• BIST 89.113
  • Altın 146,730
  • Dolar 3,6439
  • Euro 3,9308
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 15 °C

Evlilik, Aldatma ve Boşanma

Prof. Dr. Bengi SEMERCİ
Kimse boşanmak için evlenmez. Ancak son zamanlarda evliliklerle boşanmaların sayısı birbirine yaklaşınca, aile kurumunun sağlamlığı da tartışılmaya başlandı.
 
Evlilik kurumunun mutluluk, çocuk yetiştirme gibi kelimelerle bir araya gelmesi beklenir. Oysa günümüzde evlilik kelimesi daha çok aldatma ve boşanma sözcükleriyle bir araya gelmeye başladı. Bu nedenle evliliğe, aldatmaya ve boşanmaya, tüm bunların çiftler ve çocuklar üzerinde oluşturduğu etkilere bakmak gerektiğini düşündüm. Antropolojik olarak evlenme nedeni; insan soyunun ari olmasını sağlamak olarak açıklanır. Doğacak çocuğun genetik kimliğinin belirlenmesi isteğinden kaynaklanmaktadır. Oysa günümüzde genetiğin saptanması çok kolaylaşmıştır. Buna karşın evlilik kurumu devam etmektedir. Bu durum sadece toplumsal, ahlaki ya da dini nedenlerle açıklanabilir mi? Aldatma ve boşanmanın bu denli gündemde olmasına karşın evlenme ve evlenme isteği de artmaktadır. Önce size ihtiyacı olan ya da sizi bütünleyecek biri olduğuna ilişkin inanış, sonra bu günlük yaşam içinde gittikçe vazgeçilen inanış... 'Sen' ve 'benin', 'biz' olmayı araması evliliğe gerekli gücü verebilir. 'Biz' iki kişinin örtüşmesini ve bütünlüğü göstermektedir. Dengeyi bulabilme çalışmaları gerçek bir çabayı gerektirir. Sonuçta bizi kaybetmek boşanmayı getirmektedir. Aslında boşanma yasal bir süreçtir. Duygusal olarak bir parçanız daima diğerinde kalacaktır. Sadece cinsel ilişki üzerine kurulu beraberlik ise 'yalancı biz'i oluşturur. Evliliklerin başında "Ömür boyu mutluluk," "Ölüm sizi ayırana dek," gibi dilekler eksik olmaz. Oysa bu dileklerde çiftin bireysel isteklerini, birbirlerine aşklarını ve tatminlerini sağlamalarına izin vermek gerekir. Olgun bir ilişki başladıktan sonra mükemmel çift olmaktan, bulutların üstündeki evlilikten, yakın dostluk oluşturmaya giden sürece geçilir.

EVLENİLECEK KİŞİNİN SEÇİMİ

Neye göre seçiyoruz evleneceğimiz kişileri? Tabii özellikle bizim ülkemizde, büyüklerin bizler adına yaptığı seçimleri göz ardı edip, seçim hakkımızı kullanabildiğimiz zamanlardan bahsediyoruz. Seçim nedenlerimizi, bilinçli ve bilinçdışı olarak ayırabiliriz. Hemen herkesin evleneceği kişi için sıraladığı, fiziksel görünümden davranış şekillerine kadar uzanan, iş ve maddi durumu kapsayan listeleri vardır. Sonra bir bakarız ki saydığımız özelliklere hiç uymayan birisini eş olarak seçivermişiz. Bunu genellikle âşık olmakla, sevmekle açıklamaya çalışırız. Ama genellikle açıklamaya yetmez aşk. İşte orada bilinçdışı istemler, beklentiler, gereksinimler belirir. Eş seçimini yaptıran güven, sığınma, bir baba, bir anne ya da farkında olmadığımız bir başka gereksinimimiz olabilir. "Zıt kutuplar birbirini çeker," sıkça kullanılan bir cümledir. Daha çok da anlam verilemeyen, yakıştırılamayan birliktelikleri açıklamakta söylenir. Oysa dıştan gözlenen uygunluktan çok, kişilerin birbirlerinden beklentileridir seçimleri etkileyen. Eğer beklentimizi karşılayan ya da bizde olmayan bir özelliği taşıyarak bizi bütünlediğini düşündüğümüz biri varsa, eş seçimi için karar verebiliriz. Cinsel uyum ya da moda değimiyle ten uyumu, tabii ki eş seçiminde ve evliliğin sağlıklı sürmesinde etkendir. Ama tüm uyumlar gibi, cinsel uyum için de bazı özellikler, bilgiler ve zaman gerekir. Diğer alanlarda olduğu gibi bu alanda da beklentilerimizi saptayacak ve anlayacak kadar bilgimiz olduğunda işimiz kolaylaşacaktır. En sağlıklı seçim ve evliliklerde bile zaman zaman çalkantılar yaşanır. Ancak seçim doğruysa, çiftlerin değişikliklere uyum sağlama kapasiteleri yeterliyse, süren ve niteliği gittikçe artan bir evlilik yaşamı olur. Erişkin ve temel güven duygusu gelişmiş bireylerin ilişkisi; gelişime açık, bağımsız olur. Oysa mutsuz olduğu halde sürdürülen, tüm olumsuzluklara karşın diğer tarafın 'tam güven' içinde olduğu ilişki, olgun anlamda bir sevgiyle bağlanılmayan, daha çok karşılıklı gereksinimlerin gerektirdiği bir ilişkidir. Bu tür ilişkilerde aldatma, aldatan kişinin özelliklerinden kaynaklanabileceği gibi, bağımlı görünen karşı tarafın oluşturduğu yük nedeniyle de olabilir. Özellikle entelektüel kişilerde daha fazla görülen bağlanma kaygısı, zaman zaman hesapsız davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir. Yaşamını belirlemiş bir kişinin, birden kendi tercihlerini yok sayan bir rotaya sokulduğunu hissetmesi, kişide bir bunaltı ortaya çıkarıp, bağımsızlık gösterilerine zemin hazırlayabilir. Bu kaygı daha çok varoluşçu kaygının bir türevi olup, kişinin o anki yaşamının oluşturduğu sıkıntının bir göstergesidir.

BOŞANMA KARARI

Aldatma doğru, normal, geçerli bir kavram değildir. İlişkilerde olmaması gereken bir değerdir. Engellemenin toplumsal yolu, bu kavramı 'normalize' etmemek, günlük yaşamda olağan bir şey hatta neredeyse başarı haline gelmesini engellemektir. Bireysel yolu ise ister aldatan ister aldatılan olalım, bu olgunun neden kaynaklandığını çözmekten geçer. Aldatma boşanma nedeni midir? Bu soruya yanıt vermek zor. Herkese göre değişebilir. Aldatmanın nedenlerini çözerseniz, altından kalkabileceğinizi düşünüyorsanız ve aldatılmış olma travmasını atlatabileceğinize, tamamen silebileceğinize ve yeniden sürdürebileceğinize inanıyorsanız sorun olmayabilir. Ama her an gündemde kalacaksa, her an şüpheyle yaşayacaksanız bir daha düşünmeniz gerekir. Evlenme kararı verirken zaman ve kişi seçimi ne kadar önemliyse, boşanma kararı verirken de doğru zaman, doğru sözler ve doğru davranışlar daha sonraki yaşam için önemlidir. Boşanma süreci yasal olarak tamamlandıktan sonra etkileri devam eden bir süreçtir. Boşanma şekliniz, söyledikleriniz, yaşadıklarınız sadece o dönemi ve ayrıldığınız kişiyi değil, sizin boşanmadan sonraki yaşamınızı da etkileyecektir. Konuyla ilgisiz kişileri de araya katmak, boşanma sürecini bir intikam süreci haline getirmek, her iki tarafın birlikte paylaştıkları geçmişe, ortak değerlere olduğu kadar kendi geleceklerine ve beklentilerine yapabilecekleri bir haksızlıktır. Bu arada kendileri boşansa da asla boşayamayacakları ve anne babaları olmayı sürdürecekleri çocuklara miras bırakacakları aile tablosunu, toplum yargısını, gazete kupürlerini, en önemlisi de yaşama ilişkin güven duygusunu unutmamakta yarar var.
 
Köşe Yazısının diğer başlıkları için tıklayınız
Bu yazı toplam 5717 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim