• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 4 °C

Kronik Yorgunluk Sendromu

Kronik Yorgunluk Sendromu
Kronik Yorgunluk Sendromunun Nedeni Enterovirüs Olabilir

Genellikle 40 ile 60 yaşları arasındaki kadınlarda yaygın olarak görülen kronik yorgunluk sendromu, sebebi açıklanamayan yorgunluk, uyku problemleri, hafıza ve konsantrasyon sorunları, ve ağrı gibi semptomlarla ortaya çıkıyor. Kronik yorgunluk sendromu, en az multipl skleroz kadar kişinin hayatını olumsuz etkiliyor.

İlk olarak 1980’li yılların sonunda tanımlanan bu hastalık, başlangıçta “yuppie nezlesi” olarak isimlendirilmişti.

70’den fazla çeşidi olan enterovirüslerin, merkezi sinir sistemini, kalp ve kasları etkileyerek, kronik yorgunluk sendromu semptomlarının ortaya çıkmasına neden olabileceği açıklandı.

Dr. John Chia, bu virüslerin varlığının ispatının çok güç olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Gerçek bir hastalık organlarda hasara ve ölüme neden olan hastalıktır. Ancak virüs kendini göstermese bile, orada bulunabilir.”

Yaklaşık 6 yıl süren araştırmalar sonucunda, hastaların %35’inde enterovirüs olduğu belirlendi. Ancak Chia, bu verilere çok sayıda kan örneğini inceleyek ulaştıklarını açıklıyor ve ekliyor: “Eğer araştırmalarımızda sadece tek bir kan örneğini baz alsaydık, tamamen yanlış sonuçlarla karşılaşırdık, ve bu nedenle virüsü dokularda aramayı tercih ettik.”

Avrupalı araştırmacılardan oluşan bir çalışma ekibinin yürüttüğü başka bir araştırmada ise, intihar etmiş kronik yorgunluk sendromu hastalarının beyin, kas ve kalplerinde enterovirüs tespit edildiği açıklandı.

Chia, virüslerin mide asitlerine karşı dirençli olduğunu ve üremek için mideyi seçebileceklerini belirtiyor.

Chia, kronik yorgunluk sendromunun bulaşıcı olduğuna inanıyor ve ekliyor: “Eğer hastalığın nedeni bir virüs ise, bu virüs hücrelere zarar vermeden onların içinde saklanıyor.”

Journal of Clinical Pathology’nin 13 Eylül sayısında bu çalışmaya yer verilmiştir.

 Çeviren: Gülşah Balaban
editor@realage.com.tr

realage.com.tr

Kronik Yorgunluk Sendromu Nedir? 
 
 
Editör: Ozan Vural
editor@realage.com.tr
 
Cinsel Tıp Derneği Başkanı Dr. Cem Keçe, kronik yorgunluk sendromu olanlarda cinsel sorunların daha fazla görüldüğünü belirterek, "Kronik yorgunluk sendromu bugün modern tıptaki yerini almıştır.

Hastalık 21. yüzyılın yeni ve yaygın bir hastalığı haline gelecek" dedi. Keçe, kronik yorgunluk sendromunun doktorlar ve sağlıkla ilgili yardımcı mesleklerde görev yapanlar ile yönetici kadrosunda çalışan ve sorumluluğu fazla olan kişilerde daha sık görüldüğünü kaydetti.

Keçe yaptığı açıklamada, kronik yorgunluk sendromu teriminin, sürekli veya tekrarlayıcı seyreden, iyi anlaşılamayan ve birçok sistemi tutan bir hastalığı tanımlamak için kullanıldığını ifade ederek, "Kronik yorgunluk sendromunun tek bir sebebi yoktur. Bu hastalığın viral bir enfeksiyonun tetiklediği beyinin çalışmasındaki düzensizlikler, strese bağlı vücudumuzdaki dengesizlikler ve vücudun savuma sisteminin bozulması sonucu aşırı derecede aktifleşen bağışıklık sistemimizi içine alan bir durum olduğunu kabul etmeliyiz.

Kronik yorgunluğun en ayırt edici belirtisi yatak istirahatıyla geçmemesidir. Bağışıklık sistemi enfeksiyonlarla başa çıkamayınca sonuç bitkinlik olmaktadır. Havadaki elektrik yükü otomobillerin havayı kirletmesi, sanayi atıkları, trafik karmaşası nedeniyle şehirlerde daha fazladır. Elektrik yükünün yoğunluğu insanda yorgunluk hissini, sinir gerginliğini ve stresi tırmandırır. Bu durum, damarlardaki daralmayı artırır.

Hatta damarlardaki daralma midede ülsere bile neden olabilir" diye konuştu. Hekimlerin bir çoğunun kronik yorgunluk sendromunun bir hastalık olduğuna inanmadığını ve ciddiyetini küçümsediğini, bir kısmının da onu psikiyatrik bir bozukluğun eşdeğeri olarak gördüğünü söyleyen Keçe, "Kronik yorgunluk sendromu açısından bazı insanlar daha fazla risk altında bulunur. Bunların başında da A tipi kişilik yapınsa sahip insanlar var. Doktorlar ve sağlık ile ilgili yardımcı mesleklerde, yönetici kadrosunda çalışan sorumluluğu fazla olan bireylerde sık görülmektedir" dedi.

Mutsuzluk yorgunluğu ile karıştırmayın

Kronik yorgunluk dışında bir de mutsuzluk yorgunluğu denilen bir yorgunluk ürünün olduğuna da dikkat çeken Keçe, şunları kaydetti: "Kronik yorgunluk sendromunu mutsuzluk yorgunluğu ile karıştırmamak gerekir. Mutsuzluk yorgunluğunda şikayetler bedensel bir rahatsızlıktan değil, psikolojik sorunlardan kaynaklanmaktadır. Kendini sürekli bitkin, halsiz, isteksiz, yorgun hissedenler bu gruba girmektedir. Bu hastaların yorgunluk hisleriyle mutsuzlukları arasında bağlantı vardır. Mutsuzluk yorgunluğu, doğal olarak, insanın psikolojisiyle çok yakından ilgilidir. Bu sendrom duygusal tükenmişlik, depersonalizasyon ve bireysel beceride azalma nedeniyle; bireysel ya da kurumsal düzeyde, insanın iç dünyası ile ilgili duyguları, amaçları, istekleri ve beklentileri etkileyen psikolojik bir deneyimdir. Bu hastalar sorunlar, baskı hissi, huzursuzluk ve işlev bozukluğu sonucunda işlerinden ve ailelerinden olabilirler. Bu sorundan kurtulmak için öncelikle kendimizi, doğayı ve hayatı sevmek, yorgunluklarımızın, tükenmişliğimizin, mutsuzlukların, hayal kırıklıklarının gelip geçici olduğuna inanmak gerekir. Hastaların psikolojik tedavi görmesi gerekir."

Keçe, kronik yorgunluk sendromunun sebebinin tam olarak bilinmemekle birlikte hastalığın olası nedenlerini şöyle sıraladı: "Viral enfeksiyonlar, stres, kontrol kaybı, devlet kurumlarında çalışma, sosyal desteğin eksikliği, organizasyon bozuklukları, gerçek dışı hedefler, gözlemcilerin tavrı, ekip ilişkilerindeki bozukluklar, iş tatminsizlikleri, vb. iş hayatındaki nedenler, aşırı aktif bağışıklık sistemi, kadın olma, yüksek sosyoekonomik koşullarda yaşama, sağlık çalışanı olma, A tipi insanlar, nevrotik anksiyete, azalmış özsaygı, duygusal açıdan sorunlar yaşama, depresyon geçirme, ağır işler yüklenme, erken yaşta evlenme, okula gönderilmeme, problemli evlilikler, aileden uzakta yaşama vb. bireysel etmenler, adrenalin salgılayan bezlerinin düzenli çalışmaması, vücudun bütün hücrelerini güçlendiren kimyasal enerji kaynağı olan ATP düzeyinin düşük olmasıdır."

Keçe, kronik yorgunluk sendromunun kadınlarda ve sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan kişilerde daha sık görüldüğünü vurguladı. Kendisinde bu hastalığın belirtilerini görenlerin öncelikle bu hastalık hakkında bilgi ve fikir sahibi olan bir hekime başvurması gerektiğini söyleyen Keçe, "Tedavide tatile çıkılmasını, istirahat edilmesini, kas gevşetici hafif egzersizler yapılmasını, ilaç olarak antiastenik ilaçlar ve vitaminlerin kullanılmasını öneriyoruz. Yorgunluk için, kavramsal davranış terapisi ve hayat tarzının değiştirilmesi gibi çeşitli tedavi yöntemleri uygulandığı psikoterapiyi de öneriyoruz" şeklinde konuştu.

Cinsel Tıp Derneği'nden Öneriler

Yeni yapılan bir araştırmaya göre Türkiye'de her 100 kişiden yaklaşık 55'nin çok yorgun olduğunun tespit edildiğini anlatan Keçe, şu önerilerde bulundu: "Cinsel isteksizlik vb. cinsel sorunlarınız varsa bir cinsel terapiste baş vurun.

Yapabildiğiniz kadar fazla istirahat edin.
Hayat hızınızı yavaşlatın, fiziksel veya emosyonel stres meydana getirecek ortamlardan ve işlerden kaçının.

Çalışma ortamımızı yeniden düzenleyin. Yani aşırı iş yükünden kaçının, dinlenme zamanlarımızı arttırın, finansal, bürokratik ve idari işlerde en az sorumluluk alın, yeterli uzman eğitimi ve yönlendirme yapılmasını isteyin, yaptığımız işi kontrol etme ya da etkileme duygusunun daha fazla kazandırılmasını isteyin, çalışanlar arasında destek ve sosyal ilişkilerin en üst düzeye çıkarılması için çaba sarf edin, kağıt işi ve bürokratik işlerin azaltın.

İş hayatımızda ve özel hayatımızda yeni stratejiler belirleyin.

Takım çalışması yapın. İşyerinde sosyal destek amaçlı gruplar kurun ve toplantılar düzenleyin. Eğitim içerikli uygulamalar ile bireysel baş etme yöntemlerini geliştirin.

Kas gevşetici egzersizler yapın. Zor işleri eşit olarak dağıtarak yükün aynı kişiler üzerinde birikmesini engelleyin ve zor işlerin dönüşümlü olarak yapılmasını sağlayın.

Gün içerisinde kitap, gazete ve dergi okuma gibi, iş harici aktiviteler için zaman ayırın. Yorgunluğa karşı en iyi ilaç tatile çıkmaktır. Tatile çıkın.

Yarım gün çalışın. Çalışma temposunu düşürün. Yaşamınızı renklendirecek uğraşlar bulun. Her sabah 10-15 dakika aç karnına egzersiz yapın. Her gün sabahları aç karnına en az 5 dakika yürüyüş yapın. Ancak bu yürüyüşleri güneşli günlerde yapmaya özen gösterin.

Uyku ritmine dikkat edin. Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin. Bol vitaminli ve mineralli besinleri sofranızdan eksik etmeyin. Özellikle B ve C vitaminleri ile potasyum.

Bol sıvı alın. En az günde 3 litre su için. Alkolden uzak durun."

Bu haber toplam 2827 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Hava Kirliliği Depresyona Mı Sokuyor?25 Şubat 2017 Cumartesi 20:25
  • Hatırlamak Mı Zor Unutmak Mı?25 Şubat 2017 Cumartesi 19:56
  • Hamilelik Psikolojisi Babalara da Yansıyor!25 Şubat 2017 Cumartesi 18:49
  • Acil Servislerde Görülen Psikiyatrik Durumlar02 Şubat 2017 Perşembe 14:22
  • Vajinismus Hastalarının 8 Fobisi22 Ocak 2017 Pazar 13:40
  • Antidepresanlar Boşanmayı Etkiliyor11 Ocak 2017 Çarşamba 20:20
  • Psikiyatrik Tedavide Beyin Chek-Up'ı Önemli10 Kasım 2016 Perşembe 07:41
  • Akran Zorbalığının Nedeni?07 Kasım 2016 Pazartesi 19:33
  • ANKSİYETE BOZUKLUKLARI31 Ekim 2016 Pazartesi 18:11
  • Fobik Misiniz?28 Ekim 2016 Cuma 16:28
  • EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim