• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 9 °C

Kariyer Kadınları Ve Annelik Rolü

Kariyer Kadınları Ve Annelik Rolü
İş Hayatında tükenmişlik sendromu yaşayan ve rollerine yetişememekten yakınan, suçluluk duyan kadınlar psikologların ve anne baba koçlarının kapısını çalıyorlar.

Çocuğu olmayan çalışan kadınların çocuk sahibi olmak için biyolojik saat ile kariyer planlaması arasında sıkışıp kalmaları, çocuğun kariyerlerine zarar vermesi endişeleri, iş, eş ve çocuklar arasında dengeyi kuramama korkusu, günümüz dünyasında çalışan kadının en büyük kabusu. Tüm bu rollerin çatışmasından kaynaklanan sorunlar nedeniyle tükenmişlik sendromu yaşayan ve rollerine yetişememekten yakınan, suçluluk duyan kadınlar psikologların ve anne baba koçlarının kapısını çalıyorlar.

Anne, eş, çalışan gibi pek çok rolleri olan kadınlar, bu birbirinden farklı ve bazen çatışan rolleri, bir jonglörün eline aldığı topları çevirdiği gibi, en iyi şekilde çevirmeye çalışıyor. Dengeli ve hiç birini yere düşürmeden...

Eskiden evde oturan, çocuk "yapan" ve bakan kadınların artık iş hayatında da aktif rol oynaması, ama diğer taraftan evin sorumluluğunun da büyük ölçüde kadınların üstünde olması, hepsine yetişebilmek için kendilerini aşırı zorlamalarına ve sonuç olarak "tükenmişlik sendromu" yaşamalarına ve mükemmeliyetçi yapıları nedeniyle her iki cephede de mutsuz olmalarına sebep oluyor.

Cleveland Clinic'in yaptığı bir çalışmaya göre, rol çatışmalarının sonucunda; gergin ilişkiler, fiziksel sağlığın bozulması, öfke ve saldırganlık, memnuniyetsizlik-tatminsizlik, endişe-kaygı hali, depresyon, alkolizm baş gösteriyor. Amerika'da alkolizm, rol çatışmalarının önemli bir sonucu çünkü, kadınlar stresi alkolle tedavi etmeyi seçiyorlar. Kadınlar alkolü erkeklerden daha farklı metabolize ediyorlar, etkileri daha hızlı ve daha kolay oluyor.

Çalışan kadınların en çok zorlandıkları konu "iş-eş-çocuk ve ben" dengesini kurmak. Anne baba koçluğu veren Figen Kırca, "İş ve özel yaşam dengesini kurmak için birinden alıp öbürüne koymak gerekmiyor. Bence bu iki hayatı uzlaştırmak lazım. Bir jonglör gibi hayatımızı oluşturan tüm unsurları kontrol altına alıp ustalıkla yönetmeyi bilmemiz lazım. Şikayet edip stresimizi artırmak değil, plan yapıp aksiyon almak önemli. Diğer taraftan, kadın olmak gerçekten zor. Çünkü kadınlar daha detaycı, daha mükemmeliyetçi. Zaten mevcut zor şartların üstüne bir de bunları ekliyor; olan streslerini daha da artırıyorlar. Hele anne olduktan sonra... O zaman da her şeye yetişebilmek için kendilerini parçalıyorlar. Başkası için - ki bu özellikle eşler ve çocuklar oluyor- düşünmeyi, plan yapmayı abartmak da kadınların hayatını zorlaştırıyor. Kontrolü, yeri geldiğinde, elden bırakmayı bilmek yardımcı olabilir" diyor.

Eğitim kariyer derken evlilik yaşı geçiyor

Artık sadece üniversiteden mezun olmak yetmiyor, master, doktora vs derken hayat geçiyor. Artan rekabet nedeniyle kadınlar kendilerini erkek egemen bir hayatta kanıtlamaya çalışıyorlar. Bu nedenle daha çok çalışmak, kendilerini daha çok eğitim almak zorunda hissediyorlar.

Bu sefer, evlilik yaşı geçiyor, paniğe kapılıyor ve bunun çelişkilerini yaşıyorlar. New York Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi'nde kadın psikolojisi üzerine araştırmalar yapan Psikolog Feyza Bayraktar, genelde 29 yaşına geldiğinde, kadınların paniğe kapılmaya başladığını söylüyor: "Özellikle ciddi bir ilişkisi yoksa, acilen birini bulmam, evlenmem ve çocuk yapmam lazım diye düşünüyorlar. Dolayısıyla yanlış evlilikler olabiliyor bu dönemde. Doğru eş mi, diye bakmıyorlar, çocuk sahibi olayım diye bakıyorlar. Bu dünyanın her yerinde böyle, giderek boşanmaların artmasının sebebi de bu. Bana son bir senedir gelen 30'lu yaşlarda, bekar, çocuk sahibi olmayı isteyen bir çok insan var; çünkü aynı zamanda kariyer karmaşası yaşıyorlar, kariyerlerinde belli bir noktaya gelmeye çalışırken 'çocuk doğurmam lazım, biyolojik saatim geçiyor' diye paniğe kapılıyorlar. Ailelerin de 'ne zaman evleniyorsun, bu kadar okumak yetmedi mi' şeklindeki baskıları insanları iyice kıstırılmış hissettiriyor."

İş görüşmelerinde sorulan "Çocuk doğurmayı düşünüyor musunuz?" sorusu da işverenin çocuklu kadınlara pek hoş bakmadığının göstergesi. Tüm bunlar nedeniyle kariyer kadınları çocuk yapmayı son ana kadar erteliyorlar. Bayraktar, "Kişi hayatındaki önceliklerin neler olduğunu bilmeli. Kısa, orta ve uzun vade 5, 10, 15 senelik hedefler koymalı, iş ve aile hayatlarında nerede olmak istediğine bakmalı" diyor.

Evli kariyer kadınlarının sorunları ise belki de daha zor, çünkü kadınlar seyahat etmek zorundaysa bu bile bir problem. Bu noktada kadına daha çok sorumluluk düştüğü bir gerçek. Bayraktar, bunu bir örnekle açıklıyor: "Hep şöyle derler, 'çocuğu evde hasta ama kadın burada çalışıyor', kimse bunu bir adam için söylemez. Çünkü yemek hazırlamak, evin işleriyle uğraşmak kadının işi gibi görüldüğünden, kadının yaptığı her hareket daha fazla sorgulanıyor, anne çok fazla iş seyahatine gittiğinde kötü anne oluyor, ama baba gittiğinde başarılı oluyor."

Çocuk ve dadı ile ilgili sorunlar işyerinde kadınların kafasını meşgul ediyor. Tam işinin ortasındayken dadıdan gelen 'çocuk yemek yemiyor' telefonu kadını altüst ediyor. Akşam fazla mesaiye kaldığında, eve yemeğe yetişemediğinde suçluluk duygusuna yeniliyor.

Eşle iletişim kopuyor

İş, ev ve çocuk arasında sıkışan kadının bir süre sonra eşiyle olan iletişimi de kopuyor. İşten eve yorgun bir şekilde gelen kadının yemek hazırlaması, çocukla oynaması, çocuğu yatırması lazım; zaten yorgun olduğu için cinsel hayatı ve iletişimi de bir süre sonra kopmaya başlıyor. Bakımsızlık ve kilo alma da bu dönemde başlıyor.

Figen Kırca, kadınların en çok şikayet ettikleri konunun çocuklarına zaman ayıramamak olduğunu söylüyor: "Bu yoğunlukta, çocuklarına vakit ayıramamaktan şikayet ediyorlar. Bu nedenle işten arta kalan zamanda her şey çocukla ve çocuk için yapılıyor. Bu sefer de eşe zaman ayırmak, onunla başbaşa olmak, paylaşmak geri planda kalıyor. Ve tabii ki kişinin kendisi için bir şeyler yapması neredeyse hiç mümkün değil. Kendi arkadaşlarıyla buluşmak; kendi sevdiği bir faaliyette bulunmak. Bütün bunları unuttuk artık, diyorlar." Kırca, çalışan anne babalara bu konuda bir farkındalık yaratıp, hayatlarına sarılmalarını ve kontrolü ele almalarını öğütlüyor: "Toplar sizin elinizde; en iyi şekilde çevirecek olan; bu güce sahip olan sizsiniz. Yeter ki ne yaptığınızı bilin, planlayın. Zorluklar hep olacak, ama kendinize inanıp güvenmezseniz aşamazsınız."

İşteki davranışlarını eve taşıyorlar

Diğer taraftan bir süre sonra kadın iş hayatındaki değerlerini eve taşıyor. Örneğin tıpkı işyerinde olduğu gibi evde de çocuğunu sanki altında çalışanıymış gibi kontrol etmeye, yönetmeye çalışıyor. İşyerindeki düzeni evde kurmaya çalışıyor, bu da onun hayal kırıklığına uğramasına sebep oluyor. Bayraktar, kariyer kadınlarının çocuklarını ve evliliklerini bir proje olarak gördüklerini söylüyor: "Çocukluktan itibaren yok dans dersi, yok tenis kursu çocukların oynayacak zamanları olmuyor; bu da mesleki deformasyonların etkilerinden birisi. Kadınların da kendi çocuklarını proje gibi görüp onu en iyi şekilde yetiştirmek istemelerinin sonucu. Bu babalar için de geçerli, kendi hırslarını çocuklarının üzerine aktarıyorlar."

Tüm bu sorunlar iş hayatına da yansıyor. Eğer kadın özel hayatında mutsuzsa iş hayatında daha sinirli, daha depresif oluyor, konsantrasyon güçlüğü çekiyor, uyku sorunu yaşıyor ve dolayısıyla işte daha yorgun olan bir kadın profili çiziyor.

Tükenmişlik sendromu başlıyor

Sonuçta kadınlar tükenmişlik sendromu yaşıyor ve olması gerekenden erken yaşta çalışmayı bırakabiliyor. İnsanın enerji limitini bilmesinin ve ona göre davranmasının çok önemli olduğunu söyleyen Bayraktar, "Hepimiz süpermen olamayız, hem çok başarılı bir çalışan, hem çok iyi bir anne, hem çok iyi bir eş, hem de çok iyi bir evlat... bu imkansız; her şeyde çok iyi ve en iyi olamazsınız. Herkesin bir limiti var, hem psikolojik hem fizyolojik. Ve başkalarının isteklerine göre davranırsanız kendi ihtiyaçlarınızı unutursunuz. Kadınların birazcık kendi ihtiyaçlarına kulak vermesi gerekiyor."

Bu konuda babalara büyük görev düşüyor, tabii işyerleri de "evlenir, çocuk doğurur, verimli olamaz gibi" önyargılardan arınmalı. Rolleri dengede tutmak için de uzmanlar kadınlara programlar yapmalarını öneriyorlar. Örneğin bu hafta ailece yürüyüş yapalım veya arkadaşlara vakit ayıralım gibi. Tabii insanların tek başına zaman geçirmeye ihtiyaçları olduğu da unutulmamalı.

Ne yapmalı?

Profesyonel ve kişisel hedeflerinizi belirleyin. Periyodik olarak kendi kendinize şunu sorun: "Eğer şu anda başıma çok kötü bir şey gelirse, yaşadığım hayatta pişmanlık duyacağım bir şey var mı?"

-Önceliklerinizi belirleyin. Aileniz için zaman ayırın (okul gösterilerine ve spor aktivitelerine gidin, ailece seyahat edin) ve kendinize de dikkat edin (doğru düzgün beslenin, egzersiz yapın, uyuyun)

Kendinize sürekli eleştirip, yüklenmeyin. "Ben iyi bir anne değilim, iyi bir eş değilim, ben yeterince iyi değilim" duygusundan kurtulup, "ben şunları şunları başardım hayatta ve elimden gelenin en iyisini yapıyorum" gibi bir bakışı açısı insanı rahatlatacaktır. Biraz kendimize kredi verip ödüllendirmek gerek.

-Kendinize zaman ayırın. Bunun içinde haftalık bir program çizelgesi sıralanabilir.

-Çiftlerin hobi sahibi olması önemli. Kişi kendini işyeri ve ev dışında yeni bir sosyal çevrede bulursa tatmin olacaktır.

-Koşturmacalı hayattan sıyrılıp, şöyle döngüden çıkıp ben neyim, ne yapıyorum diye bakmalı. Ve tabii nerelerde zaafa uğradıklarını ve problem yaşayabileceklerini, önlem almazlarsa duvara toslayabileceklerini farketmeliler.

-Zamansızlıktan yakınmak yerine, sahip olduğunumuz bu değerli kaynağı nasıl daha iyi planlayabilir ve kullanabilirim diye bakın. Bir gün içinde nelere vakit harcadığınızı, yeni düzenlemelerle kendiniz ve aileniz için neler yapabileceğinize bakın.

-"İşte iş, evde ev" prensibini uygulamaya çalışın. Çocuklarla geçirdiğiniz zamanda yüzde 100 onlarla olmaya; beynen ve fiziken orada olmaya, işi düşünmemeye gayret edin. Yersiz kaygı ve bunun getirdiği suçluluk duygusu yerine çocuğunuzla ilgili karşılaştığınız zorluklarda kendinize "bu gerçek mi benim yarattığım bir kaygı mı?" diye sorun.

-Biraz da rahat olmayı bilmek lazım. Ne istediğini bilmek, nasıl elde edeceğini planlamak ve bunun dışındaki şeylere biraz kulakları kapatmayı bilmeli. Her zaman, her şey en mükemmel şekilde olmayacak. Bunu kabul etmeli. Olmasa ne olur, yapmasam ne çıkar gibi farklı bakış açılarıyla bakabilmek önemli.

-Mükemmel olmadığınızı ve zaman zaman işinizde ya da evinizde eksiklikler olabileceğini doğal karşılayın.

Organizasyon yeteneği çok önemli

DHL Express Müşteri İlişkilerinden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nil Keskin Keleş, aynı zamanda bir anne baba koçu. Bir önceki görevinde 11 ülkeden sorumlu olduğu için sürekli seyahat etmek durumunda kalan ve çocuk planlarını sürekli erteleyen Keleş'in şu anda 2.5 yaşında ikizleri var. İşyerinde de 130 kişiden sorumlu olan Keleş, çalışanlarının gelişimi için önce kariyer koçluğu ardında da ana baba koçluğu eğitimi almış. Şimdi kendi ekibine gruplar halinde haftada 1.5 saat süreyle anne baba koçluğu eğitimleri veren Keleş, "Çalışan anneler evin ve işin organizasyonunu kurmakta zorlanıyor. Bunun içine bir de çocuk girince işler daha da zorlaşıyor. Hem ev, hem aile, hem alışveriş, hem çocuk, hem de eş vs, çalışan annelerin en büyük korkusu organizasyon oluyor. Organizasyon yeteneği ne kadar gelişmişse kişi o kadar rahat ediyor. İşyerinde kişinin aklı evde çocuğunda, dadısında kalınca kişi mutsuz ve başarısız oluyor, depresyona giriyor. Evde bir problem yaşadıklarını çalışanların yüzüne bakarak anlayabiliyorsunuz. Evin içinde organizasyonu iyi olan birisi, işinde de mutlu oluyor, performansı artıyor. Üzerinize fazla yük almak, en iyi anne, en iyi çalışan olacağım demek yanlış."

Nil Keskin Keleş, doğumdan 3 ay sonra işe başlamış, dadı bulmak için tıpkı işyerine yeni birisini alır gibi mülakatlar yaptığını, dadının referanslarını titizlikle kontrol ettiğini söyleyen Keleş, bir günün nasıl geçtiğini şöyle anlatıyor: "Akşam 6 gibi evde oluyorum, işimle evim 10 dakika -ki bu büyük bir avantaj-, 8.30'a kadar çocuklarla oyun oynuyoruz, dans ediyor, resim yapıyoruz, 8.30'da çocuklar yatıyorlar. Ondan sonra eşimle benim saatim."

Pek çok kişi ikiz çocuk bakımının zor olduğunu düşünür ama Keleş'in çevresinde ikiz çocuk sahibi olmak isteyen pek çok aile varmış. Keleş, bu durumu "Çünkü aileler iki çocuk istiyorlar, ikiz çocuk sahibi olduklarında ise hamileliği bir kez yaşamış oluyorlar" diyerek açıklıyor. 

Bu haber toplam 5297 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Dr. F. EFser GÖKÇEN
2010-11-22 10:58:28
ANNE BABANIN İNSAN PSİKOLOJİSİNDEKİ ROLÜ
ANNE BABANIN İNSAN PSİKOLOJİSİNDEKİ ROLÜ Anne çocuğun daha ziyade maddi yani bedensel ihtiyaçlarını gidermeye programlanmıştır. Baba ise ruhu ve hayata dair hazırlıkları için programlanmıştır. Program gereği normal şartlarda herkes üzerine düşen görevi yerine getirmek zorundadır. Bu yaşantı içerisinde çocuk hem maddi hayata, hem manevi hayata hazırlanır. Başlangıçta maddi hayat önemlidir. Onun için daha tertemiz çocuğa maddi olarak bakma zorunda olan annedir. Yaşamın ilk dönemlerinde anne önemli iken , daha sonraki hayatta baba önem kazanmaya başlar . Zaten yaş ilerledikçe babası hayatta olmayanlar keşke babam hayatta olsaydı da ona sorsaydım şeklinde ifade ederler. Bebeklik ve çocukluk yaş grubunda anne bakımı ve emeği çok fazladır. Çocuk hasta olur. Yaramazlıkları ile anneye eziyet eder. Hastalanır, kusar, ortalığı kirletir. Bunların hepsinde anne görev başındadır. Geceleri hasta iken başında sabahlara kadar bekler. İnsanda normalde vefa duygusu vardır . Bu duygu çocuk tarafından, anne ve babada algılanıyorsa, daha sonra kendisi için yapılanları göz önüne getirerek anne ve babanın yaşlılık döneminde aynı şeyleri ebeveyne uygular. Baba çocuğun daha ziyade geleceği için çalışmakta ve hayatı ona öğretmek peşindedir. Her yaptığı şey çocuğunu geleceğe hazırlamak içindir. Yani diğer bir deyişle geleceğini bir dantel gibi işleyerek örer. Babanın bu çabası, çocukta hayata karşı temel güvenlik duygusunu geliştirir. Baba yokluğunda temel güvenlik duygusu ve hayata karşı isteksizlik ve başarısızlık arkadan gelir. Babanın maddi olarak olmaması veya hükmen olmaması gibi durumlar söz konusudur. Bazı ailelerde, kadın çok çaçaron ve yönetimi ele almış bir tavır gösterir. Bu aile yapısında baba sindirilmiş yapı ile her şeye karşı havlu atmış pozisyonda davranış sergiler. Bu davranış içinde annenin çocuğa karşı devamlı maddi unsurları ön plana çıkaran tavrı ve bayanlarda olan harcama isteğinin çok fazla olması sebebi ile çocuk büyürken yaşamın sadece harcama kaleminden olduğunu düşünerek kolay para elde etmenin yollarına bakar. Bu durum çocuğun suç oluşturacak işlere girmesi ile sonuçlanır. Özellikle babasız çocuklar suç grafiği yüksek oranda kendini gösterirler. Çocuk yetişirken ilk önce motor gelişim basamaklarını tamamlar. Bunlar sırasıyla başını dik tutma , hafif anlamlı gülümseme , oturma , ayakta tay tay durma , birkaç adım atma , yürüme , o arada konuşma antrenmanları yapma ve kelime dağarcığına ilaveler yaparak konuşma sözcüklerini artırma , tuvalet ve temizlik eğitimleri , merakla bir şeyleri öğrenme çabaları , tüm bu faaliyetler ile sosyalleşme çevre edinme , oyun kurma ve oynama , ilköğretimde okuma yazma öğrenme , okuma yazmanın çocuğa sevdirilmesi ve bunların çevrenin güvenini alacak şekilde ,toplumsal mutabakat ile devam ediyor olması , toplumun değer yargılarının aile tarafında hak ve hukuk anlamında anlatılması , iyi kötü, doğru yanlış değerlerin cezasız kalmayacağı şeklinde korku ve ümit arası verilmesi iyi bir nesil yetiştirmenin kurallarıdır. Bu kuralları uygulayıcı anne, denetleyici baba olmalıdır. Uygulayıcı ve denetleyici arasında çelişki veya ayrılık olursa, bu kez çocuk işine geldiği gibi hareket etmeye başlar. Canı istediğinde buranın söylediklerini kabul ederken, işine gelmediğinde işine gelen tarafa yanaşır. Bunu diğer bir adı çok başlılıktır. Yönetimde çok başlılık kesinlikle doğru netice veremez. İki başlılık anarşi sebebidir. Özellikle şu andaki toplum yapısı kadının çalışma istekliliği çocuğun sadece maddi ihtiyaçlarını karşılar şeklinde gelişime yol açar. Belki çok şişman sıhhatli görülen çocuklar yetiştirmekle beraber zorluklara dayanamayan, hemen her yerde havlu atan şıp sevdi , hiçbir şeyden tatmin olmayan bir nesil yetiştirmenin yollarını açmış oluruz. Anne ve baba birbiri ile aynı kültür ve düşünce yapısı içinde değilse iki insanın uzun vadede anlaşabilmesi teknik olarak zaten mümkün değildir. Bu haldeki aile yapısında çocuk zaten maddi gıda anlamında ya iyi beslenemez. Veya hırsını gıda tüketmekten yana kullanıp, iş üretmediğinden aşırı şişmanlamanın yolunu açmış olur. Belli bir yaşta başarı ve çalışma performansı için çalışıp kazanmak ve bunu çocuklarımıza göstermek ile mükellefiz. Eğer biz çalışmayı çocuğa öğretemiyorsak o çocuk bunu nereden öğrenecek. Televizyon ve sanal dünya çalışarak hayatı kazanmayı hiçbir şekilde yeni yetişen çocuğa öğretemez. Televizyon ve bilgisayar bilgiye ulaşırken görsel hafızayı ön plana çıkarmaktadır. Asıl olan duygusal hafıza olduğu şu andaki batılı işadamları tarafından özellikle istenen ve beklenen yapıdır. IQ denilen zekâ katsayısı çok yüksek olanlar genelde duygusal hafızadan yoksundurlar. Duygusal hafızanın temelinde, insan sevgisi vardır. İnsan sevgisi ise sadece ve sadece anne kanalı ile alınabilir. Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım; çocuk yetişmekte iken sadece maddi olarak ihtiyaçları görülüyor olsa, yetişkin yapıya büründüğünde yaptıkları sıradan ve rutin haline gelir. Bu ise angarya ile eşdeğerdir. Hayata karşı kesinlikle bir sevgi ve istekte bulunması mümkün değildir. Yaptığı şeylerde bir amaç yoktur. Yemek yeme, cinsel faaliyetler hep sıradanlaşır. Bu insanın heyecan ve sevgi arayışı elbette başkaları tarafından olamaz. Başkaları bir şeyler yapıyorsa mutlaka karşılık bekleyecektir. Yetişmekte olan genç ise bunu çok kolay fark eder. Yetişmekte olan gence verilmesi gerekli değer, önce kendi zaruri ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra başkalarına yardım etme, onlara destek olma konusu işlenmelidir. Aksi halde, kendi ihtiyaçlarını karşılayınca yine boşluğa düşer ve sonra alkol ve uyuşturucudan fayda sağlamaya, bir şeyleri unutmaya çalışacaktır. İnsan yaşamında duygusal zekânın öneminden bahis ederken, konu aslında hiç kimse tarafından detaylandırılmamıştır. Suratından düşen bin parça olan bir insanın çevresindekilere karşı sevecen , yardımsever, toplum menfaatini düşünen bir insan olabilmesi teknik olarak mümkün değildir. Bunun karşıtı olarak güler yüzlü yardım sever, bir şeyler yapmak için çaba gösteren birisi hizmet veya mal alıcı tarafından doğru kişi diye algılanır. Hatta büyük işletmeler mal satış aşamasında çalışan kişileri özellikle güzel ve güler yüzlü kişiler arasından seçerler. Bunun temel sebebi başarı grafiğini artırmaktır. Üretim aşamasında insanın yüz yapısı önemsenmese de aslında orada da çok önemlidir. Çünkü hainlik vasfı genelde mendebur surat denilen asık ve dudak ucu aşağıya düşmüş kimselerde olur. Kendisinde bu surat olan yapıdaki insan bile bu yapıyı karşıda gördüğünde bundan rahatsız olur. Duygusal zekâ açısından sağlıklı toplum yetiştirmenin kuralı hiçbir kitapta yazmaz. Çünkü batılı yazarlar sevgi ve ruhtan anlamazlar. İnsanlar sevdikleri şeyleri belirtmek için ortak değerlere sahip olanlar genelde fan kulüpler kurarlar. Buralarda duygularını tatmin edecek arkadaşlıklar edinirler. Sosyal tesislerin ve spor tesislerinin başlangıç sebebi budur. Spor müsabakalarının ve sporcuların bu kadar prim yapması oraya yatırılan duygulardır. Toplum kendi kendine bu duyguları pompalayarak ön plana çıkarır. Ancak bireysel anlamda spor yapmak bedensel olarak iyi iken, ruhsal olarak izleyiciler açısından kötü netice doğurmaktadır. Sebebine gelince gruplar arası düşmanlık ve husumet artmakta ve ölümler yaralamalar, bedensel zararlar bitmemektedir. Bunun dışında oraya harcanan para ve emek ile toplum menfaatleri daha üst boyutlara taşınabilir. Hani spor yapmak bedensel ve ruhsal açıdan iyi idi. Onun için mi çok çeşitli yuvalar sadece spor müsabakaları üzerinden oynanan kumar ve düşmanlıklar yüzünden çökmektedir. Duygusal zekâ gelişiminde anne ve baba rolü çok önemlidir. Anne ve baba arasında günübirlik olaylarda birbirlerini dinleyerek saygı duyarak ve sevecenlikle karşılıklı anlaşmaları o evdeki çocuğun insan ilişkilerinde aynı yöntemi kullanarak davranmasına sağlar. Ancak evde her gün kavga ve gürültü var ise insanlar birbirlerine hakaret içeren sözcükler söyleyip, bunları kavga moduna koyduklarında bu kez aynı davranışı yeni yetişmekte olan çocuk o noktadan alıp bir üst noktaya taşıyacaktır. Bu şekilde davranış geliştiren bir yetişkin olmuş kimsenin çevreye tepkileri bu ölçü dahilinde olduğundan, çevreden alacağı tepkiler benzer olur. Başka tepki aldığında bunların sahtekâr ve kötü düşünceli olduğunu ifade edecektir. Aslında kendi davranışlarının kötülüğü ayna gibi kendisine yansımıştır. Eğitim sistemimizde ve basın yayın organlarının hiç birisinde duygusal zeka gelişimi ve anne baba eğitimine yönelik en ufak bir yayın yapılmamaktadır. Ne açıdır ki kendi ellerimizle kendi çocuklarımızın geleceğini karartmaktayız. Kendi geleceğimizi, ateşe atmaktan başka açıklama tarzı var mıdır? Hani toplumsal sağlık için eğitim nerede? İnsanlara cinsel özgürlük dağıtanlar, acaba çocukların duygusal zeka gelişimi konusunda ne yapıyorlar. Gidip bir toplantılar da içki içmeyi çağdaşlık ilericilik sayan gericiler , asıl yapmaları gereke toplumsal mutluluk peşine niye gidemiyorlar. Yoksa kendilerinin bu olaylardan çıkarları mı var? Saygılarımla. Dr.F.EFser GÖKÇEN http://www.manyetikdunyamiz.com dan alıntıdır
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim