• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C

Filmlerle Psikoloji ve Sinematerapi Atölyesi

Filmlerle Psikoloji ve Sinematerapi Atölyesi
Psikoterapist yazar Şule Öncü, ‘Filmlerle Psikoloji Sinematerapi Atölyesi’nde yaptığı çalışmalarla ilgili Akşam Gazetesi'nden Arzu akyolun sorularını cevapladı...

Psikoterapist yazar Şule Öncü, ‘Filmlerle Psikoloji Sinematerapi Atölyesi’nde sinema izleme hazzıyla psikoterapinin iyileştirici etkisini bir araya getirerek sinematerapi yapıyor.

ARZU AKYOL
arzu.akyol@aksam.com.tr

Bu atölye çalışmasında depresyona Prozac Toplumu,  aşk acısına da Sil Baştan’la alternatif anlam önerileri sunuyor.  Türkiye insanının en önemli sorununun bireyselleşememek olduğunu, kadın erkek ilişkilerinde de ciddi sorunlar yaşadığımızı söyleyen Öncü’nün bu konudaki seçimi ise,  Nuri Bilge Ceylan’ın  ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’sı ile Çağan Irmak’ın ‘Babam ve Oğlum’ ve ‘Issız Adam’ı...

Psikoterapist yazar Şule Öncü, 3 yıldır ‘Filmlerle Psikoloji Sinematerapi Atölyesi’ adı altında kendi tasarımı olan bir grup çalışması yürütüyor. Sinema izleme hazzıyla psikoterapinin iyileştirici etkisini bir araya getirdiği bu atölye, iç görü ve farkındalığı artırıyor. ‘Gertrude 2’ye nasıl bölündü?’ ve ‘Zaaf’adlı iki kitabı bulunan Öncü’yle sinemayla terapi ilişkisini konuştuk. Sinema ve psikoloji nasıl bir araya geldi?

Sanat ve psikoterapi, iç içe geçmiş iki alandır. Terapi sürecinde yolumuz sık sık edebiyattan, sinemadan geçer zaten. Sinemanın psikoterapide kullanılması yeni değildir. ‘Filmlerle Psikoloji’de yeni olan; filmlerin belirli konular çerçevesinde bir araya getirilmesi ve sürekliliği olan bir kişisel gelişim programı olarak sunulması. Filmler üzerinden hayata ve insana bakıyoruz, bize ne olup bittiğini anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyoruz. 

DUYGUNUN KALDIRMA KUVVETİ

Nasıl bir çalışma sistemi uyguluyorsunuz?

Hem başkalarıyla hem de kendimizle ve hayatla kurduğumuz ilişkileri belirleyen, dolayısıyla tüm yaşamımızı etkileyen ana temalar çerçevesinde çalışıyoruz; bağlanma, yakınlık-mesafe, aşk, aldatma, cinsellik, aile, kadınlık-erkeklik sorunları, yabancılaşma, depresyon, hayatın anlamı gibi… Her tema için 5 ila 8 filmden sahneler izliyoruz. Ardından sahneyi yorumluyorum. Sunumları, yaşadığımız güncel olaylardan, toplumdan ve kendi yaşamımdan örneklerle ve metaforlarla destekliyorum. Katılımcılardan gelen soruları yanıtlıyorum. Bütün bunlar,
konuların somutlaşmasını, gözle görülür elle tutulur olmasını sağlıyor.

Atölyenizi bir ‘deneyim platformu’ olarak tarif ediyorsunuz? Bu ne demek?

Ben orada sadece teorik bilgi aktarıyor olsam, anlattıklarım düşünsel boyutta kalır ve pek çoğu unutulur. Oysaki ‘Filmlerle Psikoloji’de görsel-işitsel yolla anlatılmış hikâyeler üzerinden, dolayısıyla sinemanın özdeşim özelliği üzerinden çalışıyoruz. Bu da doğrudan duygu kanalına girmemizi, deyim yerindeyse; duygunun kaldırma kuvvetiyle ilerlememizi sağlıyor. Duygusal karşılığı ve hikâyesi olan bilgiler akılda kalır ve içselleşir. Atölye bu anlamda, deneyimsel bir çalışma haline geliyor. 

Filmleri nasıl seçiyorsunuz? 

Şu anda atölye programında 12 tema ve  bine yakın filmin arasından seçtiğim 85 film var. Neredeyse hepsi 2000 sonrası yapımlar. Amerikan bağımsız sinemasından, Avrupa festival filmlerinden, popüler filmlerden örnekler mevcut.  

Sinema ruhu iyileştirir mi? Bir filmi çözüm önerisi gibi sunmak doğru mu?

Ruhu iyileştiren ilişkidir. Sevdiklerimizle, kendimizle ve yaşamla kurduğumuz ilişki… Sinema, insanı ve yaşamı anlamak adına katalizör işlevi görür. Filmin karakterleriyle özdeşleşir, onlar gibi hisseder, onlar gibi biz de filmin hikâyesinin içinden geçeriz. Bu bize kendi yaşamımızla ilgili pek çok şey çağrıştırır. İyileşmede aslolan, bu çağrışımlara verdiğimiz anlamdır. Filmlerle Psikoloji’de filmleri çözüm önerisi olarak sunmuyorum, filmlerin yarattığı çağrışımlara verilebilecek alternatif anlam önerileri sunuyorum. 

SORUNUMUZ BİREYSELLEŞEMEME

Sizce Türkiye insanının en önemli sorunu ne ve bununla ilgili hangi filmi seçtiniz?
Sınırların belirsiz olduğu, herkesin birbirinin işine karıştığı, annelerin çocuklarına yapışık kaldığı, bir toplumsal yapıdan geliyoruz. Dolayısıyla en büyük sorun ayrışma-bireyleşme-farklılaşma hattında yaşanıyor. Ne yazık ki çocuk veya ergen kalan bir toplumuz. Hep bir ebeveyn bekliyoruz, ‘gelsin bizi kurtarsın’ diye. Bu aynı zamanda potansiyelimizi gerçekleştirememek anlamına gelir. Öte yandan, kadın erkek ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşanıyor. Yakın ilişkiye cesaret edebilmek zorlaştı. Vahşi metropol koşullarında, erkek genellikle kabuğuna çekilip yalnızlaşarak korumaya çalışıyor kendini; kadın her şeye rağmen ilişki çabasında ama muhatap bulamıyor.  Bu sorunlarla ilgili katmanlı Türk filmi bulmak kolay değil. Nuri Bilge Ceylan’ın
‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ filmini ve her ne kadar anlatım tarzını yakın bulmasam da Çağan Irmak’ın ‘Babam ve Oğlum’ ve ‘Issız Adam’ filmlerini inceliyorum atölyede. Günümüz modern dünyasında en çok karşılaşılan sorunlardan biri depresyon. Bu konuda hangi filmi önerirsiniz? Depresyon çok yaygın gerçekten. Uçuk maviden koyu laciverte kadar geniş bir spektrumda depresif oluşu deneyimlemeyen az insan kaldı. Depresyon, temelde bağ kopukluğudur. Her şey aşırı zor gelir; hissettiğiniz ya korku ve dehşet ya da yılgınlık, keder ve çaresizliktir. Dolayısıyla depresyondaki kişinin idealde psikoterapiyle ve gerekliyse psikoterapiye ek olarak antidepresanla desteklenmesi lazım. Tedavisi olan bir hastalıktır ama nüks edebilir. Grip gibi düşünün. Türümüzün yatkın olduğu ve günümüzde makro sistemin körüklediği bir varoluş halidir. Depresyon, Filmlerle Psikoloji’de ele aldığım temalardan biri. Çözüm önerisi olarak değil ama zihin açıcı olması açısından ‘Prozac Nation (Prozac Toplumu)’ filmini önerebilirim. 

AŞK ACISI ÇEŞİT ÇEŞİT

Aşk acısı çekenlere de bir film önerir misiniz?

Çeşitli türleri var tabii aşk acısının. Diyelim ki karşılıklıydı ve yaşandı bitti. Bu durumda aşk acısı ayrılık acısıdır ve onu çekmemek için aşkın dengeli bir ilişkiye evrilebilmesi gerek. Aşkın yarattığı illüzyon perdesi gözümüzün önünden çekildiğinde; yansıtmalar, özdeşimler, idealizasyonlar eridiğinde, aşıkken birbirimize tuttuğumuz dev aynaları kırılıp döküldüğünde karşımızda gördüğümüz kişinin gerçekliğine dayanabiliyor muyuz? (Ki aslında gördüğümüz kendi gerçekliğimizdir aynı zamanda). Âşıkken zannettiğimiz kadar muktedir ve muzaffer olmadığımız gerçeğine dayanabiliyor muyuz? Zayıflıklarıyla, saçmalıklarıyla,  zaaflarıyla karşımızdakini ve kendimizi kabul edebiliyor muyuz? Bunlar belirler ilişki sürecek mi, yoksa başka bir aşk arayışına mı girilecek. Bu konuda en iyi örneklerden biri ‘Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan)’ filmi. 

Filmlerle Psikoloji Sinematerapi Atölyesi haftada bir, toplam 12 hafta. Eylülden haziran sonuna kadar üç sezon aralıksız sürüyor. Kontenjan elverdiği ölçüde hâlihazırda sürmekte olan programa herhangi bir temadan başlanabiliyor. Eksik kalan temalar, bir sonraki sezonda tamamlanabiliyor. 

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu haber toplam 5538 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim