• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 32 °C
  • Ankara 30 °C

DÜŞÜNCELERİM Mİ BANA AİT, BEN Mİ DÜŞÜNCELERİME

Volkan KUMAŞ

“gördüğümü ve bildiğimi şu an hatırlamıyorsam, ne olduğumu bilmiyorsam,

ey saf bilinç, ben bilmekten vazgeçtim artık, sen bil benim yerime.”

                                  Nazan BEKİROĞLU

Hayatı bütün renkleriyle göremediğimi fark ettiğim gün hasta olup da hastalığından haberi olmayan biçareler gibi hissettim kendimi. Günlük işlerimizin telaşı içerisinde farkında olmadan duyarsızlaşmayı da öğreniyoruz. Farkında mısınız?

Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla katlanabilir diyor Nietzsche. Her nasıla katlanabilir ise insan, günümüz insanının sürekli psikolojik problemlerle uğraşmasının sebebi nedir o halde. Neden bu kadar kolay yıkım içerisine düşüyoruz, kendimizi çaresiz hissediyoruz, hiçbir şeyden zevk almıyoruz, hep daha talepkar bir şekilde yaşıyoruz hayatımızı ve ilişkilerimizi. Her şeyi bu şekilde değerlendirirken de “ötekine” verecek bir şeyimiz kalmıyor. Farkında olmadan bir esarete büründü ruhumuz ve çaresiz kaldık, çaresiz kaldığımızı bilmeden.

Ne hayata küsmek, ne de dünyaya kör bakmak değil istediğimiz. Aksine hayata daha açık dimağlar ile yönelmek ve hayatta aktif olarak kendi bilinç halimizle rol almaktır. Farklı düşünce kalıplarında üretilip, zihin pazarında tezgâha çıkan, sosyal baskı ve grup dinamikleri ile zorla kendine yer bulan hastalıklı bilinç hali değil bizzat kendi zihninizin ve iç hesaplarınızın dökümüdür istediğimiz.

Bugüne kadar hep hayattan ne beklediğiniz üzerine yoğunlaştınız. Her yanınızı bencillik ablukaya aldı. Bugünden sonra yaşamın bizden ne beklediği üzerine yoğunlaşın. Belki de addettiğiniz önem oradadır. İnsanın “ben” diye adlandırdığı “hakiki benlik”, insanın kendisi ile dünyası arasında sıkışıp kalmış ve yeni tanımlamalara, yeni sorgulamalara ihtiyaç duymaktadır demiştim “Ben Aslında Ben Miyim?” isimli yazımızda. Bu sorgulamalarda pergelinizin bir ayağında hep şu soru olsun: “Düşüncelerim mi bana ait, ben mi düşüncelerime”. Umulur ki bu sorgulamalardan kendinize ait olan bir bilinç düzeyine ulaşırsınız. Bu bilinç düzeyi size ve hayatınıza farklı anlamlar yükleyecek ve yaşamınızı daha anlamlı kılacaktır. Psikolojik problemler yaşayan kişilerin, hayatlarını yaşayış şekillerine ilişkin sorgulamalarının temelinde de yaşamış oldukları boşluk ve hiçlik duygusu onlara eşlik etmektedir. Onun içindir ki insan uğrunda çaba göstereceği, buna değer olduğuna inandığı bir hedefe, amaca ihtiyaç duyar. Özgür insan ruhunun istediği böyle bir amaç için koşulsuzca mücadele etmek ihtiyacıdır. Siz kendi içinizde bu duygunun ya da sorgulamanın neresinde durmaktasınız.

Şimdi bazı dostlarımız bu yazıyı okuduktan sonra kendilerince yorumlarda bulunacaklar. Bu da ne yazmış ki diyecekler. Biz bunları zaten biliyoruz ki diyecekler. Farklı ve bilmediğimiz bir şeyler yazsaydın daha iyi olmaz mıydı diyecekler. Ben susacağım yazı konuşacak.

Öğrenciler kendi aralarında hararetle tartışıyorlarken hocaları içeriye girer. Tartışma ortamını görünce

-“Bilen susar, konuşan bilmez” der.

Öğrencilerde bu cümleye bir anlam veremedikleri için

“Ne demek istediniz?” hocam diye sorarlar.

Hoca cevap vermek yerine sınıfa bir soru sorar:

“ İçinizde gülün nasıl koktuğunu bilen var mı?”

Sınıftaki tüm öğrenciler bildiklerini söylerler.

“Öyleyse anlatın” der hocaları. Öğrencilerin hepsi birden susarlar.

Bu yazı toplam 5220 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
hevaljin
2008-09-27 04:00:58
düşünceler
Elimde olsa, düşüncelerime hakim olurdum.ozaman ben beni de bulurdum heralde.ve kendimi mutlu etmeyi debaşarmış olurdum.
Oğuzhan Özdemir
2008-09-22 16:09:52
Entelektüel ve İnsan olma, Dürüst,okuyan ve bilimsel -fikri veriler orta
" Resmî ideoloji üretmeye koşulmuş ya da resmî ideolojiyle çatışmaya girmekten kaçınan bilim adamları, yazar ve düşünürler,soruna dokunmaktan özenle kaçınmışlardır.Sorunu bilimsel olarak ele alıp tartışmak isteyen az sayıdaki bilim adamı da şiddetle cezalandırılıyor.'Ayıbı açığa vurmanın daha büyük ayıp olduğu'nu biliyorlar!...Elbette bu vesileyle bilim-egemen ideoloji ilişkisinin niteliği bir defa daha ortaya çıkıyor.Napoleon da,üniversite rektörlerine yolladığı bir talimatta 'Monarşiye uygun ve müspet şeyler okutacaksınız; metafizik,İdeolojik gevezelikler yok,' dememiş miydi." (sayfa 82) "...(sosyolojik) aydını olmayan toplum yoktur.Aydını olmayan toplum olmadığı gibi,aydınların meşrulaştırıcı toplumsal işlevleri ve siyasal iktidar karşısındaki konumları da bir üretim tarzından diğerine değişir.Bu farklılaştırma meşrulaştırma işlevinin tarihsel süreç içinde aldığı biçimle doğrudan ilgilidir.İlkel, köleci,asyatik,feodal, kapitalist,tekelci devlet kapitalizmi,bürokratik 'sosyalist2 toplumsal formasyonlarda aydınları işlevi ve siyasal iktidar karşısındaki konumları farklıdır." (sayfa 18) "Bir de bunlardan farklı olarak ve ekseri marjinal bir öneme sahip olan;küçük bir grup bile oluşturamayan entelektüeller bulunur.'Entelektüeller'in ayırdedici niteliği, diploma sahibi olmaları da değildir.Aynı şekilde,belirli meslek gruplarına dahil olmaları da değildir.Şüphesiz bunlar da en az diğerleri(sosyolojik aydın tanımına girenler-yani haybeden yazıp çizen ve bilen*) kadar; belki de onlardan daha çok bilimsel bilgiye sahiptirler.Entelektüelin ayırdedici niteliği,onun siyasal iktidardan ve siyasal iktidarın gerisindeki egemen sınıflardan bağımsızlığı,siyasal iktidar karşısında eleştirel bir tavır içinde olmasıdır.Bu niteliklerden ötürü entelektüel,siyasal iktidarla da iyi geçinemeyen biridir.Burada önemli olan zihinsel ve moral(ahlâkî) bir eğilimdir.Ve bu eğilime ugun davranabilme,tavır alabilme yeteneğidir." (sayfa 19) " İşte entelektüel,egemen olan sınıfların,gizli kalmasını istediklerini açığa çıkarmaya çalışan,gerçeğin saptırılmış bir versiyonunu kabullenmeye razı olmayan, iktidardakilerin empoze etmekten çıkarı olduğu 'bir toplumsal değerler sistemi'ne başkaldıran,örneğin egemen ideolojiye ( hem bilimsel hem de siyasal alanda demek istiyor yazar ayrıca burada, psikoloji hakkıdaki eleştirim zaten bunla alakalıdır *), remî tarihe karşı çıkarak, gerçekten yaşanmış olanla,yaşandığı varsayılan, gerçeğin çarpıtılmış ya da 'resmî versiyonu' arasındaki uyumsuzluğu ortaya çıkarmayı kendine iş edinen kişidir...Egemen sınıfların ve devletin her türlü politka ve uygulamalarını eleştirebilen,bu alanda hiçbir yasağa ve tabuya, inkârcılığa itibar etmeyen,sorunları sadece ulusal planda değil,evrensel planda ele alıp kavramaya çalışan kişidir..." (sayfa 20) "Ünlü fizikçe Albert Einstein, nükleer enerjinin asker3i ve başka stratejik amaçlarla kullanılmasına karşı tavır aldığında, gerçek bir entelektüel tavrı sergilemiş oluyordu.Onu, aynı tavrı göstermeyen meslektaşlarından ayıran ve entelektüel yapan, başta söylediğimiz gibi sahip olduğu "bilimsel bilgi" değil, toplumsal, insanî,evrensel sorunlar karşısında aldığı tavırdır.İşte bu yüzden Jean Paul Sartre, 'atom fizikçisi nükleer denemelere karşı bildiriyi imzaladığında entelektüeldir' derken bu ayrımı ifade etmek istemiştir. Nitekim Sartre( ilk defa nobel ödülünü siyasal ve ideolojiktir diyerek reddeden ve herkesin böyle yapması gerektiğini belirten, yeryüzünün lanetlileri-frantz fanon- önsözüne bakılırsa batıyı ve insanını yerden yere vuran bir insandır*), Russell,Diderot, Emile Zola ve başkaları(Ali Şeriati,Rene Guenon,Nazım Hikmet,Cemil Meriç...*) bilgili oldukları için entelektüel sayılmıyorlardı.Sosyolojik aydın tanımına girenlerle ortak yanları 'bilgili' olmaları olsa da,onları asıl entelektüel yapan insanî ve evrensel sorunlar karşısında aldıkları tavır,devlete karşı tutumlarıdır." (sayfa 20-21) Alıntılar : Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası, Özgür Üniversite Kitaplığı,2007 * (yıldızlı) ifadeler bana aittir. Umarım ne demek istediğim açıkça ortadır. Ayrıca Psikolojinin ve Psikiyatrinin her türlü bilimsel ve hukuksal olarak ispatlanmış rezilliklerini önyargılı yaklaşmadan kitabı ele alıp okumak isteyenler ve hakikat ile yüzleşmek isteyenler Mücahit Gültekin'in "Psikolojik Tehlike" (Nesil Yayınları) adlı eserini okuyabilirler. Ağır bir metin olmasına rağmen ilgilenenler Edmund Husserl'in Kesin Bir Bilim Olarak Felsefe adlı eserindeki psikoloji eleştirilerini okuyabilirler,derinlemesine düşünmek isteyenler ve diğer birçok eseri...Michel Foucault'nun "Ruhsal Hastalık" eseri vb... * kendime ait yorumlar
Kandamir Tekin
2008-09-22 09:44:35
Dikkat
"Farklı düşünce kalıplarında üretilip, zihin pazarında tezgâha çıkan, sosyal baskı ve grup dinamikleri ile zorla kendine yer bulan hastalıklı bilinç hali değil bizzat kendi zihninizin ve iç hesaplarınızın dökümüdür istediğimiz. " cümlesi önceki yorumu yazan arkadaşı çürütmeye yeter galiba. Volkan bey zaten sizin yazdığınızı yapmanızı istemiş. Bu da benim yorumum.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim