• BIST 97.713
  • Altın 145,018
  • Dolar 3,5685
  • Euro 3,9995
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 13 °C

Ergenlerde Yalnızlık ve Bilişsel Çarpıtmalar

Ergenlerde Yalnızlık ve Bilişsel Çarpıtmalar
Bu çalışmada, lise öğrencilerinin yalnızlık düzeylerine ve cinsiyete göre kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalarının farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amaçlanmıştır.

Bu çalışma Hicran Kılınç tarafından Yrd. Doç.Dr. Seher A. Sevim danışmanlığında hazırlanan uzmanlık tezinden özetlenerek yazılmıştır.


Bu çalışmada, lise öğrencilerinin yalnızlık düzeylerine ve cinsiyete göre kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalarının farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma grubu, Ankara merkez liselerinde öğrenim gören 263’ü kız ve 166’sı erkek olmak üzere toplam 429 öğrenciden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında UCLA Yalnızlık Ölçeği, İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Öğrencilerin bilişsel çarpıtmalarının yalnızlık düzeylerine ve cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla iki faktörlü Varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre, öğrencilerin yakınlıktan kaçınma çarpıtmalarının yalnızlık düzeylerine ve cinsiyetlerine göre farklılaştığı belirlenmiştir. Gerçekçi olmayan ilişki beklentisi boyutunda ise yalnızlık düzeyleri ve cinsiyete göre farklılık bulunamamıştır. Son olarak kız öğrencilerin ve yalnız olmayan bireylerin daha çok zihin okuma çarpıtmasına sahip oldukları belirlenmiştir.

Ergenlik, yalnızlık kavramının yoğun olarak görüldüğü bir dönemdir.  Pek çok araştırmacı, yalnızlığın ergenlik döneminde diğer gelişim dönemlerine göre daha yoğun ve yaygın bir şekilde yaşandığını ileri sürmektedir. (Brennan, 1982; Ostrov ve Offer, 1991; Rubenstein ve Shaver, 1982; Williams, 1983).  Hartog (1980) da gelişim dönemleri içerisinde ergenliğin en yalnız gelişim periyodu olduğunu belirtmiştir. Bu gelişim döneminde, fiziksel değişim, kimlik ve kişilik gelişimi gibi kaçınılmaz ve önemli olaylar yaşanmakta ve özellikle de fiziksel değişimlerin sonucunda bireyler yalnız kalmak istemektedirler. Ergenler hem yalnız kalmayı istemekte hem de akran grupları onlar için önem kazanmaktadır. Bu dönemde arkadaşları tarafından dışlanan ergenlerin yoğun yalnızlık yaşadıkları ve bazı tipik yalnızlık belirtileri gösterdikleri vurgulanmaktadır (Bilgiç, 2000; Cheng ve Furnham, 2002; Kılıçcı, 2000). Yapılan çalışmalarda ergenlerde yalnızlıkla depresyon ve düşük benlik saygısı arasında olumlu ilişki (Erim, 2001; Hudson, Elek ve Grossman, 2000; Lau, Chan ve Lau, 1999), yalnızlık arttıkça intihar oranının  arttığı (Brown, 1996) ve   yaşam doyumu ile arasında da olumsuz yönde bir ilişki (Schumaker, Shea, Monfries ve Groth-Marnat, 1992) bulunmuştur. Yalnızlık ile sosyal ilişkilerde veya sosyal becerilerde yetersizlik arasındaki ilişki de (Jones, Hobbs ve Hockenbury, 1982; Spitzberg ve Hurt, 1987; Wittenberg ve Reis 1986) birçok çalışmanın ortak bulgusu olarak değerlendirilebilir.

Yalnızlık konusu son yıllarda bilişsel yaklaşım açısından da incelenmiştir. Bu yaklaşım bilişi, sosyal ilişkilerdeki yetersizlik ile yalnızlık yaşantısı arasında arabulucu bir faktör olarak vurgulamaktadır. Yalnızlığın bireyin sosyal ilişkilerinde algıladığı doyumsuzluktan kaynaklandığı ifade edilmektedir (Perlman ve Peplau, 1982; Sadler ve Johnson, 1980). Aynı sosyal ilişki örüntüsüne sahip iki kişiden biri kendisini yalnız hissedebilirken, bir başkası yalnızlık yaşamayabilir. Bilişsel yaklaşımlar yalnızlığın, bireyin istediği ve yaşadığı sosyal ilişkiler arasında fark algıladığı zaman meydana geldiğini ileri sürmüşlerdir (De Jong-Gierveld, 1998). Bireyin yalnızlığına ilişkin yaptığı öznel değerlendirmeler gerçekdışı olabilmektedir. Bireyler yalnızlıklarının nedenlerine ilişkin olumsuz  yüklemeler yapmakta ve bu durumu değişmez olarak algılayabilmektedirler (Peplau,  Miceli ve Morasch, 1982).

.........

Araştırmanın “Öğrencilerin yalnızlık düzeylerinin ve cinsiyetin ortak etkisine bağlı olarak yakınlıktan kaçınma ile ilgili bilişsel çarpıtmaları birbirinden farklıdır” şeklinde ifade edilen hipotezinin doğrulandığı bulunmuştur. Yakınlıktan kaçınma boyutuna ilişkin bulgular özetlendiğinde, kızların ve erkeklerin yalnızlık düzeyleri yükseldikçe yakınlıktan kaçınma boyutundaki bilişsel çarpıtmalarının arttığı görülmüştür. Ayrıca orta yalnızlık düzeyine sahip erkeklerin bilişsel çarpıtma puanlarının aynı düzeye sahip kızlardan daha fazla olduğu bulunmuştur.

Literatürde bu bulguları destekleyen sonuçlar bulunmaktadır. Ergenlerin psikolojik ihtiyaçları ile yalnızlıklarının incelendiği bir çalışmada, başarma ve yakınlık ihtiyacı yalnızlık hissetmeyen bireylerde önemli bulunmuştur (Eren, 1994). Bu sonuçtan da anlaşıldığı gibi yakınlık ihtiyacı  düşük yalnızlık düzeyine sahip bireyler için oldukça önemlidir. Bireyler yalnızlaştıkça yakınlıktan kaçınmaktadırlar. Hoglund ve Collison (1989)’in çalışmalarında, erkekler ve kızlar arasında yalnızlık açısından farklılık belirlenemediği halde, yalnızlık ve akılcı olmayan inançların bağımlılık alt boyutunda erkeklerin kadınlara göre daha bağımsız davranarak yalnızlık yaşadıkları belirlenmiştir. Sinclair ve Nelson (1998) boşanmış ailelerin erkek çocuklarının  kızlara oranla, daha az  yakınlık  yaşadıklarını ve  ilişki inançlarını daha fazla kullandıklarını  bulmuşlardır. Bu  durumun  nedeni ise, erkeklerin  duygusallıklarını  ifade edecek şekilde toplumsallaşmamaları olarak açıklanmıştır. Yapılan çalışmalarda  erkeklerin daha fazla yalnızlık yaşadıkları bulunmuştur (Booth, Bartlett ve Bohnsack, 1992; Schultz ve Moore, 1986).

Araştırma sonuçları, yalnız ergenlerin düşük benlik saygısı, yüksek sosyal kaygı,  başkalarının  niyetlerini  ve etkileşimlerini  olumsuz bir şekilde algılama  ve yorumlama, kendisi ve başkaları hakkında olumsuz görüşlere sahip olma ve güvensizlik gibi özelliklerinin, kişiler arası etkileşime yönelmelerini engellediğini ve ilişki gelişimine engel olduğunu göstermektedir.  Dolayısıyla bu düşünceler, bireylerin yakınlıktan kaçınmasına neden olabilir (Hanley-Dunn, Maxwell ve Santos, 1985; Moore ve Schultz, 1983; Vaux, 1988; Wilbert ve Rupert, 1986; Young, 1982). Görüldüğü üzere yalnız bireyler, diğer insanlara ve kendilerine  ilişkin olumsuz yorumlar yapma  eğilimindedirler. Bu yorumlar, bireylerin  yalnız kalmalarının  ve  yakın  ilişkilerde başarısızlık yaşamalarının  en  önemli  sebepleri  gibi  görülmektedir (Hanley-Dunn, Maxwell ve Santos, 1985). Young (1982)’a göre, yalnız bireyler; “tekrar incitilmekten ve hayal kırıklığına uğramaktan çekinme, kendisinde yanlış giden bir şeylerin olduğuna inanma” gibi düşüncelere sahiptirler. Geçmişteki hataları düzeltemeyeceklerine inanarak, incitilmektense yalnız kalmayı tercih edeler. Değersizlik, suçluluk, ümitsizlik ve duygusal boşluk hissederler. Görüldüğü gibi yalnızlık ile yakınlıktan kaçınmanın doğrudan ilişkili olduğu söylenebilir. Bu sonuçlar, yakınlıktan kaçınma bilişsel çarpıtmaları ile yalnızlık düzeyleri arasındaki olumlu ilişkiyi destekler niteliktedir.

Araştırma Özetinin Tümüne Ulaşmak İçin Tıklayınız

Bu haber toplam 4312 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim