• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 6 °C

GENÇLİĞİN KORSANLARI

Aile Terapisti Nazlı ÖZBURUN

Gençlik bir defa geliyor ve geriye anılarını bırakarak elimizden kayıp gidiyor. Bugün gençliğini çarçur eden gençleri gördüğümde içim cız ediyor. İstemeden her insan gibi kendi gençliğimle kıyaslıyorum. Her zamanın kendine göre bir ruhu elbette var. Ama şimdiki zamanın ruhu, gençleri ne yazık ki zehirliyor.

Benim gençliğim seksenlerin sonlarına yetiştiğinde para ve pul koleksiyonları meşhurdu. Kitapları satın alamazdık, kütüphanelere üye olurduk. Bir kitabı kütüphaneden alıp okuduğunuzda, sizden önce kimlerinde alıp okuduğunu görürdünüz. İzleri ve okunmuşluğu görmek şevke getirirdi okuyan yeni kişiyi...

Şimdi bile kütüphanenin önünden geçerken içimi o günlerin duyguları kaplar. Evim nereden baksan orta boy bir kütüphaneyi andırsa da kütüphanelerin yeri bende her zaman farklıdır.

En büyük eğlencemiz, arkadaşların evlerinde kutladığı doğum günleriydi ve kendi elleriyle yaptıkları doğum günü pastası ve kısırdan oluşan menüyle bir araya gelmekti...

Derin bir nostalji rüzgarına sürüklenecek değilim. “Bizim gençliğimiz harikaydı; şimdikilere yazık oluyor!” gibi bir indirgemeci ajitasyon mantığı içinde de değilim. Ama bir gerçek var ki bugün gençlik hazinesi gençlerin elinden çalınıyor.

Gençlik bir hazinedir aslında... Bir ömür ihtiyacınız olanı cebinize doldurduğunuz bir hazine. Başka hiçbir dönemdeki seçimlerimiz, gençlikteki seçimlerimiz kadar hayatımızda belirleyici olmamıştır, olmayacaktır.

Bütün iyi ve kötü alışkanlıklar gençlikte kazanılır. Yaşam boyu bize eşlik edecek davranışlarımızın temellerini atarız gençlikte. Onlu yaşlarda başlanılan kötü bir alışkanlık, yirmili yaşlarda ciğerleri, otuzlu yaşlarda bedenin tümünü, ellili yaşlarda hayatın devamını tehdit eden bir karabasana dönüşür mesela.

Ya da iyi bir alışkanlık… Mesela düzenli bir uyku sistemimizin olması veya “hayır” diyebilme becerimizin gelişmesi birçok işte/alanda fark oluşturmamıza neden olur. Kurduğumuz arkadaşlıklar ya felaketimiz olur ya da sırtımızı güvenle dayayabileceğimiz bir sığınak.

Bugün herkesin ama özelilikle de gençlerin sınavı internetle. Ömrünü “facebook”larda istek göndererek, yorum yapıp fotoğraf beğenerek “ezen” önemli bir çoğunluk var. Sayılı günlerimiz olduğunu anladığımızda ise çoktan gelip geçmiş oluyor gençlik. El elde, baş başta uyanıveriyoruz ihtiyarlık sabahına...

Ne zaman ihtiyarlığın geldiğini anlayamadan, sırtımızdaki tohumları toprağa bırakmayıp çürütmüş olmamızın derin acısıyla baş başa kalıyoruz. Bir bir terk ediyor gençken yapabildiklerimiz, ihtiyarken yapamayacaklarımız.

Gençliğini benliğiyle veya karşı cins takıntısıyla kafayı bozmuş bir şekilde harcayanlar ise daha derin bir kuyuda buluyorlar kendilerini. “Herkes bana baksın” diye çabalayanlar, beğenmek-beğenilmek denkleminde gençliğini harcayanlar, şimdi fark edilmemenin gerçekliğiyle tanıştıklarında çaresizce kalıyorlar.

Futbolla, basketbolla yaşamını tıka basa doldurduğu için başkaca bir şeye yer bırakmamış olanlarsa dillerinin beyinlerinin iki üç kelime arasına sıkışmış olduğunu fark etmeden transferlerle, futbolcu maceralarıyla, gol olmuştu-olmamıştı tartışmalarıyla bir ömür “kombine seyirci” olarak kalıyorlar hayata. Gençlik gidip yerine yaşlılık gelene kadar, devekuşu misali, kafalarını stadyumlara ve futbol programlarına gömerek yaşıyorlar.

Sokaklarda vitrinlere bakarak gençliğini harcayanlar; sevgili üstüne sevgili yaparak bir nevi mesaj manyaklığıyla iki parmağı ucunda yaşayarak geceyi sabaha ekleyip milyar mesajla hayata tutunmaya çalışanlar; şarkılarda kaybolanlar ve daha niceleri…

Gençliğin korsanları işte bütün bu saydıklarım ve daha fazlası… Ağlarını atmış gençlik hazinesini yağmalamak için bekliyorlar. Çözüm mü? Çözüm fark etmekle başlıyor. Yaşamı ve gidişatı fark etmekle… Gidişatı değiştirebilmek, önce fark etmekle mümkün!

“Ben nereye gidiyorum ve bu dünyada yapmam gereken şey ne?” diye kendime sormadığım sürece, tek gözü olmayan korsanlarca değil ama benlikle, karşı cins takıntısıyla, uykuyla, internetle, şarkılarla, futbolla, hormonlu aşklarla, alışverişle modayla... Gençlik hazinem yağmalanacak. Sonrası ise ak düşmüş saçlar, ihmal edilmiş bir kalp, boş bırakılmış bir beyin, sömürülmüş bir beden ve sonsuz bir yalnızlık...

İç karartıcı olmadığımı umuyorum. Resmetmeye çalıştığım şey bugünkü halimiz, gençliğin hali. Onlar bu yazıyı görüp okurlar mı bilmiyorum ama ben yazdım. Yazı yazmak ok atmak gibidir ne de olsa. Ok yaydan bir kere çıktı mı kime isabet edeceğini bilemezsiniz... Umutlanıyorum... Kaderlerine çıkmayı umuyorum kaderleri değişsin, seçimleri değişsin diye.…

nazliozburun@gmail.com

Bu yazı toplam 2904 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
yasemin budak
2011-11-03 11:42:56
sizi tanıdığıma sevindim..
hani bir söz var ''mehmet akif gibi düşün babaannen gibi konuş''.Ben içinde anlamadığım kelimelerden oluşan yazıları okumaktan sıkılırım .bu yazıda karşılıklı konuşuyormuşum gibi rahat ve tanıdıktı.tanıdığım birini, beni anlatıyordu.diğer yazılarınız gibi .Allah zihninize açıklık imanınıza kuvvet versin nazlı hanım.
orcinusorca
2010-09-24 14:53:41
Ne yazık ki hayatın gittikçe zorlaştığı, bilinç düzeyimizi her geçen gün daha arttırmak zorunda kaldığımız bir çağda yaşıyoruz. Yaşamlarımız eskisi kadar kolay değil, aslında özüne baktığımızda sorunsallar aynı gibi, sorunlar karşısında alınan roller ve çözümler aynı gibi, ancak cağımız öyle bir çağ ki , sorunsalları oluşturan enstrümanlar, yaşamımızı oluşturmakta olan girdiler çok farklı , hem çok kolay elde edilebilirler, hem çok ulaşılabilirler, hem de eskisine göre daha hileliler... Korsan tabiri çok etkileyici, uzaktan, irdelemeden, bilinçlenmeden geminin içerisinden neler toplayabileceğimizi bilemiyoruz ne yazık ki.. Sizin farkınlalık olarak ifade ettiğinizi ben bilinç.; insanın " insan olabilmeye duyduğu sorumluluk" olarak algılıyorum ve gençlerimizin daha körpecik yaşlarda yaşadıkları bu devinimleri ne kadar zorlukla aştıklarını veya aşamadıklarını ben de gözlemliyorum sizin gibi. Herkese Allah'tan bir hikmet bir nur , bir biliş vermesini diliyorum.İfadeleriniz özellikle, gençlerin söylemleri, tanımları, davranış biçimleri ile oldukça özdeş olduğu için konunun önemini farkettirecek bir çarpıcılıkta olmuş.. Elinize ve yüreğinize sağlık.. Sevgiyle..
pınar
2010-09-23 23:36:34
sıcacık bir yazı
gençliğin bunalımlarını ve kör noktalarını sürükleyici bir uslupla ve etkileyici bir tarzda yazdığınız için sizi tebrik ederim .. samimi uslubunuz yüreğime dokundu .. böyle yönlendirmelere ihtiyacımız var.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim