• BIST 106.843
  • Altın 142,635
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 30 °C

En Acımasız Şiddet Öyküsü

Fatih Kılıçarslan

Töre cinayetleri, içinde yaşadığımız toplumda belirli bir toplum kesiminin asırlarca süren, kadına yönelik şiddeti içeren patolojik geleneğidir. Cinayete götüren,  kadına yönelik şiddeti içeren ve bir insanın hayatına son veren anlayış hastalıklıdır. Töre cinayetlerine duygusal düzeyde yaklaşmak, üzülmek veya öfkelenmek yetersiz olduğu gibi  bir çok kadın, çocuk ve ailesi için kanayan yaralara yol açmaya devam etmektedir. Öncelikle işlenen cinayetlerin sosyal, kültürel nedenlerini tespit etmek ve arkasında yatan düşünceyi sorgulamaktan başlamalıyız. Böylece töre cinayetlerinin önlenmesi için toplumsal duyarlılık geliştirmemiz gerektiği gibi çocuk, aile ve toplumsal sorunlarla çalışan meslek elemanlarını organize ederek, koruyucu ve önleyici aile ruh sağlığı hizmetleri toplumumuzun her kesimine her bölgesine yaygınlaştırmalıyız.

“Bir İnfaz İşte Böyle Yaşandı”

Taraf Gazetesi (9 Nisan 2011) Markar Eseyan “Bir İnfaz İşte Böyle Yaşandı” röportajında, yeni evli bir çiftin Fatih’te bir arabanın içinde gelinin ağabeyi Gönay Öğmen tarafından 11 Aralık 2010 gecesi başlarından silahla vurularak öldürüldüğü cinayet, öldürülenlerin iki körpe genç olması kadar, onların ait oldukları ırk ve dinleri ile ilgiliydi.

Zekeriya Vural, 29 yaşında Müslümanlaşan bir Ermeni aileden geliyordu.  Kız, Soney 26 yaşında babası Ermeni, annesi Süryani’ydi. İki ailede Ermenilerin yaşadığı birkaç semtten biri olan Samatya’da, birkaç sokak mesafede yaşıyorlardı.

Soney ve Zekeriya’nın öldürülmesi ile ilgili Zekeriya Vural’ın Kız kardeşi Hatice Vural verdiği bilgilerde;

Sony’ in ailesi evlilik için Zekeriya’nın Hıristiyan olmasını ve kilise nikahını yeterli bulmuyor. Bizim, tüm ailenin de Hıristiyan olmasını şart koşuyorlar.

Soney’in ablası Zaro bu güçlüğü halledebileceklerini Zekeriya’nın annesine söylüyor. Ailenin tavrını bilmesine rağmen ümit veriyor. Ağabeyim ve Soney,  genellikle onun evinde görüşüyorlarmış. Soney dışarı çıkabilen bir kız değil çünkü. İnanılmaz muhafazakar bir aile, Soneyde bu kapalı ortamda evde büyümüş.Soney ve Zekeriya gizlice evlenerek, kaçıyorlar. Zaro, o akşam eşiyle birlikte evlerine gelerek “ saat 12 ye kadar mutlaka geri dönsünler, yoksa babam kardeşimle bunu çözer. Dönmezlerse sonu ölümle biter” dedi. Annem Soney’in annesine yalvarıyor “Gelsinler, bir şekilde hallederiz, çocuklar daha onlar, hataları da var” diyor. Ama Soney’in  annesi “Hayır ben böyle bir şeye müsaade etmem. Oğlum ikisinide öldürür, paşa paşa hapiste yatar…10 yıl sonra dönseler de öldürürüz” diyor.

Salı günü geri geliyorlar. Bolu’ya kadar gitmişler. Arabadan hiç çıkmamışlar. Sonra ağabeyim 180 km. hızla geri dönmüş. Bize geldiğinde çok yorgun, moralsiz ve bitkindi. Soney özellikle çok kötüydü. Babam onları teskin etti. Ama anladığım kadarıyla bu mesele din-ırk meselesi değildi. Bizde öyle din ayrımı, fanatizim yoktur.

Gizli nikah ve kaçma olayından sonra Soney’in babası bizimkilere “Biz kimseye evlenip kaçtığını söylemedik. Sizde söylemeyin. Geri gelsinler. On beş gün sonra gelin, hemen de gelmeyin sakın, on beş gün sonra gelin isteyin verelim. Namus sözü veriyorum. Çocuklar gelsin evlenecekler, hiçbir şey olmayacak” diyor. Salı günü bizimkiler Soney’i babasına götürüyor. Soney babasının elini öpüyor. Ama işin ilginç tarafı, Soney aynı apartmada üst dairede yaşayan ablası Zaro’nun evinde kalıyor. Töre cinayetlerinde böyle bir şey var. Öldürülecek kişi baba evine alınmıyor. Ondan sonrada öldürülüyor. Biz inceledik Doğu’da bunun yüzlerce örneği var. Ailede Doğu gelenekleri hakim. Mesela Soney üniversiteyi kazanıyor ama babası göndermiyor. Bu ilginç. Kapalı bir aile.

Gizli nikah ve kaçma olayından evvel, kaçamak görüşürlerken, Soney dışarı çıkmazken, kaçtıktan sonra Soney’i serbest bırakıyorlar. Bunu infaz kararı vermiş olmalarına bağlıyorum. Babası zaten gizli nikahın ve gitme olayın gizlediğini söylerken “ ortaya çıkarsa ben kimsenin yüzüne bakamam, kahveye bile gidemem” demiş. Çocıklarının psikolojisi, yaşam kaliteleri, geleceklerinden daha mühim tutulan “çevre” etksi var.

Cinayet gününe geliyoruz, Ağabeyim çok sevinçliydi o gün. Soney’in babası ev alma vaadi vermiş. Pazartesi günü buluşup ev bakmaya gideceklerini Soney vasıtasıyla söylemiş. Ağabeyim bunu onay olarak algılayıp çok sevinmişti. Adeta bir çocuk gibi sevinçliydi. Kayınpederle ev bakmak diye bir gelenek yoktur, eş adayıyla bakılır. Sanki ağabeyime yapılan tuzak için bir çeşit ümit verme bu. Şüphe uyandırmama… Annem Ağabeyimle Soney ve kendi ağabeyi ile tanışma yemeyine gideceğini söyledi. Aklımıza hiçbir şey gelmedi. Babayla ev bakılacak, ağabey ile tanışılıyor. Artık her şey çözüme gidiyordu bize göre… Telefon geldi ve ağabeyim anneme sarıldı, öptü gitti. Onun bir daha göremedik…

Psiko-sosyal Analiz

Hazin yaşanmış gerçek öyküsünü paylaştığımız, Sone ve Zekeriya’nın töre cinayetine kurban ediliş öyküsü beni derinden üzdü. Töre cinayetleri sosyal sorunu ülkemizde yaşayan rolü ve görevi ne olursa olsun temel vatandaşlık sorumluluğudur. Töre cinayetlerinin önlenmesi ve yeni Soneylerin, Zekeriyalarının ölmemesi için toplumsal sorumluluk almalıyız.

Olgu’ yu okuduğumuzda temel düzeyde aile içi iletişim sorunun, çocukların ebeveynlerin uzuvları gibi görülmesinin, çocukların ayrıştırılarak bireyselliğinin, kendi gelecekleri ile ilgili kararlarını güven duygusu içersinde vermemenin etkisini görüyoruz.

Sağlıksız aile modelinin otoriter, baskıcı ilişki yapısının çocuklarının kendi aile hayatını kurmada, eş tercihlerini ortaya koymada nasıl sorun kaynağı oluşturduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz.

Röportajın bir bölümün de “ Babası zaten gizli nikahın ve gitme olayın gizlediğini söylerken “ ortaya çıkarsa ben kimsenin yüzüne bakamam, kahveye bile gidemem” demiş. Çocıklarının psikolojisi, yaşam kaliteleri, geleceklerinden daha mühim tutulan “çevre” etksi var.”

Sağlıksız toplumsal çevre baskısının ailelerde özellikle ebeveynlerde oluşturduğu derin utanç duygusunun töre cinayetlerinde etkisini görüyoruz. Töre cinayetleri her şeyden önce şiddeti normalleştiren ve yaygınlaştıran sağlıksız kültür ve gelenek sorunudur. Marker Eseyan yazısında belirttiği gibi “ Bir insanın hayatı benim için kendi dinimden de kutsaldır” sözüne karşılık Hatice Vuralın dediği gibi, “Bence de dünyadaki en kutsal şey yaşam hakkıdır. Diğer her şey araçtır” sözünden yola çıkarsak insanı merkeze alan bir toplum yaşam düzeninde ancak töre cinayetlerini önleyebiliriz.

Rize Sosyal Hizmetler Müdür Yardımcısı Zeki Karataşın belirttiği “Sosyal Risklere Aile Temelli Sosyal Hizmet Müdahalesi”  yaklaşımıyla sosyal hizmet kurumları yerel düzeyde örgütlenerek bireylere ve ailelere yaşadıkları kriz ve çatışma döneminde profesyonel aile eğitimi, rehberliği ve danışmanlığı hizmetleri sunmalı, tedavi, güvenlik ve adli kuruluşlarla işbirliği içersinde vatandaşlarımıza etkin, hızlı verimli hizmetler yürütmelidir. Aileler yaşam evrelerinin ilk aşamasın, nişanlılık evresinden itibaren her evrede rehberlik, danışmanlık hizmetleri verebilecek Aile Danışma Merkezleri yaygınlaştırılmalı, aile kriz yönetiminde destek olunarak aile içi çatışmalar profesyonel meslek mensuplarının desteği ile önlenmelidir.

Fatih Kılıçarslan/ Sosyal Hizmet Uzmanı/ Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi

Bu yazı toplam 4302 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Tülay SAVAŞ
2011-06-02 12:26:26
Toplumsal baskı
İnsanların yaşam hakkını elinden alan toplumsal baskısı , insanın yüreğini sızlatırken, bir yandan da düşündürüyor. Bu kadar ucuzmu insan hayatı diye...Birileri bizi ayıplamasın, hakkımızda yanlış düşünmesin diye, sevdiklerlerimizden bir çırpıda vazgeçebiliyoruz....Bu kadarmı önemli başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü? Doğru nedir? Kimin doğrusudur, doğru olan? Bahsettiğim sadece ölüm değil, yaşayan sevdiklerimizdende vazgeçmemiz....
Hikmet Bukan
2011-05-22 08:14:31
din ve mezhep cinayetleri..
Bu gibi olaylar yalnız müslüman hristiyan evliliklerinde değil,ikisi de müslüman olan alevi sünni evliliklerinde de rastlanmaktadır. Bu tür evliliklerde aileden biri (mesela kızın erkek kardeşi), evlenen gençleri öldürerek bu evliliği yoketeme yoluna sapmaktadırlar.Yobazlık ve bağnazlıığın kol gezdiği ülkelerde bu olaylara çok sık rastlanmaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim