• BIST 105.324
  • Altın 146,596
  • Dolar 3,4727
  • Euro 4,1687
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 21 °C

Jale K. Johnson ile Bağımlılık Üzerine

Jale K. Johnson ile Bağımlılık Üzerine
Ünlü davranış bilimci Jale Kerimol Johnson, uyuşturucuyla mücadele ve bağımlılık konusunda çarpıcı açıklamalar yaptı. Johnson, yapılması gerekenleri ve ailelere ve topluma düşen görevleri sıraladı.

Jale Kerimol Johnson, yaşamındaki acı tecrübelerden bir hayat felsefesi çıkarmış, bağımlılık konusunda Amerika'da üniversite eğitimi alıp, kendini bütünüyle bu çok kapsamlı, çok karmaşık, çok sinsi olan hastalığın tedavisine ve eğitimine adamış şahane bir insan. 

Bu dürüst, akıllı, güçlü ve fedakar kadından toplumun öğreneceği çok şey var. Şu anda doğum iznini kullanıyor ama iki ay sonra ona Pedam'dan (Psikiyatrik Eğitim, Danışma, Araştırma ve Tedavi Merkezi) veya iki ay beklemeden www.myrinaconsulting.com adresinden ulaşabilirsiniz. Jale Hanım, tedaviye veya danışmaya ihtiyaç duyanlar kadar, toplum sağlığına hizmet etmek isteyen herkese elini uzatmaya hazır. Ah, keşke bu söyleşiyi okuyan güç ya da para sahiplerinden biri, bağımlılık konusunda bir kampanya başlatsa da körkütük cahilliğimizden kurtulsak ve bu belki de en önemli soruna kayıtsızlığımızı yenebilsek, kurumsal ya da bireysel olarak kendimizle yüzleşebilsek.

-Medyadan başlamak istiyorum. Gazete ve televizyonlar bağımlılık haberlerini sizce nasıl veriyor?

-Haberlerde olayın kriminolojik tarafı çok ön planda. Evet doğru, narkotik polisimiz çok iyi işler yapıyor. Bunların verilmesi çok doğal ama bağımlılıkla ilgili toplumu bilinçlendirmek adına bir şey yapılmıyor. Çünkü bilgilendirme sansasyon getirmiyor, kişisel hayat hikayeleri ile donatılamıyor. Ne zamanki bir gencimiz uyuşturucudan hayatını kaybediyor, bir anda gündemde bir yoğunluk yaşanıyor. Çocuğun kimliği, ailesinin acısı hiçe sayılarak yapılıyor haberler. Bana kalırsa, bu tip haberler biraz daha anonim verilmeli, isim soyad konusuna dikkat edilmeli.

-Sizin danışmanlık eğitimi aldığınız Amerika'da böyle mi yapılıyor?

-Valla Amerika'da bu tarz olaylar çok fazla haber olmuyor artık. oradaki insanlar aşırı doz haberini okudukları zaman bizim ülkemizde verdikleri tepkileri vermiyorlar. Çünkü orada bir sistem var bu işi dengeleyebilmek için. Eğer uyuşturucudan dolayı ağır bir kriminal suç işlendiyse veya bir Hollywood yıldızının uyuşturucu kullanması çok ön sayfalarda haber oluyor. Ama x bir üniversite öğrencisinin aşırı dozdan arkadaşının evinde, tuvalette ölmesi Avrupa'da da, Amerika'da da bu kadar fazla ses getirmiyor.

-Siz aşırı doz diyorsunuz. Oysa bizim haberlerimizde adeta teşvik eder gibi "altın vuruş" deyimi kullanılıyor.

-Altın vuruş, çok eski, 70'lerden kalma bir jargon. Dünya altın vuruş, beyaz zehir, satıcılar iş başında gibi jargonları terk etti. Biz sanki yeni keşfettik. Ayrıca altın vuruş, göreceli bir kavram. Bu son vakada ölen genc, 9 ay önce hastaneden çıkmış. 9 ay kadar sonra tekrardan temiz vücuduna uyuşturucu kullanmaya başlaması, bağımlılık iyileşmesi içerisinde bizim kayma diye ifade edebileceğimiz bir evre. Bu kaymayı yaşarken, bıraktığı doza geri dönüş yaparsa, vücut temizlenmiş olduğu için o dozu artık tolere edemiyor ve ölüm bu yüzden oluyor. Yani burada bilinçli bir şekilde ben bir altın vuruş yapayım, öleyim mantığı yok.

-Peki bu tür haberlerin nasıl verilmesi lazım?

-Bence medyadaki arkadaşların ve aslında bütün toplumun hastalık hakkında bilinçlenmeleri gerekiyor. Sanki uyuşturucu bağımlılığı apayrı bir şey, yemek bağımlılığı apayrı bir şeymiş gibi konuşuyoruz. Dünya bu klişeleri terk etti artık. Artık sistemin ne kadar iyi işlediği, bağımlıların yeterli yardımı alıp alamadıkları, sağlık sisteminin sigorta kapsamı içerisinde bunun biraz daha geliştirilmesi gerektiği, bu insanlara yardım elinin daha ne kadar yoğun verilebileceği gibi konular üzerinde haberler yapılır. Yani senatodan yeni bir yasa çıkartılır, işte bu konuda çalışan profesyonellerin iki senede bir lisans uzatmaları sürecinde ek dersler ı ya da ek bir takım müeyyideler konur. Yani bunlar haberdir. Birinin ölmesi, birinin uyuşturucu kullanması çok büyük haber değildir. Çünkü o bir yaşamın parçasıdır ve insanlar daha pozitif, daha teşvik edici haberler peşindedir yurtdışında.

-Bizim medyadaki haberler biraz yıkıcı mı oluyor?

-Bu, o kadar ince bir nokta ki. Bundan yaklaşık üç dört sene evvel bir gencimiz üniversitede uyuşturucu kullanırken cep telefonu ile çekilmiş fotoğrafları ile medyada yer aldı. Bu gencimize bir anda satıcı damgası vuruldu medya tarafından. Bu gencimiz satıcı falan değildi, sıradan bir içiciydi. Şimdi sıradan bir içici ve hasta olmakla, satıcı olmak arasında evet kriminal boyutta ince bir çizgi vardır. Ama bir şeye tam vakıf olmadan bir fotoğrafla insanlara etiket yapıştırmak çok tehlikeli olabiliyor. Satıcı olduğu zaman o gencin okuma hakkı elinden alınıyor. Ama içici olduğu zaman denetimli serbestliğe girdiği takdirde, iyileşme şansına sahip olabiliyor. İyileşmeye teşvik edilebiliyor mahkemeler tarafından.

-Siz önce turizm ve otelcilik okudunuz. Sonra Amerika'da bağımlılık danışmanlığı eğitimi veren bir üniversiteyi bitirdiniz. Psikiyatr ve psikoloğa göre avantajınız nedir?

-Siz nesiniz diye soruyorsanız, ben bir davranış bilimciyim.Benim Amerika'da aldığım eğitim

Türkiye'de verilmiyor maalesef. Bu konuda uzman olan psikiyatr, psikolog ve bizler aynı ekolün temsilcileri olduğumuz, aynı multidisipliner yapıda çalıştığımız için bizler arasında bir avantaj ya da dezavantaj söz konusu değildir. Yurtdışında ICRC-AODA denilen bir uluslararası lisans komisyonu söz konusudur. Bu komisyona ülkeler kendi bünyelerindeki lisans komisyonlarını bağlarlar. Uluslararası bağımlılık danışmanlığı konsorsiyumudur bu. Biz bağımlılık danışmanları eğitimimiz içerisinde tıp fakültesinden, davranış bilimleri fakültesinden, gerekirse sosyoloji departmanlarından bağımlılığın hangi alanlarında daha çok uzmanlaşmak istiyorsak bütün bu alanlardan derslerimizi alır, eğitimimizi tamamlar, ondan sonra eyaletin sınavlarına ve ayrıca uluslararası lisans sınavlarına girer, ehliyetlerimizi alırız. O ehliyet bize multidisiplinel yapı içerisinde danışanlarımıza bir davranış bilimci olarak yardım etme hakkı verir.

-Özel muayenehane açabilir misiniz?

-Benim ekolümdeki arkadaşların içinde özel muayeneleri olanlar da vardır Amerika'da. Ama bizler daha çok bir rehabilitasyon merkezinde bir doktorla, bir psikiyatrla beraber çalışırız. Çünkü bağımlılık biyolojik tedaviyi de gerektiren bir hastalıktır. Oradaki sistem zaten o kadar ince detaylı ve herkesin çalışma alanını çok keskin çizgilerle belirliyor ki herhangi birinin bunu kötüye kullanmamızın imkânı yok. Türkiye'ye gelince, ben numuneyim maalesef. Yani Türkiye'de benim gibi bir Candan Osma vardı emekli oldu. O da aynı eğitimi almıştı, Türkiye'nin ilk bağımlılık danışmanıydı. Amerikan hastanesinde uzun yıllar hizmet verdi. Arkasından ben geldim, beni yetiştirdi. Ben Amerika'ya gittim, Rutgers Üniversitesinde eğitimimi tamamladım. Sonra New Jersey eyaletinden ehliyetimi aldım. Sonra Türkiye'ye döndüm.

-Türkiye, bu konuyu multidisipliner çalışmadığı için neler kaybediyor?

-Tıp fakültelerinde bağımlılık alanında uzman yetiştiremiyoruz. Ancak belirli zaman sonra yurtdışına gidip de bir takım üniversitelerde uzmanlaşan arkadaşlarımız var. Onun dışında doktoraları sırasında gidip bu uzmanlaşmayı yapan hemşirelik fakültesini bitirmiş bir takım arkadaşlar var. Ama hiçbir tıp ya da psikoloji fakültesinde, hiçbir hemşirelik fakültesinde bizler bağımlılık alanında uzman yetiştirmiyoruz. Dünya bunu terk etti. Dünya son elli seneden beri üniversitelerinde bağımlılık danışmanları yetiştiriyor. Türkiye'de

bağımlılık danışmanları yetiştirmeyi bir kenara bırakalım, psikiyatrı camiası içerisinde ben bağımlılık konusunda uzman olmak istiyorum diyen gençlerimize bile ekstra eğitim vermiyoruz. Psikoloji fakültelerinde çocuklar dört sene okuyorlar. Bağımlılığın b'si ile ilgili bir iki ders dışında, bağımlılıkla ilgili hiçbir bilgi sahibi olmadan mezun oluyorlar.

-Bağımlılıkla mücadele konusunda bir takım merkezler var. Bu merkezlerde çalışanlar işin uzmanı değil mi?

-O merkezlerde psikiyatrı hemşireleri, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, psikiyatrlar çalışıyor. El yordamı ile işin içine girdiklerinde, orada çalışırken bir takım şeyleri öğrenip özel eğitimlerle bunları pekiştiriyor bu arkadaşlarımız. Ben bunu insanüstü bir çaba olarak görüyorum. Sonuçta bağımlılık özellikli olarak iki sene ekstra eğitim alınması gereken bir konudur. Bizler, temel davranış bilimleri eğitimi aldıktan sonra bağımlılık konusunda uzmanlaşmak istediğimiz alanda ekstradan eğitimler alarak ediniriz mesleki ehliyetimizi.

-Siz hangi alanda bağımlılık eğitimi aldınız?

-Ben tüm bağımlılıklar artı bağımlılıklara bağlı travmalar ve ergenler ve HIV danışmanlığı üzerinde lisansımı aldım. Türkiye'de önce Alman Hastanesi'nde başladım. Ondan sonra Pedam'a geçtim. Profesör doktor İlhan Yargıç ile beraber güçlerimizi birleştirdik. Sekiz seneden beri birlikte çalışıyoruz. Çapa Tıp fakültesi'nde altı sene kadar bağımlılık danışmanlığı, eğitimi, bağımlılık tedavisi eğitimi adı altında diğer fakültelerden gelen psikolog, hemşire, tıp fakültesi öğrencisi ve narkotik şubeden gelen polislerimize ilk adım eğitimi verdik. Bayağı bir farklılıklar yarattı. Yani hiçbir şey yapamadım değil. Çok şey yaptım belki. Ama yeterli derecede yapabildiğime inanmıyorum.

- Ne gibi problemler yaşıyorsunuz?

-Bana Diyarbakır'dan telefon açıp, oğlum uyuşturucu kullanıyor ya da alkol içiyor, karısını dövüyor şöyle problem yaşıyoruz diyen insanımıza Ankara, İzmir, İstanbul'da değilseniz, sizi AMATEM'e yönlendiremeyeceksem nereye yönlendirebilirim ikilemi beni bu ülkede en fazla geren konulardan biridir. Çok üzücü oluyor. Çünkü bu üç ile gidemiyor o aile, parası yok, kalacak yeri yok. Bağımlılık uzun soluklu bir tedavi gerektirir.

-Bağımlılık tam olarak tedavi edilemiyor diye biliyorum.

-Yüzde yüz tedavisi yok.

-O zaman tedavi derken kendimizi mi kandırıyoruz?

-Hayır. İyileşmeye geçme diyoruz. Beynin zevk merkezinde bağımlılığı aktif halden inaktif hale alıyoruz. Bu bir mekanizma. Şeker hastalığı nasıldır? İnsilününüzü kullandığınız, diyetinize dikkat ettiğiniz takdirde hastalığınız aktif değildir. Kontrollerinize gidersiniz. Ömrünüz boyunca belki sağlıklı yaşayabilirsiniz. Bağımlılık da buna benzer bir hastalıktır.

-Yüzde yüz iyileşme olmamaması, beyinde büyük hasar yaptığı için mi?

-Hayır, doğuştan, genetik olarak doğuştan kişiler bağımlı olmaya eğilimli yapıyla doğuyorlar.

Genetik yapı çok çok önemli bir etken. Sonuçta bağımlı olmaya eğilimli yapıyla doğan bir kişinin, hayatında bir gün nikotinle başlayan serüveninin eroinle bitmemesi şaşırtıcı değil.

Benim Amerika'daki üniversitemde yapılmış olan son araştırmada nörofizyolojik olarak dünya nüfusunun yüzde 96'sının bağımlı olmaya eğilimli yapıya sahip olduğu ortaya çıktı.

-Bu çok yüksek bir rakam değil mi?

-Ben bağımlılık dediğim zaman sadece uyuşturucu bağımlılığından bahsetmiyorum. Kumar, alkol bağımlılığı, insan bağımlılığı, yeme bağımlılığı, cinsel bağımlılık, internet bağımlılığı, sanal uyarılma hepsinden bahsediyorum. Hepsi özünde aynı hastalık.

-Ama nedense bizde daha çok madde bağımlılığı odaklı algılanıyor.

-Maalesef. Ülkemizin en büyük problemi derseniz ben size yeme bağımlılığı, arkasından alkol, nikotin ve kumar bağımlılığı, en sonda uyuşturucu gelir diyebilirim. Bağımlılık deyince kişiye bağlı özel tercihlerden oluşan bir hastalıktan bahsediyoruz. Herkes uyuşturucu bağımlısı ya da alkolik olacak diye bir kural yok. Bakın eğilimli yapıya sahip olmak illa olacaksınız anlamına gelmiyor. Fakat yurtdışında önleyici ve müdahale edici çalışmalar o kadar güzel yapılmaktadır ki yaklaşık yetmiş yıldır deneme yanılma ile bugünün en mükemmel sistemini yakalamışlardır. Zararı daha ortaya çıkmadan bir kere yüzde 40 oranında budarlar.

-Nasıl budarlar?

-İlkokuldan itibaren sistem içerisinde çocukları eğiterek, hayır diyebilme yeteneklerini geliştirerek

-Hayır demek yeteneği derken sana uyuşturucu uzatıldığında hayır de anlamında mı?

-Sadece uyuşturucu ile ilgili değil. Özgüvenleri üzerinde çok ciddi çalışmalar yapılır bu çocukların. Bu çocuklar farklı alanlara yönlendirilir. Anne baba sigara içiyorsa, aşırı derecede alkol kullanıyorsa ya da ailede uyuşturucu, kumar veya yeme bağımlılığı varsa, o çocuklar sınıflarda belli eder kendilerini. Ve ilkokuldan itibaren o çocuklara içlerindeki duygusal boşluğu yemek yiyerek, x madde kullanarak ya da y davranışı yaparak tatmin etmelerinin gerekmediği öğretilir. Farklı yöntemlerle kendilerini bir birey olarak ispatlayabilecekleri konusunda çok küçük yaşlardan itibaren yoğrulurlar. Bu eğitimciler ailelere ekstradan ilgi gösterirler. Bu insanlar özel programlara alınır okullar içerisinde.

-Yani bağımlılık danışmanlığı sadece rehabilitasyon merkezlerinde yapılmıyor.

-Evet. Benim meslektaşlarım içerisindeki birçok arkadaşım okullarda bağımlılık danışmanlığı yapıyor. Tabii ki onların görevi budur, önleyici ve müdahale edici çalışmalar yapmak. Bu çalışmalar devlet politikası olarak ülke çapında uygulanır. Bu çalışmaların dışında bir şey belirlendiği takdirde, alkollü araç kullanırken ikinci kere bir ergen yakalandıysa, denetimli serbestliğe yollanır. Ama ondan önce uyuşturucu mahkemesi tarafından alınır ve rehabilitasyon merkezine konur. Sekiz ayını rehabilitasyon merkezinde geçirir o çocuk. O sürede okuluna gider. Rehabilitasyon merkezinden sonra "Yarı yol" evinde biraz daha kalır.

-Ne demek yarı yol evi?

-Yarı yol evi rehabilitasyon merkezi ile gerçek yaşam arasında entegrasyonu sağlayan küçük pansiyonlar gibidir. Orada da danışmanlar, terapistler, bağımlılık uzmanları, denetimli serbestlik memurları çalışır. Oradan çıkan çocuk ailesine geri döner. Ya da 18 yaşını tamamladıysa kendi hayatını kurmak üzere adımlar atar. Dışarıdan takip poliklinikleri o çocuğu yine bırakmazlar. Ona iş bulmasında, hayatını kurmasında, iyileşmesinde, hayatını idame ettirmesinde yardım ederler.

-Sistem bayağı komplikeymiş.

-Aynı şey hapishane sistemi içerisinde de vardır. Yani hapse düşmüşse, hapishane içerisindeki rehabilitasyon merkezlerinde o insanlar iyileşmeye alınır. Sonra denetimli serbestliğe geçilir.

-Sistem ne kadar mükemmel görünse de batıda bağımlılık grafiği yükselmiyor mu?

-Hayır, yükselmiyor, dengede duruyor. Bu sistem olmasaydı uyuşturucu kartellerinin gücü karşısında Meksika, ABD, Kanada gibi memleketlerde aktif bağımlılık oranlarının yüzde 90'lara ulaşması gerekiyordu. Şu anda aktif sokakta suç işleyen bağımlılarının sayısı ABD'de yüzde 25'i geçmez. Yüzde 75'i bu sistemle dengelemek üzere elinden geleni yapmaktadır. Bakın devlet sigorta sistemi bağımlılık hastalığı üzerine çalışmaktadır. Bizde bağımlılığı özel sigortalar kabul etmez. Yurtdışında kabul eder. En azından size üç dört defa, bir rehabilitasyon merkezinde yatma hakkı verir. Bu sistem sadece Amerika'da, Kanada'da değil, Avrupa'da, İngiltere'de, Almanya'da, Fransa'da çok komplikedir. Fransa yüzde 2'lerde tutmaktadır aktif, suç işleyen bağımlı oranını.

-Bizde böyle bir sistem olmadığı için mi aktif bağımlılık hızla artıyor?

-Evet. Bizde artıyor. Çünkü biz bir köprü görevi görüyoruz. Narkotik polisimiz ne kadar iyi çalışırsa çalışsın bu talep olduğu müddetçe bizim gençlerimiz çok büyük risk altındadır. Bakın sadece eroinden bahsetmiyorum. Ülkemizdeki gençlerin alkol kullanım oranları da çok yüksek. Okullara girdiğinizde, sokakta gençlerin haline baktığınızda, Kadıköy, Beyoğlu, Beşiktaş civarına gittiğinizde, gündüzleri içki içilen mekanlara baktığımızda bunu çok net görebilirsiniz. Bize gelen genç insanların daha on dört, on beş yaşındayken sabah okula sarhoş gittiği hikâyelerini dinlediğiniz zaman bunu birkaç sene evveliyle karşılaştırabilirsiniz. Biz artık bunu inkar ederek, bunun bir saman nezlesi gibi geçeceği fikrinden kurtulmak zorundayız.

-Öyle bir fikir mi var toplumda?

-Öyle bir fikir var maalesef. Biz eğer görmezsek, duymazsak, söylemezsek geçer, bilinçlendirme yapmayalım, çünkü kulaklarına kar suyu kaçırmış oluruz mantığından vazgeçmemiz gerekiyor. O çocuklar çok şey biliyorlar. Okuldan çıkıp kahvehanelere giden, altılı ganyanda, spor lotoda oynayan gençlerimiz var. Kumar oynayan yanında alkol de kullanır. Alkol kullanan onun yanında günün birinde uyuşturucuyu da dener. Çok yemek yiyen alkole de kayabilir. Yani bu o kadar kaygan bir zemindir ki siz bağımlılığın bir ucundan girdiğiniz zaman öbür ucundan mutlaka başka bağımlılık çeşitlerinden tokat yemeden çıkamazsınız.

-Bizim milli eğitimimiz bu işin ne kadar farkında? Öğretmenlerin eğitimi yapılıyor mu?

-Öğretmenlerimizin eğitimi konusunda güzel işler yapmaya çalışan bir takım arkadaşlarımız var. İğne ile kuyu kazıyorlar maalesef. Hiçbir şey yapılmıyor değil. Hacettepe'den bir psikiyatr ablamız çok değerli bir takım küçük bilgileri ders kitapları içerisine yerleştirip öğrencilerin ilgisini sağlıklı noktalara çekebilmek için güzel projeler yaptı. Başka arkadaşlar da güzel projeler yapıyor. Narkotik şubenin eğitim birimi çok güzel çalışıyor. Gerçekten onların işi eğitmek değil ama okullara gidip seminerler veriyorlar. Keza ben olsun, benim çalıştığım ekip olsun insan eğitmek için elimizden geleni yaptık. Fakat yeterli değil.

-Ne gerekiyor öncelikle?

-Aile mahkemeleri gibi özellikli uyuşturucu mahkemelerimizin açılması gerekiyor.

Sekiz senedir bunu söylemekten dilimde tüy bitti. İki, hükümet ve özel fonlar destekli.rehabilitasyon merkezlerinin açılması gerekiyor. Yani sadece uyuşturucu değil, kumar, alkol, yemek üzerine de çalışan merkezler.

-Bol miktarda diyetisyenlerimiz var ama yeme bağımlılığı bambaşka bir uzmanlık istiyor diyorsunuz.

-Yeme bağımlılığı üzerinde çalışacak multidisiplinel yapılara ihtiyacımız var. Diyetisyen arkadaşları yadsımamak gerekiyor. Onlar da çok güzel iş yapıyorlar. Bağımlılık danışmanı da tek başına yeterli değildir. Yanında bir psikiyatrisi, bir endokrinologu, bir dâhiliye uzmanı olması gerekir. Hiçbir zaman için tek disiplin bağımlılık gibi kronik bir hastalıkla başa çıkacak yetenekte ve güçte değildir.

-Türkiye'de kaç tane bağımlılık danışmanı var?

-Biz sanırım lisansı uluslararası geçerliliğe sahip olan üç kişiyiz. Bu arkadaşlardan biri Amerika'da yaşıyor 9 senedir. Demin size Diyarbakır'dan beni arayan insanlara yardım edemediğimden dolayı ne büyük bir suçluluk duygusu hissettiğimden bahsetmiştim. Altı ay evvel bu çaresizliğimi yenecek harika bir sistem keşfettim ben. Teknoloji ile bilim birleşti, ihtiyacı olana, ihtiyacı olan yerden, internet üzerinden bağımlılık danışmanlığı verilmeye başladı dersem dünyada ne dersiniz?

-Şahane derim. Peki bu hizmet Skype ya da msn'den mi veriliyor?

-Hayır. Özel portalları ile tamamen gizlilik bilgilerinizin çalınamayacağı garantisini veren harika bir sistem. Bunu dünyada ilk kez Zeytin'den Giray Pultar ve ekibi , Türk yazılımcılar yaptı Londra'da bir şirket için. Ben de orada hizmet veriyorum. Almanya'dan, Fransa'dan bir vatandaşımız ya da bir gurbetçimiz Türkiye'ye gelmeden oğlum uyuşturucu kullanıyor, ben ne yapsam, hangi merkeze götürsem, nasıl yardım alsamı görüntülü sesli benden veya oradaki arkadaşlardan alabiliyorlar. Tek yapmaları giren www.myrinaconsulting.com sitesine girip o yardımı talep etmeleri.

-Nasıl kurulmuş bu sistem?

-Londra'da bir araştırma yapılmış. Ülkesinde yaşamayan popülâsyonlar tespit edilmiş. İngilizce, Almanca, Türkçe, Arapça, Fransızca konuşan popülâsyonların başka ülkelerde ikamet ettikleri ve o ülkelerde yaşadıkları ortaya çıkmış. Biliyorsunuz Türkler her yerdedir, Amerika'dadır, İngiltere'dedir, Almanya'dadır, Fransa'dadır. Ben bu teklifle ilk karşılaştığım zaman bana dediler ki Jale sen hep şikâyet ederdin, şimdi bir Almancı vatandaş evinde internetin karşısına geçip de yardım alabilmek için tek tıkla seni bulabilse buna dersin? Allah derim dedim. Hem ben ona gereken danışmanlığı verebileceğim, hem de onun ülkesindeki tıbbı yönlendirmelerini yapabilmekte yardımcı olabileceğim.

-Bu muazzam bir şey.

-Evet, sistem hayata geçti. Altı aydır hizmet veriyor. İnanılmaz bir fenomen. Dünyada bir ilk. Bunun gibi Kanada'da da bir fenomen yeni yeni oluşmaya başladı. Teknoloji buraya gidiyor. Bizim hala Türkiye'de dört başı mamur bir rehabilitasyon merkezimiz yok. Ametem'lerimiz detoks merkezi. Rehabilitasyon merkezi dediğimiz zaman, yetişkinler için 28 gün ila 4 ay, ergenler için 28 gün ile 8 aylık tedavi modellerinden bahsediyorum..

-Yapılmıyor mu bunlar bizim Ametemlerde? .

-28 günlük ilk biyolojik tedaviler yapılıyor. Ametemler'den çıktıktan sonra poliklinikte tedavi olabilmek için bizim vatandaşlarımız insanüstü çabalarla çalışan arkadaşlardan randevu alabilmeleri için günlerce bekliyorlar. Takipleri yapılamıyor, çünkü çok yetersiz poliklinikler.

12 milyonluk İstanbul'da elli yatak kapasiteli bir tane ametem'imiz var. İstanbul'da bağımlı sayısı elli mi sizce? Yani kime yetişecek oradaki çalışan arkadaşlar?

-Hastanelerde yok tabii o poliklinik hizmeti.

-Siz gidin herhangi bir devlet hastanesine bağımlılık konusunda poliklinik tedavisi göreceğim deyin. Kim verecek o tedaviyi size? Bir bağımlının amatem'de 28 günlük tedavisini bitirdikten sonra haftanın üç günü en aşağı poliklinik tedavisine devam etmesi lazım ki uyuşturucusuz, kumarsız, yemeyi kötüye kullanmadan yaşamayı öğrenebilsin. Kim verecek bunu? Var mı böyle bir kurum? Paranız varsa özel olarak psikiyatrınıza, psikologunuza, davranış bilimcinize gidersiniz. Her seansı çatır çatır minimum x parayı bastırırsınız. Yoksa hiçbir şey yapamazsınız.

-Dolayısıyla o 28 günlük tedavide boşa mı gidiyor?

-Hayır, o 28 günlük tedavi bitiyor, ondan sonra insan üstü çaba ile insanlar temiz kalmaya, iyileşmeye adım attıklarında ellerinden geleni yapıyorlar. Ama bir yerde öyle bir tıkanma yaşanıyor ki ya kişilerde maddi sıkıntılardan dolayı tıkanmalar yaşanıyor, ya da İstanbul'da yaşamadığı için kendi memleketine dönmek mecburiyetinde kalıyor. Memleketine döndüğünde bu ayaktan tedaviyi alamıyor maalesef. Orada bir tıkanma yaşanıyor. Bir anda başa sarıyorsunuz.

-Peki bu sorunu kim çözecek?

-Sokakta bir şarapçıyı gördüğünüz zaman ne yaparsınız?

-Görmezden gelirim.

-Bugün o şarapçı o şarapçıdır. Aradan üç sene geçer o şarapçı belki sizin ailenizden biri olabilir. Bugün siz o şarapçıyı gördüğünüzde başınızı dönersiniz, o sokak çocuğunu gördüğünde öbürü başını döner. Lise çıkışı uyuşturucu kullanmış çocukları gördüğümde ben başımı dönerim. Hiç kimse bu konuda bir şey yapma ihtiyacı duymaz, ta ki biri ölene kadar. Biri öldüğü zaman bir şeyler yapılacağı vaadi verilir. Sonra o da unutulur.

-Ama o adama nasıl davranabileceğimi de birinin bana öğretmesi lazım. O zaman topyekun bir eğitimden bahsediyorsunuz?

-Aynen öyle. Biz eğitimi vermeye hazırız, almaya hazır olan bir toplum var mı dışarıda?

Aileler, gençler, polis, eğitimciler, medya... Siz bana deyin ki gazete olarak bir kampanya başlatıyoruz, Jale bizi ve toplumu eğit. Eğitmezsem namerdim. Ben bugüne kadar bana gelip de bu konuda yardım almak istiyorum, eğitim almak istiyorum diyen hiç kimseye kapımı kapatmadım. Bizim arkadaşlardan hiçbiri de kapısını kapatmaz böyle bir kampanya açılsa.

-Sizin geçmişinizde alkol bağımlılığı var. Diğer arkadaşların hikayelerinde var mı?

-Hiç kimse hakkında konuşamam. Ama şu kadarını söyleyeyim bağımlılık o kadar geniş bir hastalıktır ki. Sigara içiyorsanız siz de bağımlısınız. Ben alkol bağımlısıydım, iyileşmeye 14 sene evvel geçtim. Belki benim x arkadaşım yeme bağımlısıdır. Belki y arkadaşım insan bağımlısıdır. Belki z arkadaşım internet bağımlısıdır.

-Ama uyuşturucunun dışındaki bağımlıkları küçümsüyoruz.

-Bağımlılık özünde tek bir hastalıktır. Bugün alkolse tercihiniz yarın yemek olma ihtimali çok yüksektir. İkisinden de iyileşeyim derken kumara düşme ihtimaliniz çok yüksektir. Sonuçta hastalık kendini besleyecek bir mekanizma mutlaka bulup kendini hayatta tutmak için elinden geleni yapar. Beyinde bu sistem böyle çalışır. Şimdi sistemin böyle çalışmasını engelleyip daha sağlıklı çalışması için rehabilitasyon süreci gereklidir. Bir bağımlının rehabilitasyon süreci hangi bağımlılık olursa olsun minimum bir ile iki yıl arasındadır. Bu süreci geçtikten sonra o bağımlı normal yaşantısında hastalığını tekrar aktive etmeden yaşamayı öğrenebilir. Canlı örneğiyim ben bunun.

-Başka örnekler var mı?

-Bir sürü örnek var. Hiçbiri benim gibi ortaya çıkıp tencere tava çalmıyor. Ben çalıyorum.

Çünkü ben bunu meslek olarak seçtim kendime. bağımlılıkla ilgili yayaınlanan hikâyelerde, kitaplarda, tiyatro oyunlarında, sinema filmlerinde, dizilerde, haberlerde bir tane pozitif hikaye duydunuz mu? Pardon bir tane var. Arka Sokaklar dizisinde iyileşmekte olan bir alkolik polis karakteri var. Çok güzel bir örnek. Tedavi gördüm, şimdi gayet iyiyim diyor mesela. O senaryoyu yazan arkadaşları ayakta alkışlıyorum. Çünkü gerçekçi bir şey ortaya koymuşlar. Yahu uyuşturucu kullanan genç hikâyesi var. Ne yapıyor kullanıyor, tecavüze uğruyor, ölüyor. Kötü yola düşüyor. Peki, tamam. Hastalığın içerisinde bu realite var. Fakat bu iyileşme de var. Niye iyileşen bir insanın hikâyesini ortaya koymuyorsunuz?

-Toplum eğitiminin bir parçası da bu olabilir. Dizilere serpiştirilebilir diyorsunuz.

-Tabii ki. İyileşmenin var olduğu ortaya çıkılıp anlatılabilir. Bunun gerçek yaşam hikâyeleri, kitapları birileri tarafından yazılabilir. Çok büyük Hollywood aktörleri otuz senedir, yirmi senedir iyileşmekte olan aktif bağımlılıklarını nasıl bıraktıkların Larry King gibi adamlara göğüslerini gere gere anlatıyorlar. Bizim memlekette bir tanesi çıkıp herhangi bir şey anlatıyor mu?

-Bir Candan Osma'yı biliyoruz. O da sizi etkilemiş zaten...

-Candan abla benim babamın Robert Kolej'den arkadaşı. Ben şanslıyım. Ama Candan Osma da kendini bildirmek için elinden geleni yaptı. Türkiyemizde de iyileşmekte olan bağımlılar var. Ben hepsine çıkıp ortaya kendinizi ifşa edin demiyorum. Ama birileri artık iyileşmenin de olduğu realitesini anlatmak zorunda.

-Artık hiç mi alkol almıyorsunuz?

-Hayır almıyorum. Benim için bin tane ile bir tane arasında bir fark yok. Ben o ilk yudumu aldığım takdirde benim beynimdeki o uyutmaya çalıştığım sistem yeniden uyanacak, hastalığım bıraktığım yerden devam edecek. Sigarayı bırakırsınız. Üç sene içmezsiniz. Bir tane yakayım dediğinizde başa dönersiniz. Ben ilk yudumu aldığım takdirde tekrardan eski hastalığımın içerisine düşerim.

-Sizin hayatında başka bağımlılık var mı?

-Anneme bağımlıydım bir ara. Ondan sonra arkadaşlarıma bağımlılık geliştiriyordum. Bireyselliğimi bir dönem yaşamıyordum. Onların istediği gibi olmaya çalışıyordum. Bir dönem sevilmek, takdir edilmek için bu periyotlardan da geçtim. Ondan sonra baktım ki bu işe yaramıyor, bu işi alkole çevirdim. Ondan sonra arkasından iyileşmeye geçtiğimde her ikisinden birden yardım almam gerektiği ortaya çıktığında o sürece de girdim. Yani elinizi taşın altına sokacaksınız.

-İnsan bağımlılığı nasıl oluyor?

-İnsan bağımlılığı bizim ülkemizde en yoğun bağımlılık çeşididir. Kültürel yapımız içerisine ciddi anlamda entegre olmuş bir şeyden bahsediyorum. İnsan bağımlısı insanlar sevgi adı altında ya yönetilirler ya yönetirler. İlgi adı altında ya kontrol edilirler ya kontrol ederler. Şimdi 0 yaşından itibaren bir çocuğa birey olmayı öğretmeyiz. İtaat etmeyi öğretiriz. Aileye, öğretmenlerine, polise ve hükümete itaat etmeyi öğretiriz. Ve itaat eden kişiler yaratırız. Bu kişilerin içerisinde dominant olanlar ortaya çıkar. Yöneten, kontrol eden gruptan olurlar. Kendilerine seviyorum, ilgileniyorum adı altında itaat edecekleri insanları bulurlar. Diğer grupsa seviliyorum, ilgileniliyorum adı altında yönetilmeyi tercih ederler. Bunlardan kaç tane var bizim toplumda oturun bir düşünün.

-Herkesin kendiyle yüzleşmesi lazım, biz hangi gruptayız diye.

-Bizde çocuklar halen daha belirli bir yaşa geldiklerinde aileleriyle beraber yaşayıp birey olmamayı tercih ediyorlarsa burada bir sorun var demektir. Halen daha bir birey olarak özgüvenleri gelişmemiş jenerasyondan bahsediyoruz. Kaç yaşındasın? 25 yaşındayım. Nerede yaşıyorsun? Ailemle yaşıyorum. Bulaşığını kim yıkar? Annem. Çamaşırını kim yıkar? Annem. Ütünü kim yapar? Annem. Annen yapmadığı zaman kim yapacak? Karım yapacak. Bu o kadar kültürümüzün içine girmiş ki

-Kızlar için de çok farklı mı durum?

-Kızlar için de, yeni jenerasyonda şu çıktı. Dominant annelerin dominant kızları. Kendilerine pasif erkekler bulup, annelerinin yaptığını yapmaya devam ettiler. Özetlemek gerekirse insan bağımlılığı hem yöneten, hem yönetilen için bireyselliğini yaşamama, kendi hayatından evvel karşısındaki insanın hayatına odaklanma anlamına gelir. Ve bu maalesef bireylerde bir mutsuzluk, bir çöküntü, kendi ayakları üzerinde duramama halini birlikte getirdiği gibi aile içi şiddeti de, aile içi cinayetleri de beraberinde getirir maalesef.

-Hatta bu bağımlılık türü siyasal davranışlara da yansır, değil mi?

-Kesinlikle. İnsan bağımlısı insanları yönetmek çok kolaydır, özellikle yönetilenleri. Yani dominant karakterler onlara her zaman ne yapacaklarını söylemek durumundadırlar. Çünkü o kişi ne yapacağına kendi karar veremez. Bakın öyle insanlardan bahsediyorum ki kırk yaşındadır hala annesine danışır, bu akşam kocama ne pişireyim diye.

Bu o kadar kültürümüz içerisine girmiştir ki nerede hastalıklı tarafı başlar, nerede sağlıklıdır seçemeyiz. Çok kaba harflerle bize görünüyor ama kültüre o kadar ince işlemiş ki kaba harfleri biz seçemiyoruz. Hepimiz astigmat olmuşuz.

-Yani madde bağımlılığına giden yolun başlangıcında insan bağımlığı var diyebilir miyiz?

-Evet. Hiç kimsenin ailesi yüzde yüz fonksiyonel aile değildir biliyorsunuz. İşlevsiz bir aileden gelmek, bu hasbel kader olabilir, bir hastalık sonucu olabilir, bir bağımlılık sonucu olabilir, yoksulluk sonucu olabilir, travma sonucu olabilir. Ne sonucu olursa olsun işlevsiz bir aileden gelmek, oradan insan bağımlılığına kaymak ve onun içerisinde kendini bir şekilde hayatta kalabilmek üzere başka bir bağımlılığa bağlamak çok klasiktir bu yolculuk içerisinde.

-Sadece yönetme, yönetilme değil de, bir fikrin doğruluğuna inandığın anda ona bağımlı olmak şeklinde de gelişebiliyor olsa gerek. Yani bir şeye inanıyor ve bir daha onun hiç sağlamasını yapmıyor.

-Her bağımlı, siyah beyazdır. Her bağımlı dogmatiktir.

-Siyasal figürlerin sergilediği davranış biçimleri geldi aklıma.

-Dogma, sorgulamama, olduğu gibi kabul etme. Kendi zihnini doğru mu yanlış mı diye çalıştırmama. Ama bu bizim toplumda herkeste var.

-İnsanları uyuşturucu almaya devam etmeleri gerektiğine ne inandırıyor?

-Beynin zevk merkezinde salgılanan kendi vücudumuzun ürettiği kimyasallar. Bu kimyasallar salgılanmadığında vücut şoka giriyor. Ve onları salgılatabilmek için salgılatan aracı kurumu olan x madde ya da davranışı istiyor. O da gidip bağımlının tekrardan kullanmasını sağlıyor.

-Bağımlılarla çalışmanın size en büyük katkısı ne oldu?

-Manevi tatmin.

-Bir yandan da kendinizi iyileştirdiğinizi mi düşünüyorsunuz?

-İyileşmeme katkısı tabii ki var. Her zaman için hastalığın bir adım arkamda olduğu hissini bana veriyor ve kendi hayatımda daha da dikkat etmem gerektiği gerçeğini yaşıyorum. Özellikle kendimden daha genç insanlarla çalışırken onların yaşındayken biri bana bu eli uzatsaydı belki hayatımda çok daha büyük işler yapabilirdim diye düşünüyorum. Hayatımda çok daha fazla acı çekmeden bir yerlere daha kolay gelebilirdim. Şimdi bu çocukluğunu yaşamayacak. Elimden geleni yapmalıyım hissini yaşamak çok güzel.

-Bizim okullarımızdaki rehber öğretmenler bu konuda bilgili mi?

-Değiller. Bir takım programlar var ama bence yetersiz. Çünkü bir haftalık, iki haftalık ya da üç aylık seminerlerle rehber öğretmenleri yetiştirmemize imkân yok. En azından minimum bir senelik eğitim almaları gerekiyor. Bu bir senelik eğitim de maalesef onlara verilemiyor. Bu eğitimi kim verecek bir de oturup onu düşünmemiz lazım. Türkiye'de biz bir avuç insanız zaten. Hangi birine yetişeceğiz?

-Devlet, öğretmenlerini yurtdışında eğitime göndersin.

-Göndersin! Bakın on senedir dört başı mamur bir tane rehabilitasyon merkezi kurulsun diyoruz. Yok mu bir Allah'ın kulunun birkaç milyon TL'si, bir rehabilitasyon merkezi kuramıyor mu bu memleket? Sistemin etrafındaki yan sistemlerine kur. İşte yarı yol evini kur, polikliniğini kur. Yirmi kişi, otuz kişi, iyileşmeye sok insanları. Ondan sonra çık milletin karşısına de ki, işe yarıyormuş, bak gördün mü, hadi diğerlerini de kuralım. Niye olmuyor. Ondan sonra bir çocuk ölünce de herkesin diline düşüyor bu iş. Aileler günah keçisi oluyor. Aile biraz daha ilgili olsaydı sanki bu olmazdı etiketinin altında buluveriyorlar kendilerini. Üzülüyorum. Çünkü biliyorum ki bağımlı çocuğu olan aileler çocukları için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama imkânsızlıklardan dolayı maalesef arzu ettiğiniz ölçüde olmuyor. Benim içim acıyor. Son vakadan bahsedeyim. Bir yarı yol evi olsaydı, bir de dışarıdan takip polikliniklerine o genç insan haftanın dört günü cüzi bir miktara gidip de rehabilitasyonuna devam etseydi bugün belki bu sonuç olmayabilirdi. Yani her ilçenin bir belediyesi var. O belediyenin içerisinde bir odayı da neden buna ayırmasınlar? Sokak kızlarımız için bundan on sene evvel bir merkezimiz bile yoktu bizim. O merkezi de ilk ortaya atan insanlardan biri benim. Vali Erol Çakır zamanında sosyal hizmetler il müdürümüz, Kahraman bey ile beraber neden cinsel tacize uğramış çocuklarımız sokakta yaşayan kızlarımız, fuhuş yapan kızlarımız için bir merkez yok fikriyle yola çıktık. Ve bence güzel işler yaptık. En azından bu kadarını yaptım, aferin diyebiliyorum.

-Erkekler kadınlara göre, bekarlar evlilere oranla, şehirliler köylülere oranla, gençler yaşlılara oranla daha fazla uyuşturucu kullanıyorlarmış. Doğru mu?

-Gençler yaşlılara oranla daha fazla uyuşturucu kullanıyor doğru. Bekârlar evlilere oranla daha göreceli bir kavram. Bunun tam bilgisini veremeyiz. Çünkü bu çok ciddi bir altyapı gerektiren bir çalışma. Kadınlarda dışarıda alkol bağımlılığı çok net görülen bir şey değildir, kadın gizli içer. Kadınların yeşil reçeteli ya da reçetesiz ilaçlara karşı olan bağımlılığı daha fazladır. Yani erkek dışarıda gidip rakı balık yapar, birahanede bira içerken kadın evde x reçeteli hapı kullanıp da aynı dinamiği devam ettirebilir.

-Bağımlılığa yakalanmayı önleyecek aşı maşı bulunamıyor mu?

-Ah keşke, ilk ben yaptıracağım. Bulunamıyor, çünkü çok kompleks bir sistem. Sadece tek bir genden değil, dört beş tane genden kaynaklandığı ortaya çıktı. Beynin zevk merkezine baktığımızda beynin zevk merkezinde hangi salgı ile alakalı diye bunu çözümlemeye çalışırken her insanda farklı bir salgıdan ortaya çıktığı görüldü. Tıp ilerledikçe aslında bağımlılığın da ne kadar komplike olduğu ortaya çıkıyor ve tek çare maalesef rehabilitasyon ya da hiç başlamamak.

-Dini inançlar, bu hastalığa bir fren mekanizması yaratıyor mu?

-Hayır. Hastalık aktif halindeyken ne kadar inançlı olursa olsun insan, hastalık maalesef o inancı da yerle bir edecek kadar güçlü bir konsept. Hastalık bir anda günaha dönüşüyor ve günah kavramı ile birleştiği zaman da intihara eğilimini beraberinde getiriyor. İslamiyet için çok fazla günahla birleşiyor diyemem. Ama diğer dinlerde böyle oluyor.

-Ama alkol, uyuşturucu açık günahtır islamda.

-Doğrudur ama şu var. Türkiye'deki İslami inanç sistemine baktığınızda biz bilime biraz daha yatkınızdır. Bilimle inancın arasındaki o ince dengeyi çok güzel kurarız. Her inanç sisteminde bu yok. O yüzden çok ciddi tökezlemeler olabiliyor.

-Ama aynı zamanda da, en başında bu günah, buna el uzatmayayım demiyor mu mümin?

-Başlama ve başlamama kısmında dediğiniz doğru. Ama başladıktan sonra ne kadar bu günah dese de devam ediyor. Ağır bir depresyonla birlikte seyrediyor. İntihar eğilimi ve suçluluk duygusunu beraberinde getiriyor.

Bu haber toplam 5335 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim