1. HABERLER

  2. YAŞAM

  3. Kıyamet senaryolarına umut penceresi açın!

Kıyamet senaryolarına umut penceresi açın!

Seller, depremler, uçak kazaları, salgın hastalılar derken domino taşı gibi üst üste yaşanan felaketler dünyanın etrafını kara bir bulut gibi sardı. Son dönemde sosyal medyada da en çok konuşulan konu ‘Kıyamet' oldu.

A+A-

Klinik Psikolog Fahriye Nuşin Akbaş, yaşananların hayatımızda travmaya dönüşmemesi, umutsuzluğun ruhlarımızda yer edinmemesi için izlenecek yolu star.com.tr'den Sinem Karahan'a anlattı.

Önüne geçilemeyen afetler, beklenmedik kazalar, kontrol altında tutulamayan hastalıklar her dönemde yaşandı, yüreklere kor birer sızı olarak yerleşti ve yaşam devam etti. Fakat teknolojinin gelişmesi, iletişim ağlarında olan artış ve bu misyonu kendisine iş edinmiş ‘felaket çığırtkanları’ hali hazırda yeterince üzücü durumları daha da korkutucu hale getirdi. Oysa hayat yüzyıllardır gece ve gündüz, siyah ve beyaz kadar zıtlıklarla var. Buna rağmen son dönemde evde, işte, okulda tüm insanlar; gergin, umutsuz ve endişeli… 

Elazığ’da, Malatya’da, Van’da kalpler bir attı, kimi çocuğunun bez parasını yolladı, kimi aylık kazancını yaralar hep birlikte sarıldı. Şimdi de toplumsal olarak içine düşülen bu karanlık dehlizlerden de el birliğiyle çıkılacak. Yaşananların hayatımızda travmaya dönüşmemesi, umutsuzluğun ruhlarımızda yer edinmemesi için izlenecek yolu Çamlıca Medipol Üniversite Hastanesi Klinik Psikolog Fahriye Nuşin Akbaş ile konuştuk. 

YAŞAM DENGESİNDE BOZULMA TRAVMA OLUŞTURUR

“Afetler insan sağlığı açısından olağandışı bir durum olarak kabul edilir” diyen Psikolog Akbaş, “Fakat yaşam içerisinde travma her zaman olagelmiştir. Kurulan yaşam dengesinde bozulmaya yol açan her olay, travmatik etkiler bırakmaya açıktır. Travmatik olay, kişinin gerçek bir ölüm veya ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, kendisinin veya başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayı yaşaması, tanık olması ya da öğrenmesi ve bu olaya karşı korku, dehşet, çaresizlik gibi tepkiler göstermesi olarak tanımlanır” dedi. Afet sadece birebir olayı yaşamış insanı etkilemekle kalmıyor, interneti televizyon, radyo gibi kanallarla gün içerisinde sürekli yüzleşilen acı tablolar, fizikken mekana uzak olsa da bireyin ruhunda derin tahribat oluşturabiliyor. Parmak izleri gibi çekilen acı da her bedende farklı semptomlarla kendini ele veriyor.  

DURUMU VE OLAYI KABULLENİN 

Peşi sıra yaşanan felaketlerle baş etmek ise ‘kabullenmekle’ başlıyor. Afetlerin kaçınılmaz olduğunu ve ezelden beri tekrarlandığını belirten Psikolog Akbaş, “Bu olaylara, kazalara inandığımız gibi inanmalıyız. Olayın etkisi ve tepkisi tabi ki bütündür. Korku, gerilim ve endişe hali birliktedir. Travma anında duygu ve o anı durdurma vardır. Durdurulan sahneler devamlı duygularla anımsanır. Travma önemlidir fakat kişinin tepkisi daha önemlidir. Ve bazı tepkilerin fazlalığı, kalıcılığı, hırpalanışı hem kendi hem de çevre için önemlidir. Ruhsal onarımda öznel tepkiler ve çevrenin etkisi çok önemlidir. Bireyin yüklediği anlam üzerinde konuşulmalıdır. Zihinsel olarak atlatıldığı düşünülen travma bedensel etkisini göstermektedir. Bu süreci toplum olarak hep beraber paylaşım ve etkileşim desteği altında yürütülmelidir. Toplum bütünlüğünü paylaşımını, desteğini birbirleri arasında üretimi bu süreçte birlik içerisinde yürütmelidir” ifadelerini kullandı.

OLUMLU DUYGU YATIRIMI YAYILMALIDIR

Afet anında ve sonrasında -genellikle- teyit edilmemiş ve gerçekliği bulunmayan ‘paylaşımlar’ içinde bulunulan durumun etkilerini daha da perçinleyerek kaosu büyütüyor. “Travmanın hafızamızda ortak izler taşıdığının yaşananları paylaşmanın bir bakıma diğer kanıtıdır” diyen Psikolog Akbaş şunları söyledi; “Yaşamın dönemsel olarak zor zamanlarının yaşanacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Bu süreci içe alarak yaşanmış ve yaşanabilecek krizler olarak inanç seviyesine taşımalıyız. Ölümün yüzleştirici etkisi de yayılıyor tabi aynı zamanda. Hem önleyici faktör iken hem örseleyici boyuta da taşınmasıdır. Travmayı paylaşarak toplum olarak birlik ve beraberlik içerisinde yaralarımızı sardığımız zamanlarda olumlu duygu yatırımı yayılmalıdır. Travmatik olayları silinmiş gibi yapmak için izole etmemiz gerekmektedir. Olup biten reddedildiği takdirde yeni olanlara alışamaz, süreç paylaşım içerisinde olmalıdır. Kötü anıyı iyiye dönüştürerek toplum olarak yaymalıyız.”

DESTEĞİ SÜRDÜRÜN 

Uzmanların genel görüşü, yaşanan felaketler sonrası psikolojik desteğin travmanın etkilerinden tam anlamıyla uzaklaşıncaya kadar devam etmesi yönünde. Elazığ ve Malatya’da hem çocuklara hem yetişkinlere devlet eliyle sağlanan psikolojik destek, travma izlerini silme yolculuğunda ders olacak nitelikte. Anlık yaşanan olaylar, ömürlük hasarlara dönüşmesin, korku ruhun bir köşesinde yer edinmesin diye umudun penceresini daima açık tutmak gerekiyor.    

Kaynak

Bu haber toplam 1151 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.