• BIST 89.282
  • Altın 145,496
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 14 °C

Çocuklarda Beslenme Sorunları

Psk. Ayla Kahraman

Anne babalar açısından, çocukluk çağının önemli sorunlarından biri de beslenmede karşılaşılan sıkıntılardır.
Özellikle okul öncesi çağa denk gelen iştahsızlık, yemek seçme, yememek için inatlaşma gibi sorunlar; pek çabuk evin baş meseleleri arasına yerleşir ve ev halkı için bir zulüm kaynağı olmaya başlar. Bir lokma yesin diye peşinde dolaşmalar, tatlı vaatlerde bulunup ikna etmeye çalışmalar, sabrın taşması ile verilen cezalar; anında bir dönüşüme uğrayarak; çocuğun silahları haline gelir.

Yemeğe karşı direnç geliştirmeye başlayan çocuk, kısa yoldan inatlaşmayı öğrenecektir. Aile üyeleri arasındaki gerilimi artıran bu durum aynı zamanda çocuğun yakınları ile kuracağı iletişimin duygusal doyumunu engeller. Düşünün ki, yemek odaklı bir evde, esas mesele çocuğunuzun neyi, nasıl, ne zaman yediğidir. Mutluluk verici kaynakların iyice daraldığı bu durumda, çocuğu hayata hazırlayan detayların gözden kaçması kaçınılmazdır.

Yemek sanki yaşamın esas amacıymış gibi bir role büründüğünde, kısa süre içinde gerçekten de öyle olur. Okul öncesi dönemde, yemesi için peşinde koştuğunuz çocuğunuz, büyüdükçe yemek konusunda yeni direnç noktaları oluşturur. Aç kalmak ile ihtiyacın üstünde tüketmek gibi aşırı uçlara yönelebilir. Yemek; bir zevk alanı haline gelebilir mesela. Zevk aldıklarımız, doyumsuz alanlarımız olduğundan; bu psikolojik doyum arayışı, süratle bağımlı davranışsal ifadelere dönüşebilir.  Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de obezite ve yanlış ya da aşırı beslenmeye dayalı sağlık sorunlarında ciddi bir artış vardır. Bununla beraber, beden imajının önemli olduğu ergenlik gibi gelişim dönemlerinde, kilo alma korkularını temel alan ve çarpık düşüncelere dayanan beslenme sorunları da yaşanabilir. Anoreksiya nevroza, bulimia nevroza gibi yeme bozukluklarının özellikle gençler üzerindeki tahribatına artık yabancı değiliz. 

Sağlıklı beslenme ya da mükemmel beden ölçülerinin çok konuşulduğu evlerde yeme bozukluklarının görülme olasılığı yüksektir. Çocuklarının diyet yapma kararını alkışlayan, zayıflamasını büyük bir başarı olarak kutlayan anne babalar; onları aslında gerçek hayatta karşılığı olmayan bir hayalin peşine yollarlar. Akran çevreleri de bunu destekliyorsa, yaşamsal hedefler değişmek için oldukça uygun bir ortam bulur:“Mükemmel olmak için ince olmalısın. Bak, şuradaki azıcık kilon da giderse her şey yoluna girecek.” Güzel, istenilir ve geçerli ölçülere sahip olduğunda kendine güvenecek ve kendini başarılı, sevilen biri olarak algılayacaktır. Bu; çocuğunuzun beden imajına dayalı bir gerçeklik oluşturduğunu ve bunu benlik değerinin yerine koyduğunu gösteren önemli bir sorundur.  

Yemek kültürünün temeli, çocukluk çağlarında atılır. Disiplinli ve dengeli bir tutum oluşturarak işe başlanır. Yemek hiçbir zaman evin “esas meselesi” olmaz. Çocuğun istek ve tercihlerine duyarlı, saygılı yaklaşarak ve onu dinleyerek ama sonuçta çocuk olduğunu unutmayarak doğru adımlar atılmalıdır. En başta anneler; varsa bazı yanlış inançlarından arınmalıdırlar. “Benim çocuğum yemiyor ve zayıf” “Çok yerse, sağlıklı olur” “Faydalı şeylerden çok tüketirse her şey yoluna girer” gibi inançlar soruna yönelik yanlış adımlara neden olabilir. Çocuğumuzda gerçekten bir gelişimsel sorun varsa, bunu tespit edecek otorite sadece tıp doktorudur. 

Bunun yanında, çocuk model alır. Ev halkının yeme davranışlarına uygun olarak davranış geliştirir. Sofra adabınızı, neyi yemediğinizi, sevmediğinizi yaşayarak öğrenir. Söylediklerinize değil, yaptıklarınıza uygun davranır. Her şey yolunda görünürken ve sağlık sorunu yokken, iştahsızsa psikolojik etkenler iş başında olabilir. Çocukluk depresyonu, anne baba arasındaki geçimsizlik, anne çocuk ilişkisindeki aksaklık, annenin soruna yaklaşma biçimi gibi pek çok faktör bu sorunu tetiklemiş olabilir.

Sonuçta, yeme davranışının ve kültürünün yerine yerleşmesi ile çocuk kendi kendini yönetmede önemli bir adım atmış olur. Bu da öncelikle yuvanın içinde doğru adımları atmakla gerçekleşecektir.

Bu yazı toplam 4122 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim