi sürecine başlamaktır.

Bu yazı toplam 5946 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.