• BIST 105.064
  • Altın 146,120
  • Dolar 3,5109
  • Euro 4,1827
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 33 °C

İçimizdeki şiddeti fark etmek en zoru

Prof. Dr. Bengi SEMERCİ

"17 yaşında dedesinin doktorunu bıçakla öldürdü." "Öğretmenini bıçakladı." "Karısını sokakta bıçaklayarak öldürdü." Bu haberleri çoğaltmak mümkün. Şiddete şiddetle karşılık vermek de mümkün. Şiddetin ne olduğunu, nasıl oluştuğunu bilmemiz gerekir. Bilmeliyiz ki, kendimizi, başkalarını, en önemlisi de çocuklarımızı koruyabilelim. Şiddet gösteren bireyler olmaktan da koruyabilelim. Şiddet, insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine, yaralanmasına ve sakat kalmalarına neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümüdür. Aile içi şiddet ise bu tür bir hareketin aile içinde gerçekleşmesi.

Bildirilen fiziksel ve cinsel şiddet eylemlerinin yüzde 90'ı aile bireyleri tarafından yapılmıştır.
İnsanın güven duyması beklenen en önemli kurum aile. Oysa aile, şiddetin yaratıldığı, beslendiği ve uygulandığı en temel kaynak. Toplumsal şiddet gündeme getirilerek tartışılırken, aile içi şiddet saklanmaya çalışılır. Ailenin kutsal olduğu ve dokunulmaması gerektiği düşünülür. Oysa aile sanıldığı kadar kutsal değildir. Fiziksel, sözel, cinsel şiddetin çoğu kez kaynağıdır.

Basına sık yansımaya başlayan haberler nedeniyle bu konuda farkındalık artmakla birlikte, hâlâ sorunların aile içinde çözülmesi gerektiğini düşünenler çoğunlukta. Oysa aile içi şiddetin etkileri tüm toplumu etkiler.

Topluma yayılan şiddet dalgasının kaynağı ailedir ve orada çözümlenmesi gerekir. 

SOSYAL NEDENLER VE ÇOCUKLAR 

Şiddetin biyolojik, sosyal ve psikolojik nedenleri olabilir. Psikolojik yönüne bakarsak; şiddeti uygulayan kişiler, bu şiddet karşısında elde edecekleri kazancın, şiddetin maliyetinden daha fazla olduğunu düşünürlerse, şiddeti uygulamaya devam eder. Uyguladığı şiddetin maliyetinin büyük olacağını, özgürlüğünü kaybedeceğini, toplum tarafından izole edileceğini, kabul görmeyeceğini bilmek, saldırganı durmaya, en azından davranışının sonuçlarından endişelenmeye yönlendirecektir.

Şiddet, öğrenilebilen bir davranıştır. En önemli öğrenme kaynağı ise şiddeti uygulayan kişinin ailesidir. Şiddetin toplum tarafından paylaşılan bir değer yargısı olarak kabul edilmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılması da sosyal bir neden olarak kabul edilmektedir.

Toplumların iletişim becerilerinin yetersizliği, duygu ve düşüncelerin kışkırtıcı biçimlerde ifade edilmesi, bilinçsiz suçlamalar, hatalı namus ve ahlak anlayışları da şiddetin sosyal nedenleri arasında sayılabilir. Yoksulluk, hayat karşısında şanssız olmak, beklentilerin ve kazanılmış niteliklerin yoksunluğu gibi sosyo-ekonomik baskı unsurları da şiddete neden olabilir.
Çocukların sürekli şiddetle karşılaşmaları, kişilik ve davranışlarında olumsuz izler bırakır. Şiddet karşısında çocuklar, iki farklı tepki gösterir. Bazıları kaygı, içe kapanma, ürkeklik gibi tutumlar sergilerken, bazıları kaba, kırıcı ve saldırgan olur. Sürekli yinelenen şiddet, çocuğun şiddeti sorun çözmede bir araç ve bir ilişki biçimi olarak görmesine neden olur. Özellikle büyük çocuklar gördükleri şiddet eylemlerini aynen uygular. Şiddet eylemleri ruhsal travmaya neden olur, özellikle öfke eğilimli çocuklarda dürtüsel ya da duygusal kontrolü zayıflatır.
Uzun süreli şiddetle karşılaşmak, bir süre sonra duyarsızlaşmaya yol açar.

Her şiddet haberi, beni biraz daha üzüyor.

Her şiddet haberinin basında veriliş şekli beni kızdırıyor, her olaydan sonra atılan tweet'lerdeki, şiddeti kınadığını sanan şiddet dolu mesajlar uykumu kaçırıyor. Şiddeti, şiddetle beslediklerinin farkında olmayanlara nasıl ulaşmak gerektiğini düşünüyorum.

Aklımı, çocuklara şiddetin kötü olduğunu anlatmak için seçilen bu kelimelerin farklı bir şiddet olduğunu nasıl anlatacağımıza yoruyorum. Şiddet uygulayanları meşhur ederek değil, onlara davranışlarının sonrasındaki hiçliklerini göstererek işe başlayabiliriz. Şiddetle mücadeleye, kendi içimizdeki şiddeti fark ederek ve dizginleyerek başlamak, kendimiz ve çocuklarımız için doğru bir başlangıç olabilir.

Sabah / Cumartesi

Bu yazı toplam 2724 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim