• BIST 90.009
  • Altın 145,788
  • Dolar 3,6175
  • Euro 3,9278
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 7 °C

Kadın Erkek İlişkilerinde Şiddet Ve Nedenleri

Psk. Dan. Perihan DEMİRBAŞ

Kadın erkek ilişkisinde şiddet denilince akla ilk gelen fiziksel şiddet ve şiddetin kadına uygulanıyor olması. Oysa şiddetin türleri var ve erkekler de her türlüsüne maruz kalabiliyor. Fiziksel şiddetin yanı sıra ekonomik, sözel, psikolojik şiddette var. Orana vurulduğunda fiziksel şiddete maruz kalan taraf genellikle kadınlar.

Mor Çatı Kadın Derneği Vakfı sayfasının belirttiği istatistikte üç kadından birinin eşinden ya da sevgilisinden fiziksel şiddet gördüğünden söz ediliyor. Yaşamı kaybetmeye kadar giden ilişkilerdeki şiddet sorunun kaynağı bana sorulursa kadın erkek arasındaki iktidar mücadelesi…

İktidar, kadın erkek ilişkilerinde de diğer ilişkilerde de temel bir sorun olmasına rağmen çoğu zaman taraflardan birinin teslim olması şeklinde yaşanır. İktidar mücadelesi, kim güçlüyse, kim daha çok sorumluluk alabiliyorsa genellikle onun lehinde şekillenir. Sorumluluk ise daha yetişkin olan taraf kimse onun tarafından alınır. İktidar konusu önemlidir ve başka bir yazıda üzerinde durulacaktır.

Şiddet konusuna tekrar dönersek ilk olarak nasıl durdurulacağı, ortaya çıkmasının nasıl önleneceğinin üzerinde durulması gerekir.

Şiddet konusunda ya da öfke patlamaları konusunda hayatında sorun yaşayanların çözmesi gereken temel sorunlardan bir tanesi sınır koyamamak, hayır diyememektir.

Şiddet yaşanan ilişkilerin en başına dönüp baktığımızda sonucu hazırlayan her türlü değişkenin var olduğu görülmektedir. Bu nedenle ilişkinin ilk başında yaşanan hoşgörüsüzlük, aşırı sahiplenme, kıskanma olumlu yorumlansa da herhangi bir şekilde dur demezseniz artarak devam edecektir. Davranışa yansıdığında da hafif bir itme, şakalaşmanın dahi hemen ayırdına varılarak durdurulması özellikle önem taşır.

Flört noktasında yada nişan döneminde cinsiyetçi, genellemeye dayanan, kısıtlayıcı(yaşam alanını sınırlayıcı, sosyal alanınıza müdahale edici )tavır ilk fark edildiğinde sınır konmaması halinde artarak devam edecektir. Bu noktada taviz vererek, kendinden vazgeçen kişi öfkeli olacak, bağımlı davranacak ve fark etmese de karşı tarafa yük olup ilişkinin de bozulmasına neden olacaktır. Kendinden vazgeçiş hele de bilinçli bir şekilde yapılmıyorsa ilişkiyi sadece bozar. Bu noktadan bakıldığında uyumlu olmak adına kendinden vazgeçmeler ilişkide sorun olarak ortaya çıkacaktır. İlişkinin ilk başından itibaren evetler, hayırların ne anlama geldiği konusunda farkında olarak, ne istediğini bilerek davranmak daha sonra çıkabilecek sorunları önleyecektir.

Şiddetin bir davranış biçimi olarak ortadan kalkması erkeklerin davranışlarının nedenleri konusunda bilinçlenmesi, kadının ise kendisinden ne uğruna vazgeçtiğinin farkına varması ile yakından ilişkilidir.

Geleneksel kültürden kaynaklanan davranış biçimlerinin bu farkındalıkla gözden geçirilmesi de önem taşır. ‘erkektir , sever de döver de’, ‘kızını dövmeyen dizini döver’, ya da seven kıskanır, sahiplenir gibi fiziksel ve duygusal şiddeti meşrulaştıran telkinlerinde tekrar gözden geçirilmesi gerekir.

Bu noktada ailesinden şiddet gören birinin bunu normalleştirmesi de ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkar, altını çizerek belirteyim ki şiddet fiziksel, duygusal, cinsel ya da ekonomik olarak ilk fark edildiğinde tepki verilmelidir. Bir tek itme, tokat ya da öfke nöbeti, tehdit, yok sayma, hakaret diyerek geçiştirilmemelidir.

Davranış biçimlerini hazırlayan psikolojik ve çevresel nedenler olabilir. Ancak insanı insan yapan yetişkin olduktan sonra bilinçli seçimler yapması, bu seçimlerin yanlış olması halinde buna dur diyebilecek güce ve bilince sahip olması, değilse de sahip olmak için emek harcamasıdır.

Eşine şiddet gösteren kocaların yarısından fazlası, çocuklarına da şiddet göstermektedir. Şiddete çocukken maruz kalmak ya da şiddete şahit olmak, anneye uygulanan şiddete engel olmaya çalışırken yaşanan korku, çaresizlik, suçluluk, yetersizlik, değersizlik, özgüven eksikliği gibi duyguları temizlemeye çalışmak yetişkin hayatında sorun yaşayanların, psikolojik danışma seanslarında en sık getirdiği konulardır. Geçmişteki şiddet sahneleri yetişkin hayatında da pek çok konuda tıkanıklık yaratmaktadır. Özellikle de ilişkiler ve iletişim konusunda…

Şiddetin insan üzerinde yarattığı derin karmaşık sürecin sorumluluğunu tek başına erkeklerin üzerine yüklemek hem kadını yok saymak, hem de etkileşimi yok saymak olur. Bu noktada erkeklerin de bu yükü taşımak yerine bilinçlenerek davranış repertuarlarından bu tutumlarını çıkarmaları ve yol açan nedenlerini anlamaya çalışmaları gelecek nesiller açısından da önem taşımaktadır.

Kadın erkek arasında bir iktidar mücadelesi olabilir. Bunun için savaşmak, şiddet genetik olarak erkeklere miras olarak aktarılsa da eğer istenirse, düşünce süreçlerini bilinçli olarak değiştirerek davranışları da değiştirmek mümkündür!

Gelecekte kadın erkek arasında şiddet, kıskançlık, sahiplenme ve tabuların yok olduğu bir makro toplum herkes için daha tatmin edici ve mutluluk verici olabilir. Bu ütopya gibi gözüken durum, bilinçlerin genişlemesi ile mümkün olacaktır.

Şiddetin altında temel olarak iktidar sorunu yatar. İktidardan pay almak ya da onay almak adına her kendinden vazgeçişte şiddeti ve alt bileşenleri olan öfke, hoşgörüsüzlük, sömürü vb. davranışlar ortaya çıkacaktır. İktidar sahibi ise geçici olarak şiddet uygulayıp boyun eğmeyi sağlasa da pasif ya da aktif olarak şiddete maruz kalacaktır. Bu kısır döngüyü kırmanın yolu süreci fark edip bilinçli olarak nedenleri ve değişimi için çaba sarf etmektir.

Bunların tümü için güçlü bir irade gerekiyor, o kadar güçlü değilim diyorsanız, kendinizi güçlendirmek için neler yapacağınız konusunda destek alın!

Herkesin doğal olarak hak ettiği gibi, şiddetin hiçbir türüne maruz kalmadığınız ve başkalarını da maruz bırakmayacağınız mutlu ve kaliteli bir yaşamı seçmenizi dilerim…

Bu yazı toplam 5294 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim