• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 21 °C

Kadın dekana mobbing davası

Kadın dekana mobbing davası
Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Teknik Hizmetler Şefi Cihat Erdener, Dekan Prof. Dr. Nadide Kazancı'nın kendisine mobbing uyguladığını öne sürdü

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Teknik Hizmetler Şefi Cihat Erdener, Dekan Prof. Dr. Nadide Kazancı'nın kendisine mobbing uyguladığını öne sürdü

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Teknik Hizmetler Şefi Cihat Erdener, Dekan Prof. Dr. Nadide Kazancı'nın, kendisine mobbing uyguladığını iddia ederek savcılığa suç duyurusunda bulundu. Cihat Erdener, avukatı Mustafa Kılıç aracılığıyla İzmir Cumhuriyet Savcılığı'na yaptığı başvuruda, Prof. Dr. Kazancı'nın dekan olarak göreve başlamasından sonra kendisine sürekli mobbing (duygusal taciz- psikolojik yıldırma) uyguladığını iddia etti.

Erdener, Dekan Prof. Dr. Kazancı'nın göreve başlamasından sonra görevlerinin başka bir arkadaşına verildiğini, sorunu çözmek istediğinde de kendisiyle görüşülmediğini öne sürdü. Adeta fakültedeki odasında yalnızlığa itildiğini anlatan Erdener, 8 aydır kendi odasını kendisinin temizleyen bir personel olarak çalıştığını belirtti. Dekan Kazancı'nın "Sen düşünme, biz düşünürüz. Sen sadece söyleneni yap" gibi sözlerle kendisini küçük düşürdüğünü ve aşağıladığını anlatan Erdener, pasif görevlere verdiğini, bu yüzden depresyona girdiğini, bunu da raporlarla belgelediğini ifade etti. Erdener, talebi olmamasına rağmen, bu durum nedeniyle rektörlük tarafından Edebiyat Fakültesi'nde görevlendirildiğini ve gideceği gün, kendisini duygusal olarak ezmek için çay ocağında "Helva dağıtıldığını" iddia eti. Prof. Kazancı'nın "ayrımcılık" ve "hakaret" suçlarından cezalandırılmasını isteyen Erdener, ayrıca ruh sağlığını bozduğu gerekçesiyle "kasten yaralama" suçundan da cezalandırılmasını talep etti. İddiaları yalanlayan Prof. Kazancı ise "İyilik yaptığımızı düşünürken bu girişimi beni şaşırttı. Hukuki olarak hakkı ama ben anlayamadım" dedi

Bu haber toplam 3784 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
berna mardinli
2010-08-02 07:53:41
Üniversitelerdeki akademik şiddet
Can kumbaracıbaşı ve Dayak olayı!! (tbmm site alıntı) Ankara Milletvekili Hayrettin Özdemir’in, bir araştırma görevlisinin bir öğretim görevlisi tarafından dövüldüğüne ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu’nun yazılı cevabı (7/403) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki yazılı sorumun Millî Eğitim Bakanınca yazılı cevaplandırılmasını arz ederim. Saygılarımla. Hayrettin Özdemir Ankara Ruhsatsız kullanıma açılan asansörlerde vuku bulan bir kaza sonucu öğrencilerden birinin hayatını kaybettiği ile ilgili soruma verilen cevapta; o tarihte Sayın Dekan Esen Onat’ın raporlu olduğu bildirilmiş ve kazadan çok sonraki bir tarihli (17.6.1999 tarihli) asansör kullanma izin belgesi fotokopisi cevap ekinde gönderilmiştir. Bu cevap; soruya verilen kaçamak bir cevap niteliğinde değil midir? Ve Sayın Dekanı mevzuat gereği sorumluluktan kurtarır mı? Diğer yandan; Şehir ve Bölge Planlama Bölümünde görevli Doçent Doktor Can Kumbaracıbaşı’nın aynı bölümde görevli Araştırma Görevlisi Okan Dede’yi dövmesi ile ilgili sorularıma ise cevap verilmemiş, daha önce bu konu ile ilgili Erzincan eski Milletvekili Sayın Naci Terzi’ye cevap verildiği bildirilmekle yetinilmiştir. Verilen bu cevap dahi olayın doğruluğunu itiraftır. Oysa sorum Sayın Naci Terzi’ye verilen cevaplarla ilgili olmayıp cevapsız bırakılan hususlarla ilgilidir. Şöyle ki : 1. Olayla ilgili olarak mağdurun savcılığa başvurusu ve bunun üzerine Adlî Tabiplikçe verilen raporu mevcut mudur? Bu raporda olay doğrulanmış mıdır? 2. Mağdurun elinden baskı ile alınan ve birkaç öğretim görevlisi tarafından da imzalanmak suretiyle zabıt vakası niteliği arzeden 8.1.1998 tarihli dilekçenin hemen ertesi günü mağdur tarafından verilen ve bu baskıyı sergileyen 9.1.1998 tarihli dilekçe niçin gizlenmektedir? 3. Mağdurun ağır baskılar altında vermek zorunda kaldığı istifa dilekçesinde ileri sürdüğü gerekçeler nedir? 4. Olayın vukuundan üzüntü duyan bir Sayın Profesörün Okan Dede’yi evinde ziyaret ederek geçmiş olsun deyip teselli ettiği doğru mudur? 5. Olayın şahitlerine devamlı suretle baskı yapılıp bu konuda bir açıklamada bulunmamaları için tehdit edildikleri doğru mudur? 6. Konunun bir üst kurulca yani YÖK’ce ele alınıp incelenmesi hususundaki talebimizin ne derece haklılık taşıdığı Sayın Bakanımızca anlaşılmış mıdır? 7. Naci Terzi’ye verilen cevabın benden esirgenmesini sayın bakan bir cevapmış gibi imzalayıp göndermiş olmakla soru müessesesini hafife almamış mıdır? 8. Verilen cevabın son derecede basit olmasına rağmen normal süresi içinde ve tekid süresi içinde verilmeyerek bu süreler geçtikten sonra verilmesindeki maksat, konunun meclis zabıtlarında yer almaması düşüncesini taşımamakta mıdır? Arz ederim. T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı 13.9.1999 Sayı : B.08.0.APK.0.03.05.00-03/2409
tahir çalgüner
2010-07-09 11:43:47
"Mobik-SEVEN" lere
“MOBİK (PSİKOLOJİK TACİZ) ÜZERİNE... Tahir Çalguner İşyerinde Psikolojik taciz olarak, Türkçemize geçen bu olgu; şimdilerde cinsiyet tanımaksızın, mahkemelerimizin gündemine de girmiş durumda… Mobik, “tüzel kişilik”ten daha ziyade, esas itibariyle,”gerçek kişileri” konu edindiğinden; idare mahkemeleri değil, asliye hukuk ve ceza mahkemelerinin uhdesindedir. Mobik örneklerine, askeri yapılanmalarda rastlamak mümkün değil, zaten Hala kayıt olmadıysanız, kayıt olmak için tıklayınız...]şin doğasına da aykırı iken, Üniversitelerdeki sayısı ile kıyaslandığında, üniversitelerin, kışlaya fark attığı gözlenmektedir. Olayların, % 99 ‘unun üzeri örtülmekte, kol kırılmakta, “yen” Hala kayıt olmadıysanız, kayıt olmak için tıklayınız...çinde bırakılmaktadır. Sadece % 0.5 ‘ lik bir oran ise, aysbergin su üstüne çıkan boyutudur. Batı ülkelerinde ise; olgunun oldukça yol almış bir geçmiş Hala kayıt olmadıysanız, kayıt olmak için tıklayınız... ve yerine oturmuş, hatırı sayılır bir hukuku ve yaptırımı vardır. Maalesef, üniversitelerde yaşanan “mobik” vakaları, neredeyse hangisi “mobik” değil ki? dedirtecek cinstendir. Tacizci kurbanını nasıl seçiyor? Kurbanında olması gereken asgari nitelikler nedir? Senaryosunu nasıl kurguluyor? Örneklem alanını nasıl belirliyor? Nasıl bir yöntem izliyor? Bu yazıda, mobik olgusuna, sibernetik açıdan bilimsel bir açılım getirmek amaçlanmaktadır. Tacizci ile başlayalım; Tacizci (mobik-seven): Tacizci kahramanımız bir amirdir. Şefkat ve ilgi mağduru bir “cevher”dir. Özellikle tacizcide, ağır kompleksi ve kompülsif bir takıntı varsa; durum daha da ciddi demektir.Bu gruba giren kişiler, psikolojik olarak kendilerinde, kendilerinin bile tarifleyemediği bir saygı/saygınlık! arayışı içindedirler. Kendi “gerçek kişiliklerini” oluşturan varlık alanını, sahip olduğu makamın tüzel kişiliğinden üstün tutarlar. Kendilerini her daim kanıtlama ve “ispat” histerisi içindedirler. Kontrolü ellerinde tutayım derken, kontrolsüz ve akıldışı(irrasyonel) davranışları dikkat çekicidir. Bu kişilerin, eğer “bir üst amiri” de aynı hastalıktan müzdarip değilse, geçici de olsa kontrol altına alınabilir. Ama bu bile, zaman zaman tacizciyi içten içe öfkelendirebilir.Temel çözüm; tacizciyi görevden almak, makamsız bırakmaktır.Çünkü “sahip olduğu kudret; kafacığının içindeki, kendisine tanınan yetkide ve arkasındaki kamusal güç zırhındadır.” İşte bu yüzden, kendilerinin mahkemeye verilmesi, onlar için “her şeyin bittiği” noktadır. Mobik kurbanının temel özelliği ise; “sıra dışılığı” dır. Evcileştirilmesi gereken bir alt(lık)tır. Tacizci, önceleri kurbanı ile iyi ilişkiler kurar. Daha sonrasında ise; tacizci ana hareket planını, birbir yerine getirmeye başlar. Mobik mağduru, genelde üstün zekalı ve kariyerinde başarılı ve sosyalleşme sürecini tamamlamış kişilerdir. Mağdura yüklenen rol; onun sözde “sorunlu”! bir kişi olduğudur. Pro-fesyonel tacizci; bu sorunu ve sorunun ne olduğunu bir türlü tanımlayamasa bile, böyle bir imajı(sabıkayı) kurbanının üzerinden yaftalayacak, her türlü suçlamayı a-simetrik psikolojik yollarını kullanarak yapacaktır. Kullandığı YÖNTEM; a) “Dedikodu Psikolojisi” b) Yakın çevre derin görüşmeleri c) Sistematik,idari soruşturmalar sinsilesi ve ardniyetli ithamlar. d)Abartılı duygu ve düşünceler,niyet okuma ve felaket tellaklığı. Tolga Yarman hocamın da belirttiği üzere; “Von Nevman’ ın matematikteki oyun teorisi, işin kuramsal çerçevesini oluşturur.Bu teori tüm harp oyunlarının da temel felsefesidir. Buna göre; yapılacak hamle yada hareketle kendinizin durumunu mümkün mertebe iyileştireceksinizdir; karşınızdakinin durumunu ise, mümkün mertebe kötüleştireceksiniz, yani “etkileşme” halindeki iki fonksiyondan biri maksimize edilirken öteki, aynı zamanda minimize edilecektir. İşte buna, Mobik’ in matemetiği derler” Tacizci aslında, korkağın ve kendine güvensizin tekidir. Bu yönüyle, acınası, hazin bir hayat hikayesi olduğu da söylenebilir. Dolayısıyla cinayet yerine ve mağdura sık sık uğrar. Can çekişen kurbanını öldürecek ve sonrasında da intihar süsü verecektir. Bu onun kurbanı ile “bağımlılık” aşamasına geldiğinin de göstergesidir. Brezilya şebekleri üzerinde yapılan bilimsel bir çalışmada; bir entropi formülü yardımıyla, Mağdurun, tacizciden aldığından daha fazla bilgiyi, tacizcinin mağdurdan aldığını göstermektedir. Bunun nedenine gelince; Tacizci(mobik-seven) “mağdur”un yaptığı her şeyden haberdar olabilmek için, kendini bitirircesine bir çaba sarf etmek zorundadır.Rakamlarla ifade etmek gerekirse; tacizci konumundaki baskın şebeğin mağdur konumdaki hayvanın davranış dışa vurumlarından (bilgi birimi olarak ölçüldüğünde bunun bütünü 0.6 bits değerindeydi) 0.2 Bits değerinde bir bilgi kaydettiği ve bunun tüm bilgilerin yaklaşık üçte biri olduğu, 0.4 Bits’ lik bir bilginin de kaybolduğu saptandı.. Ve bu aşamada sürpriz bir bulgu ortaya çıktı…!! Baskın durumdaki şebeğin “poz kesme”, “guruldama”, “taciz etme” ve “poposunu gösterme” gibi davranışlarından zayıf konumdaki şebeğin aldığı bilgi ise; sadece 0.02 bits düzeyinde bulunmuştur. Bu değerinde, zaman biriminde oluşan tüm bilgilerin sadece otuzda birine tekabül ettiği saptandı.Böylece bu değerin, tacizcinin kurbanından aldığı bilgilerden on defa daha az olduğu belirlenmiştir. ”Tacizci” şebeğin yükseklere tırmanayım derken poposunun daha da çok görüldüğü de saptanan başka bir bulgudur. Sonuç: Tacizci, mobik kurbanına, kurbanın tacizciye yöneldiğinden daha fazla yönelir.Bir anlamada aralarında, asker Şvayk ile subay Lukaş’ ın ilişkisi gibi bir ilişkiden bahsedilir. Mobik-severin, geçmişte buna benzer bir taciz yaşamış olma ihtimali yüksektir. Dolayısıyla, bir davranışsal model olarak yaptığı patavatsızlıkları “dopralık” ! olarak görme eğilimdedir. Sonuç olarak; Kişisel fikrim şu yöndedir. Mobik kaderimiz değildir. Mobik , yapanın yanına kar kalmaz. İnsan ırkının, arkaik sosyalleşme süreçlerinde görülen ve kendi ile barışık olmayan, zihin-ruh-duygu üçlemesindeki, “duygusal zeka” gerilemesini, pekala patolojik bir araz olarak görmek de mümkündür. Sorunu, kartezyen akılda aramamak ,çözümü ve tedavisini de “Ekolojik”bilinç kuramıyla bağıntılamak gerekir. Mobik-sevenin “durum psikolojisi”, saatlik fark gösterir. Süreç içinde stabil ve steril değildir. Bazı araştırmalar, mobik-seven kişilerin, intihale (bilimsel kapkaç) yatkın kişiler olduğunu da göstermektedir. Mobik- sevenler, karşılarındaki, kişilerin başarılarını hafife almaya ve aldırtmaya meyillidirler. Böylelikle kurban üzerinde orta ve uzun erimde bir “İtibarsızlaştırma” politikası uygularlar.Madur/madure , ahmak ıslatan yağmura maruz bırakılmakta sonrasında ise, sağanak yağmurda ıslandığı iddia edilebilmektedir. Bu süreklilik arz eden durum..sürecin kesin sonunu da hazırlar.Böylelikle işten el çektirmeye, yani zemin son darbeye hazır hale getirilir. “ Ardaşık zaman dilimlerinde, “AMİR” tarafından planlanan bu “ön-psikolojik taciz” eylemleri; (etik olmayan bir yöntemle),kurbana yönelik, gelecekteki olası ithamlarına zemin hazırlamak ve sürece yayarak, sözde “sorunlu adam” imasını zoraki algılattıracak, zorlama bir fişlemeye yöneliktir.” Unutulmamalıdır ki; Basiretsiz idareci, mobik yapmaya adaydır. Üniversite yönetimlerinin bu olaylarla mücadele etmesi veya en azından teşvik etmemesi gerekir. İdari açıdan tüm tedbirler alınmalıdır. Bunu yaparken de , “mobik-seven” in üzerine, aynı yöntemle gidilmemesi esastır. İyi yöneticiliğin “okulu” yoktur. Ama, “mobik”in bir kliniği vardır. Mobik tedavi edilemez bir vaka da değildir. Ancak hastanın, durumunu kabüllenmesi gerekir. Sinir krizleri ve kahkahaları ise, geçicidir. Bakalım, Mobik teorileriyle ilgili olarak gerçekleşecek, “doktora çalışmaları” yine de kim bilir bize hangi güzellikleri sergileyecek ve bize ne şebeklikler öğretecektir.Kafamızı sert bir kayaya vurmazdan ve kuma gömmezden az biraz, az önce…..!! tabiî ki de yani. Dipnot: 1) Tolga Yarman., “Dedikodu psikolojisi”., Popüler Bilim dergisi 2) Frederic,Vester .,( çev: Aydın Arıtan) “Ekolojinin anlamı”Arıtan yayın.1997 İstanbul
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim