• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C

Çocuklarda İştahsızlığın Nedenleri

Çocuklarda İştahsızlığın Nedenleri
Moral Dergisinde, Psikolog Berrin Göncü Işıkoğlu Anne ile çocuk arasında ki yemek sorunları, Hamilelikte beslenme tarzı ve 10 adımda iştahsız çocuğa müdahale planı hakkında bilgiler verdi.

Psikolog Berrin Göncü Işıkoğlu / MORAL DERGİSİ.COM


Kazananın olmadığı mücadele: Yemek savaşları

Anne ile çocuk arasında bitmeyen bir mücadeledir yemek savaşları. Gerilim, itiraz ve bağrışmalar… Kazananın olmadığı bir savaştır yemek savaşları! Oysa yemek saatlerini savaştan ziyade bir ziyafete dönüştürmek elinizde! Bunun için yapmanız gerekenler basit şeyler aslında. İşte yemek savaşlarını ziyafete dönüştürecek 10 pratik yol…

 “-Aç ağzını diyorum. Bak sinirlenmeye başlıyorum.

-Hayır, açmayacağım işte…

-Şimdi ben sana gösteririm ağız nasıl açılırmış!” diye devam eden bir diyalog tanıdık geliyor mu sizlere? Bir elinizde kaşık, bir elinizde yemek tabağıyla koştururken, kayınvalidenizin anlattıkları yankılanır kulağınızda: “Geçenlerde bizim Ayşe’yi gördüm. Ne de güzel bakıyor bebeğine. Topaç gibi yavrucak maşallah!”

Bu düşünceler eşliğinde, suçluluk hisleriyle başlar yemek saatleri. Gerilim, itiraz ve bağrışmalar… Diğer bir deyişle kazananın olmadığı bir savaştır yemek savaşları!

Doğumundan itibaren zor yiyen, iştahsız ve de zayıf bir çocuğun annesi olarak bunları tahmin etmek hiç de zor değil doğrusu… Hani “Yaşayan bilir” derler ya. İşte onun gibi bir şey. Nasreddin Hoca’nın hikâyesini bilirsiniz. Bir gün damdan düşen hoca, doktor çağırmak isteyen komşularını engeller. “Hâlimi ancak damdan düşen biri anlar” diyerek damdan düşen birisini ister yanına.

İşte, ben de hemen yanı başınıza geldim. Hem de damdan düşen biri olarak… Sizlere klasik bir psikolog öğüdü olan “Yemezse aç bırakın. Nasıl olsa diğer öğünde yiyecektir” demeyeceğim. Bir müdahale planı geliştirmeden önce ilk olarak sizin ve çocuğunuzun durumunu fizyolojik ve psikolojik anlamda tahlil etmemiz gerekli. Hem de hamilelikten başlayarak!

Hamilelikte beslenme tarzı

Araştırmalar “Hamilelik ve emzirme sırasında beslenme tarzınız belirleyici” diyor. Anne karnındaki bebek metabolizması, annenin beslenme durumuna uyum sağlayarak farklı besinlere nasıl tepkiler vereceğini yani damak tadını belirler. Dolayısıyla hamileyken tükettiğiniz besinler beslenmeyle ilgili muhtemel sorunlara zemin hazırlamaktadır.

Pediatrics dergisinde yayımlanan bir habere göre, Philadelphia'daki Monell Kimyasal Duyular Merkezi'ndeki yapılan bir deneyde havuçla beslenen hamilelerin çocuklarının havucu daha kolay yediği, taze şeftali yedirilen anne adaylarının çocuklarının, yemeklerinin içine şeftali koyulduğunda tepki göstermedikleri görüldü.

Bir başka deney de bebeklerini emzirmekte olan yeni doğum yapmış anneler üzerinde yapıldı. Taze fasulye yedirilen annelerin emzirdiği bebekler, önceden sebzeyi reddederken, deneyden sonra bu tadı kabul etmeye başladı.

Özgürlük mücadelesi

Çocuklar bağımsızlıklarını ilan ettikleri 1 yaşından sonra normal gelişimin bir parçası olarak bazı besinleri seçmeye ve reddetmeye başlarlar. İştahları ve yedikleri miktarlar belirgin olarak azalır. Çünkü büyüme hızı yavaşlar. Zamanla tercihleri de şekillenmeye başlar. Sınırlarını anlamak için sizin sınırlarınızı test etmeye başlar. Uzun süre oturmak istemez. Bazen yemeği dakikalarca ağzında bekletir. Yemeği kim yedirecek tartışması da tam bu sırada başlar.

Genetik yapı

Ailenizde benzer iştahsız ve beslenme sorunları yaşayan kişiler var mı? Bu önemli bir soru. Çünkü işin bir de genetik boyutu var. İştahsız ya da obezite yaşayan insanlarla yapılan bilimsel araştırmalar bu sorunlarda genlerin önemli bir rol oynadığını göstermektedir

Örneğin bebeklerin doğduklarında vücutlarında bulunan yağ oranı, çocukluk ve yetişkinlik dönemlerindeki kilolarını etkilemektedir. Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmada 448 kadının gebelik öncesi ve sonrasındaki verileri incelendi. Kadınların kiloları, boyları ve vücutlarındaki yağ oranlarına bakıldı. Doğumdan sonra da bebeklerinin kiloları ve yağ oranları incelendi. Vücutlarındaki yağ stoğu yüksek olan annelerin bebeklerindeki yağ oranının da yüksek olduğu saptandı. Yani yağ oranı yüksek olan annelerin bebekleri daha şişman!

Annenin ruh hali

Duygusal yeterliliğe sahip misiniz? Sorunlarına rağmen kendinizle barışık ve huzurlu musunuz? Depresif, kaygılı, mutsuz ve sürekli stresli iseniz haliyle doğru duygu ve davranışlar sergilemeniz de zor! Zaten yapılan bir araştırma da annenin strese bağlı somatik yakınmalarının fazlalığı ve duygu durumu ile okul öncesi çocukların yaşa göre beslenmeleri ve büyüme dereceleri arasında ilişki olduğunu göstermekte. (Engle P.L., Ricciuti H. N., (1995) Psychosocial Aspects of Care and Nutrition. Food and Nutrition Bulletin, 16:356-77)

Bu ruh haliyle, yeme süresini ya gereğinden fazla uzatır ya da kısa tutarsınız. Duygular bulaşıcıdır.  Çocuklar davranışlarımızdan çok duygularımızı refererans olarak alır. Aynaya bakın. Ya da mümkünse yemek esnasında kamera kaydınızı yapın ve kendinizi izleyin. Neler görüyorsunuz? Lütfen, görmek ve izlemek istediğiniz gibi davranmaya çalışın.

Duygusal sorunlar

Aile içi huzursuzluk ve gerginlikler çocuğun duygusal sorunlar yaşamasına yol açar. Çocuğun tek başına çözümleyemediği ruhsal çatışmalar iştah konusunda belirleyici olabilir. Özellikle de çocuğunuzun duygusal ve hassas yapısı varsa bilinçaltına yerleşmiş üzüntü, öfke, endişe, kıskançlık gibi olumsuz duygular zamanla çocuğu esir alır. İştahını ve uykusunu etkiler.

Çocuk mu siz mi?

Çocuğunuz gerçekten iştahsız mı yoksa sizin istediğiniz kadar mı yemiyor? Bu noktada ilgilenmemiz gereken çocuğunuz değil sizsiniz! Bu yaklaşımınızın altında yatan sebepleri ve hatalı düşünce kalıplarını bulup değiştirmeniz gerekli. Aksi takdirde çocuğunuz ihtiyacı kadar yediği halde, sizin yersiz zorlamalarınız, zıtlaşma sonucu yaptığınız olumsuz eleştirileriniz çocuğunuzun bazı psikolojik sorunlar yaşamasına yol açabilir. Her şeyden önce şu genel geçer kaideyi sürekli zihninizde tutun “Doldururken boşaltmayın” Yani fiziksel anlamda doyururken duygusal anlamda açlığa yol açmayın. Yoksa Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz.

Boy ve kilo faktörü

Çocuğunuzun boyu ve kilosu normal sınırların çok altında ise büyüme ve gelişme geriliğinin olup olmadığı ya da kansızlık, bağırsak paraziti, besin alerjisi, kardiyak, solunum yetmezliği gibi sorun ihtimalleri göz ardı edilmemelidir. Bu durumlarda çocuk kilo kaybeder. Neredeyse hiçbir şey yemek istemez.

Kilosu sınırda ya da biraz altında ise, beslenme sorunlarına ilaveten sağlık sorunları da yaşıyorsa ve işin genetik bir tarafı da varsa gerçek anlamda iştahsız bir çocuğa sahip olduğunuzu söyleyebiliriz. Yeme isteği olmayan bir çocuğu beslemeye çabalayan bir anneye sadece “Masaya oturtun, oyunla yedirmeyin. Yemezse sofrayı kaldırın” demiyorum. Çocuğu ve anneyi tam olarak tanımadan, ebeveyne böyle dediğinizde anne bu kurala ancak birkaç gün uyabiliyor. Çünkü annelik içgüdüsünün söyledikleri ile ona söylenenler uyuşmuyor.

Bir davranışı etkili kılan kişinin yapısına ve mantığına uygun, kendi içinde tutarlı ve sürdürülebilir olmasıdır.  Kararlılığınızı katı bir yaklaşım sergilemeden, zaman zaman esnetilebilen yemek kuralları ile sürdürürseniz iştahsız çocuğunuzla iletişiminiz de bozulmayacaktır.

İştahsız çocuğunuzu anlamaya çalışın, gayret edin. Kendinizi onun yerine koyun. Koyamıyorsanız yani siz iştahlı biriyseniz; mesela ağır gribal bir hastalık geçirdiğiniz zamanı hatırlayın. Aç olduğunuz halde canınızın bir şey yemek istemediği halinizi, gözünüzün önüne getirin. İşte bu, çocuğunuzun mevcut hâli! Sabırlı ve anlayışlı olun. Anladığınızı da ona sözcüklerle ve beden dilinizle ifade edip gösterin. Bu ne işe mi yarar? Yeme savaşında karşılıklı ayrı saflarda değil, aynı safta yer almanızı sağlar. Yani güç birliği!

10 ADIMDA İŞTAHSIZ BİR ÇOCUĞA MÜDAHELE PLANI

1. Bir yaşından itibaren kendi başına yeme girişimlerine müsaade edin.

Bu özerklik duygusunun gelişimi açısından gereklidir. Ev düzeninizi buna göre ayarlayın. Gereksiz titizlikten kaçının.  Muhtemelen döke saça yiyeceği için üstü kirlenecektir. Hazırlıklı olun. Leke olunca üzülmeyeceğiniz giysiler giydirin. Bırakın, yemekten keyif alsın.

2. Bol seçenek sunun.

Birlikte alışverişe ve pazara gidin. Yemeğini beraber planlayın “Pırasa mı pişirelim, ıspanak mı?” gibi alternatifler sunun. Çocuğunuz karar versin. Onu yemek ve sofra hazırlama sürecine dâhil edin. Bazen servisi ona yaptırabilirsiniz. (“Makarnanı ben mi koyayım sen mi koymak istersin?”) Renkli tabaklar ve bardaklar alıp tercihini sorabilirsiniz. “Fasulye yer misin?” sorusunu “Fasulyeni pembe tabakta mı mavi tabakta mı yersin?”sorusuna dönüştürün. Yiyeceklerin sunumunda renk, koku ve görünümüne özen gösterin. İştahsız bir çocukta besin miktarını artıramayacağınıza göre içeriği zengin enerjik yiyecekleri tercih edin. Yani kalorisi yüksek, hacmi düşük besinler!

3. Yemek saatleriniz düzenli, huzurlu ve eğlenceli olsun.

Geç kalkıp geç kahvaltı yapan bir çocuk için öğle yemeği sorun olacaktır. Dolayısıyla uyku saatlerini iyi ayarlamamız gerekli. Yeme süresi ise yarım saati, en fazla 45 dakikayı geçmemeli. Ve tabi ki huzur içinde. Bilinçaltının olumlu duygularla kaydedilen davranışları tekrar etme eğilimi vardır. Ailece yemek saatlerinin hoş, keyifli paylaşımların olduğu zaman dilimleri olması için uğraşın.

4. Ara öğünlerin miktarına ve saatine dikkat edin.

Bilhassa yemekten 1 saat önce sıvı tüketimini azaltın. Biberondan bardağa hızlı geçerseniz bunu uygulamak kolaylaşır. Fazla süt tüketimi de kansızlığa yol açarak iştahını etkilemektedir. Günlük 500 ml süt okul öncesi çocuk için yeterlidir.

5. Örnek olun. Katkı maddeli yiyeceklerden uzak durun.

Bunu ailece yaşam felsefeniz haline getirin. İngiltere’de Oxford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma abur cuburun beslenmeyi olumsuz etkilemesinin yanı sıra çocukların öğrenme zorluğuna ve davranış sorunları yaşamasına yol açtığını da ortaya koydu. Bu gerçekten hareketle sadece öğün aralarında değil, yemekten sonra da ödül olarak tatlı şekerleme çikolata vermeyin. Hatta ödül veya ceza olarak yiyecekleri kullanmayın.

6. E3N+ÇN kuralını uygulayın.

Yani, Ebeveyn Ne, Nerede, Ne zaman’ı belirler. Ne kadar sorusunu ise Çocuk karar verir. Anneler bazen çocuğun mide kapasitesini göz ardı edebiliyor. Bu kuralı uygularken çocuğun mide kapasitesini göz ardı etmeyerek, öğünlerden sonra miktarla ilgili “Az yedin” şeklinde yorum yapmayın.

7. Acıkmadan yedirmeyin.

Beslenmesini içsel uyaranlara (açlık-tokluk) göre ayarlayın. Dışsal müdahalelerle değil. Yemek öncesi enerji harcayacağı etkinlikler belirleyin. Kovalamaca, top oynamak, açık havada yürüyüş yapmak, parka gitmek ve bisiklete binmek gibi.

8. Çocuğu dış uyaranların etkisinden kurtarın ki sadece yemeğe odaklanabilsin.

Vücut fonksiyonlarını parasempatik sistem (iradedışı sinir sistemi) düzenler. Dolayısıyla sakin bir ortamda yemek yedirmeniz gerekir. Reklamlarla, müzik kanallarını izleyerek yedirmek ruhsal gelişimini olumsuz etkilemektedir. Yemek esnasında çevre uyaranlarını en aza indirin. Bebek aşırı uyaranla karşılaşırsa, bedensel uyaranları yani açlık duygusunu hissedemez.

9. Yemek esnasında uygunsuz bir davranışı olursa mola verin.

Üzerine düşmeyin. Pazarlık yapmayın. Amacı ilgi çekmek olabilir. İlgisizmiş gibi davranın. Aksi takdirde ilgi çektiğini fark ettiği anda isteklerinin yerine getirilmesi için eline bir silah vermiş olursunuz. Bir besini ısrarla reddediyorsa bir dönem o yiyeceğe ara verin, sonra deneyin. Aşırı ısrarcı, tehditkâr davranmayın. Tüm çabalara rağmen yemiyorsa, arada yiyecek vermeden bir sonraki öğünü bekleyin. Fiziksel ve duygusal istismara neden olabilecek tavırlardan uzak durun

10. Anaokuluna başlayabilir.

Çocuklar taklit ederek öğrenir. Kalabalık bir aileniz varsa bunun çocuğunuza sağlayacağı avantajdan istifade edin. Çekirdek aile iseniz anaokuluna başlaması faydalı olur. Diğer çocukları izleyerek yeni yeme davranışları geliştirir. Sizinle yemediği pek çok şeyi grup ortamında yemeye başlayacaktır.  

Bu haber toplam 1629 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim