• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -12 °C

Canım ağrımıyor, acıyor!

Dücane CÜNDİOĞLU

İYİ

İyi'nin sınırlarını "iyi-olmayan" değil, bilâkis 'kötü' belirler. Kötü, yani iyi'nin karşıtı.

İyi nedir? Kötü nedir?

Bu sorulara öyle bir çırpıda, kolay kolay cevap verilemese bile, en azından iyi ile kötü'nün birer ahlâkî terim oldukları kestirilebilir sanırım.

İyi de, kötü de ahlâkla ilgili; ahlâk alanının içinde; daha doğrusu Ahlâk İlmi'nin içinde...

Ahlâk İlmi? Ahlâk İlmi, gerçekte eyleme'nin, eylem'in, davranışın bilgisi. İyi ve kötü eylemleri tanımlamanın bilimi.

Hangi eylem 'iyi' olarak adlandırılmayı hak eder? İyi davranışlar nelerdir meselâ? Ya da kötü davranışlar?

Ahlâk'ın alanı, bu soruların cevabının soruşturulduğu alandır. Ahlâk alanı, yani iyi ile kötü'nün alanı... iyi ve kötü fiillerin alanı...

GÜZEL

Gündelik dilde 'iyi' sözcüğünün yerine 'güzel' sözcüğü de kullanılır. Güzel, gözel'den gelir. Gözel'den, yani hemen bir adım sonra göz'den. Gözel, "göze el veren" demek. Bu yüzden en temelde "görülebilir olan"ın sıfatıdır güzel. Ölçülebilir olanın. Mekân'ın.

Hoş'un anlamdaşı. Güzel ve hoş. Hem güzel, hem hoş mu? Cevabı aradaki 've'nin anlamı tayin eder. VE'nin bağlaç olarak mı, ayraç olarak mı kullanıldığı...

Acaba güzel'i "görülebilir olan"a, hoş'u ise "işitilebilir olan"a tahsis edemez miyiz? Meselâ Nietzsche ısrarla böyle bir ayrımın yapılmasından yanaydı. Bu takdirde bir şarkı, bir ezgi güzel olmaz, ama hoş olur.

Peki kokular? Bir yemeğin kokusu güzel midir, hoş mudur?

Artık estetiğin alanındayız. Yani duyuların. Görmenin, işitmenin, tatmanın... Pek tabii ki bir de duyguların... Duymanın ve duygulanmanın... (İşitme ile duyma arasındaki farkları usulca atlıyoruz.)

İşitmek insanı topluluk haline getirir. İşitmeye hep bir yabancı otorite vurgusu eşlik eder.

— Nereden biliyorsun?

— Duydum.

— Kimden duydun?

— Güvenilir birinden.

'Ben' burada edilgendir. Çünkü sadece yapan, eden, gören değil, sadece duyandır. Duyduğuna inanandır. Güvenendir. Yani sözün ve/veya sözcünün otoritesine inanan ve güvenen.

Görmekse öyle değil. Gördüm dersem, kendimi, bireyselliğimi öne çıkarmış olurum.

Ben gördüm. Gören benim. Gördüğüme mi inanayım, sana mı?

Gören hep kendisine inanacaktır, işitenin aksine, aslâ başkasına değil.

Güzel, görme'nin alanı dışına çıktı halkın dilinde; hoş'la birleşti. Tıpkı 'tatlı' gibi.

Tatlı, esasen 'şekerli' demek değildir. Acı da, ekşi de bir tattır çünkü. (Basitçe: anlam daralması.)

Güzel, hoş, tatlı, nefis, enfes, ve hatta 'iyi' yemekler...

Güzel'i tanımlamak (alanını sınırlamak) için 'çirkin' kavramına da başvurmak zorundayız; dikkat, "güzel olmayan" kavramına değil.

Güzel ve çirkin, modern Batı'nın elinde Estetik yargılara hapsoldu. Metafizik derinliği yok olmadı. Tamıtamına Yok edildi. Öyle ya, güzel denince, bir düşünün bakalım, zihninizde neler canlanıyor? Güzel, ve bir de çirkin denince?

DOĞRU

İyi Etik'in, güzel Estetik'in soruşturma alanında. Doğru ise Mantık'ın. Aklın alanının.

Karşıtı 'yanlış'. Doğru-yanlış. Var-yok.

Gündelik dil, 'iyi' dediğine, 'güzel' de dedi, 'doğru' da. Aralarındaki nüans-fark-ayrımlarını (!) görmezlikten geldi. Halkın diliydi. Gazetenin diliydi. Bilmenin değil, bildirmenin diliydi. Hızlıydı. Etkiliydi. Hepsi bu kadar!

Gündelik dilde iyi-güzel-doğru davranışlardan söz edildiği gibi, kötü-çirkin-yanlış davranışlardan da söz edildi. Sapla saman karıştı.

Cumhuriyet'in 'gündelik' olmayan bir dili olmadı, oluşmadı. Başka bir deyişle, Cumhuriyet dönemi Türkçesinde 'gündelik' olmayan bir yön çık(a)madı, geliş(e)medi. Bu Türkçe, görenlerin değil, bilâkis sonradan görenlerin, Batı'da görenlerin, Batı'dan görenlerin dili hâlini alıverdi. Sonradan görmelerin dili. Yapay bir dil. Bardak suyunda yaşam savaşı veren bitki köküne benzer bir dil. Su bitkisi.

YARARLI

İyinin, güzelin, doğrunun konuşulmadığı bir dünyadayız. Geçmişi, öncesi olmayan bir dünyada. Hepsinin de yerini 'yarar' almış; 'yararlı' almış. Yararlıysa iyi, güzel ve doğru. Yararlıysa. Sadece yararlıysa.

Kısacası öğretmenlerin yerini imamlar almış. Çünkü imamlara ihtiyaç kalmamış.

Bu yazı toplam 1651 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim