• BIST 84.208
  • Altın 147,005
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -2 °C

Dizilerde oynamanın dizi dizi dertleri ve hoş yanları

Melda BEKCAN

İlk defa sete gelen kişi, muhakkak “Ayy! Biz bu sahneleri birkaç dakikada izliyoruz. Meğer ne kadar zor şartlarda ve uzun sürede çekiliyormuş.” prototipinde şaşkınlığını açıkça ifade eder.

Bazen hayat beni öyle şaşırtıyor ki… Günün birinde, televizyon dizilerini konu alan bir yazı yazacağım, aklımın ucundan bile geçmezdi! Farklı kanallarda, birçok dizide oynayıp televizyon dünyası için o kadar emek harcadıktan sonra şimdi tutmuş, ilgili sektöre dair yer yer eleştirel yaklaşımlarımı kâğıda döküyorum!

Bilmem; belki de böylesi daha iyidir. Yani o ortamda bizzat bulunup, mevcut havayı solumak. Madalyonun karanlık yüzüne bakıp üzülmek ve aydınlık yüzünü görüp sevinmek… Senaryo gereği kış gününde yazlık kıyafetler giyinip için tir tir titrerken, sanki her yer günlük güneşlikmiş gibi oynamak… Bir sabahın köründe başladığın çekimin, ertesi günün akşam saatlerine doğru sona ermesi… Setin kurulmasına ve tüm ekibin ‘Hazır ol!’ pozisyonunda durmasına rağmen, senaryonun henüz mekâna ulaşmamış olması... Uzun bir zaman sonrasında nihayet arkadaşlarınla görüşmek için fırsat bulup tüm ayrıntıları organize etmişken, ansızın gelen bir telefonla her şeyi iptal edip sete gitmek zorunda kalmak… Ama aynı zamanda hiç tanımadığın insanların sokakta seni tanıması, yanına gelmesi ve canlandırdığın karakteri sevmelerinden ötürü seni de sevip âdeta bağırlarına basmaları…

Tüm bu yaşananları anlamlandırabilmek ve de anlatabilmek pek mümkün değil. Ortada garip bir durum olduğunu söyleyebilirim. Hatta daha da ileri giderek, malum büyüden bahsetmek istiyorum. Hani hep bahsi geçen sinema büyüsünden… Ama benim bu meseleye bakış açım, biraz daha farklı. Bilirsiniz; sinemanın, izleyiciyi büyülediği söylenir ya, benim mevcut görüşle ilgili geliştirdiğim antitezim var. Bence asıl sinema çalışanları büyüleniyorlar, izleyiciler tarafından. İnsanların bu alana ve emektarlarına gösterdikleri ilgi sebebiyle gerçeklerle kurgular birbirine karışıyor. Hakikat ve sanrılar arasında girift bir ilişki ortaya çıkıyor…

Zannediyorum ki 150’yi geçer bugüne kadar çektiğim bölümlerin sayısı. Hak verirsiniz ki hiç de azımsanacak bir rakam değil bu. Dizilerde çalışmanın, dizi dizi dertleri ve hoş yanları vardır konuşulacak. Hadi her şeyi bir kenara bırakalım, setlerde ya da ulaşım esnasında geçirdiğim zaman dilimi, başlı başına irdelenmesi gereken bir konudur ki uzar gider. Bir de oynadığım dizilerin senaryosunun oldukça ağır olduğunu, çoğu zaman aksiyon sahneleri içerdiğini ve tabii ki şehir dışında çekilen bölümlerin ne kadar zahmetli olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda…

Hayır, anlattıklarım sitem değil. Nankörlük edemem çünkü oyunculuğun bana sağladığı birçok avantajın yanında bugün Aksiyon’da yazabilmem, öncelikle ekranlardan tanınıyor olmam vesilesiyledir. Elbette bu gerçeği inkâr etmem doğru olmaz ama içimi inciten yönleri de var aynı mesleğin…

Muayyen aralıklarla, çekim aralarında dile getirilir, ‘Yapılan bir araştırmaya göre, dünyanın en zor meslekleri arasında birincisi madencilikmiş, ikincisi de sinemaymış, yaa!’ sözleriyle sinema sektöründe çekilen çileler. Bir kere ilk defa sete gelen kişi, sahnelerin nasıl çekildiğini gördükten sonra muhakkak ‘Ayy! Biz bu sahneleri birkaç dakikada izliyoruz. Meğer ne kadar zor şartlarda ve uzun sürede çekiliyormuş. Ayol sizin hiç aklınız yok mu? Böyle defalarca aynı şeyler yapılır mı?’ prototipinde şaşkınlığını açıkça ifade eder. İstisnasız herkes bu tepkiyi verir…

Dışarıdan bakan bir gözün, bizim için uygun gördüğü ‘akıl noksanlığı’ teşhisine rağmen biz, dur durak demeden sahneleri devirmeye devam ederiz. Yönetmen koltuğunun kenarına iliştirilen ‘günlük iş programında’ sıralanan sahne numaraları üzerine o sahnenin bittiğine dair atılan her çizik, reji asistanının gözlerinde ışıltı yayar. Hepimiz senaryoda çekilmesi planlanan sayfa sayısı azaldığı için seviniriz. Yönetmene çaktırmadan aramızda ‘Acaba kaçta evde oluruz?’ hesabı yaparız... Ertesi gün ise bir gün öncesinde yaşananları unutur, sil baştan aynı mazoşizmi yaşarız. İşte büyülenmek, basiret bağlılığı ile ilgili söylemek istediğim bu; bizler sinemasız yapamayız. Üstüne üstlük o bize eziyet ettikçe daha da fazlasına talip olur, durmadan çabalarız…

Bu yazı toplam 1121 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim