• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 14 °C

Büyüme ve Bedensel Değişimin Etkileri

Büyüme ve Bedensel Değişimin Etkileri
Büyüme Ve Beden Değişikliklerinin Davranış Ve Tutumlar Üzerinde bir çok etkisi var. Hepimizin hayatında sıklıkla karşılaşılan 15 değişim belirtisi...

Sibel TAHTALI & Sevgi SEZER


1-Yalnızlık İsteği: Bebeklikten beri diğer insanlarla birlikte olmaktan hoşlanan ve çocukluğun ileri yaşlarında bu isteği en üst düzeye ulaşan çocuk erinliğe girerken bazen bir hafta içinde arkadaşları ile küser, kopar, gruptan ayrılır ve yalnız kalmak ister. Evin etkinliklerine de karışmak istemez.

2-Çalışma İsteksizliği: Çalışmada ve oyunda çabucak yorulur. Gerek okulda gerekse evde çok az iş yapar ve çalışır. Okul başarısı düşer. Bu tembellik değildir. Büyüme bütün enerjiyi çekmekte ,başka alanlara enerji kullanımı azalmaktadır. Bu dönemde çocuk tembellik yapmakla suçlanır ve baskı yapılırsa durum daha kötüye gidecek , terslik ve direnmeler baş gösterecektir. Bu da çocuğu ondan bekleneni büsbütün veremez duruma sokacaktır.

3-Ahenksizlikler: Hızlı büyüme ile hareketlerde ve dengede bir ahenksizlik belirir. Ağırlaşma ve sakarlıklar başlar. Fiziksel büyümenin yavaşlamasıyla beden oranlarına uyum artar ve ahenksizlik azalır. Çok hızlı büyümede bu durum çok açıkça görülür. Fakat çocukta kaslar iyi gelişmişse ve bedenine hakimse bu durum pek az görülür.

4-Can sıkıntısı: Zevk aldığı oyunlardan ve görevlerden bıkmış ve toplumsal eylemlerden kendini çekmiştir. Sıkıntısını açıkça belirtir, etkinliklere katılmaz, oyunları “aptalca” ve “çocukça” bulur. Bu durum ilerlerse “ bana ne” ya da “beni kimse sevmez” tutumu çocukta belirgin bir hal alır.

5-Huzursuzluk: Sürekli değişen ilgiler  ve büyüyen beden huzursuzluk  nedenidir. Çocuk uzun süre bir yerde oturamaz, fiziki gerginlik onu sürekli olarak bir yerde dolaşmaya iter.Gerginliği kontrol edemeyen çocuk huzursuzca dolaşıp duracaktır.

6-Toplumsal Zıtlık: Erinlikteki çocuk çevredekilerin etkinliklerine katılmamakla kalmaz,her an kavga ve saldırıya hazır bir durumda  onların neşe ve huzurlarını engellenmeye çalışır.Evde kardeşleriyle  ve anasıyla çekişme ve itişme halindedir. Onları kınar, alay eder, beğenmez, onlara zıt gider ve tartışmaya hazırdır. Evde kavga ve huzursuzluk merkezi gibidir.Evin dışında da her kavgaya ve dargınlıklara hazırdır. Gruptan ve en iyi arkadaşlarından kopmalar bu yüzden olmaktadır.Yaşı ilerledikçe bu zıtlık ve öfkenin yerini daha olgun bir toplumsal davranış yer alır. Daha arkadaşa ve daha hoşgörülü davranır, daha çok işbirliği yapmaya eğilim kazanır.

7-Otoriteye karşı direniş:  Kız ve erkek çocuklarında ana babalarıyla olan çatışmaları    13 yaşlarında en üst noktaya erişmektedir. Anneler çocuklarıyla daha uzun bir süre beraber olduklarından ve onların işlerine daha çok karıştıklarından onlara karşı direniş daha çok olmaktadır. Çocuk, karşı gelemediği ya da direnemediği zaman küskün, somurtkan bir tutuma girer ve söz dinlememekle göreceği cezadan kendini çekmeye çalışır. Otoriteye karşı direnişler bu yaştakilerde bir çok davranış bozukluğuna yol açar, ancak bunlar çok önemli davranış bozukluğu değildir. Olay yaratmak, insanları kızdırmak, yersiz ıslık çalmak, dikkatsizlik, kabalık, sabırsızlık, dalgınlık, aldırmazlık, inatçılık, kafa tutma, şüphecilik, karşı cinsten insanlardan kaçmak bu kötü davranışlardandır. Bu davranışlar çocuk suçluluğuna girebilecek olaylara son bulmaz. Cinsel olgunluğa girildikten sonra yavaş yavaş kaybolur.

8-Karşı cinse yönelmiş zıtlık: İki cins arasında açık bir düşmanlık belirtisi davranışlarda yer almaya başlar. Kızlardaki zıtlık erkeklerden daha büyüktür. Çünkü kızların ay halleri fiziki olarak onları epeyce sarsarken, erkek çocukların cinsel olgunluğa girmeleri onları pek sarsmamaktadır. Çocuklukta birbirlerine aldırmaz davranışlar sergilerken bu dönemde zıt davranışlara girerler. Kızlar, erkeklere karşı nefret ve açıkça küçük düşürücü davranışlar yer alırken eleştiri ve saldırılarını yaş farkı gözetmeden bütün erkeklere yöneltirler. Çocukluktaki kibar ve yumuşak davranışlar kaybolmuştur.

9-Duygululuğun artması: Karamsarlık, asık suratlılık, ufacık bir nedenle ağlamalar bu dönemin duygululuğu sonucu olmaktadır. Hiçbir şeyden hoşnut olmamak, her söyleneni kendine yöneltilmiş bir eleştiri gibi almak ve alınmak  bu dönemin davranış özellikleridir. Bu çabuk sinirlenme halleriyle en çok kendi kardeşleriyle onlarca "şımarık ufaklıklar" olurken , kendilerinden büyükleri de kıskanırlar. Erkekler kızlara göre daha sinirlidir.

Erinlik, üzüntüler ve hayali korkular dönemidir. Erkekler toplumsal ve kişisel kaygılar içinde yüzerken, kızlar aileleri, evleri ve okul ödevleri için kaygılıdırlar.

Çocuktaki bu değişimler onun yüzüne söylenir, bu da onu ayrıca huzursuzluğa ve kimse tarafından sevilmiyor inancına götürür. Kızlar bu durumda ağlama nöbetlerine girerken, erkekler büyük suskunluklara girer ve kavga çıkarırlar. Cinsel olgunluğun tamamlanmasıyla bu durum kaybolur. Çocuk daha sakin ve daha işbirliği yapabilir duruma gelir.

10-Kendine güvensizlik: Çocukluktakinin tam tersine kendisi ve toplumsal ilişkiler üzerine ümitsiz, güvensiz hale gelir. Kendisinden beklenenleri yapamayacağına inanır. Kendisi ile ilgili bu yersiz ve olumsuz algı onu suça bile itebilir. Bu kendine güven eksikliği kısmen fiziksel direncin azalmasından , kısmen de çocuğun üzerindeki toplumsal baskıdan ve eleştirilerden kaynaklanır. Ondan genellikle yapabileceğinden fazlası istenir. Bu dönemde kazanılmış olan güvensizlik bazen bütün ergenlik boyunca genç ergenin yakasını bırakmaz. Çocukluğunun son döneminde başarılı olan çocuklardan beklentiler de büyük olduğundan onlar bu durumu daha yoğun yaşarlar. Aslında güvensiz ve sıkılgan bir çocuktan bu dönemde de fazla bir şey istenmez.

11-Cinsiyetle fazla uğraşma: Cinsiyet organlarındaki büyüme ve bu büyümenin duygusal etkileri çocuğun ilgisini bu bölgelere çeker. Üremeden çok cinsel yaşamla ilgilenir. Bu çocuğun hayallerini kaplar. Akranları ile vücudunu kıyaslayarak, büyükleri gözleyerek, araştırarak kendi için sır olan cinsel yaşamı çözmeye çalışır. Mastürbasyon erkeklerde 13-14, kızlarda 12-13 yaşlarında tepe noktasına ulaşır. Fiziksel olgunluğa erişince bu davranışlar yerini karşı cinsle olan ilişkilere bırakır.

12-Aşırı çekingenlik: Bu dönemde çocuk doktor önünde bile soyunmak istemez. Odasına kimsenin girmesini istemez. Değişen vücuduyla kimsenin kendisini görmesini istemez.Bu belki de beğenilmeme korkusundandır.

13-Gündüz rüyaları: Çocuk, zamanın büyük bir kısmını hayal kurarak geçirir. Kendini haksızlığa uğramış, ihanete kurban gitmiş kimse olarak hayal eder. Bu üzücü hayaller onun için de dayanılmazdır. Bu hayalleri genellikle vurup kırmalar, devirmeler izler. Çocuk fakirleştikçe ve yoksulluklar içinde yaşadıkça bu hayaller artar. Bazen de bu hayaller sayesinde amacına ulaşır ve rahatlar.

14- Hayali Seyirci: Fiziksel değişmelere bağlı olarak ergen kendisine yönelir. Herkesin ilgi odağı olduğuna inanır ve gerçekte var olmayan bu ilgiye göre davranır. Saplantılı bir biçimde çevresindeki insanların kendisinin dış görünüşü, davranış ve duyguları ile fazlasıyla ilgilendiklerini düşünür. Bu nedenle kendini toplumdan soyutlama, kalabalıkta huzursuz olma, konuşurken terleme ve yüzün kızarması, huzursuzluk, tedirginlik hayali seyirciden utanma duygusunun yaşattıklarıdır. Hissettiklerini yarattığı hayali seyircinin de aynen yaşadığına inanır ve tepkileri de abartılıdır. Hiç kimse onun kadar yalnız değildir, kimse onun kadar dışlanmamıştır, kimse onun kadar sevmemiştir. Ona ait duygular ilk ve tektir. Çevresinde bulunan insanların özellikle de yetişkinlerin kendisini anlamadığını düşünür. Bunun sonucunda da tepkilere direnme, inat etme, gürültücü olma, abartılı giyinme davranışları sergiler.

15- Kişisel Efsane: Duygularının çok özel olduğuna inanan ergen, ölümle de karşılaşmayacağına inanır. Kendisine özel bir destek ve rehberlik beklediği çok özel kişisel bir tanrı ilişkisi oluşturur.

Büyümenin ve beden değişiminin davranış ve tutumlar üzerindeki etkileri bazı faktörlere göre değişir:

- Kızlar bu dönemi erkeklerden daha zor geçirirler. Bunun nedeni ise erkeklerden daha önce bu döneme girmeleri ve toplumsal kısıtlamalara boyun eğmeleridir. Erkeklerde bu uyumu sağlamada daha fazla serbesti vardır.
- Çocukların iletişim kurma yetenekleri de bu dönemin davranış değişiklikleri üzerinde farklılık yaratır. İyi iletişim korku ve bunalımlarla daha kolay baş edebilmeyi sağlarken doğal olarak diğer insanlarla daha iyi geçinir ve ters tutumlara girmeyi de engeller.
- Çocuğun olgunluk derecesiyle ondan beklenen toplumsal tutumlar arasında orantısızlık büyüdükçe davranışlardaki sorunlar da artar. Erken olgunlaşma güven duygusunu artırır. Bu da toplumsal ilişkilerde sorunların çözümünde olumlu etki yaratır.
 
Cinsel olgunlaşma sürecinin davranış üzerindeki etkileri geçicidir. Çocuk rahatladığında çocukluğundaki davranışlarının belirgin özelliklerine döner. Toplumsal baskı toplumsal ilişkilere dönmeye zorlar. Erinlikte yavaş olgunlaşanlar, erken ve geç olgunlaşanlarda (normalden sapma) davranış bozukluğunun sürüp gittiği görülmüştür.Yavaş olgunlaşanlarda olgunlaşma süreci uzadıkça gündüz rüyaları, aşırı eleştirel tutum, çabuk çatışmaya giren davranış şekli ve huzursuzluk nedeniyle bir işe ve göreve yoğun bir biçimde sarılmamak gibi huylar yerleşip kalabilir. Toplumsal kabulün önemi büyüdükçe çocukta bu huylardan kurtulmak için çaba gösterir ve kurtulabilir.

 Erken olgunlaşan erkek çocukların spor ve diğer etkinliklerdeki başarıları genellikle yaşam boyunca devam etmektedir. Mesleklerinde de başarılı ve parlak olabilirler. Aksine gecikmiş erinlik yaşayanlarda çocuksu davranış göstermeleri nedeniyle toplumsal faaliyetlerin az olması, iş başarısında düşüklük, lider olamama gibi sonuçlar gözlenmektedir. Erken gelişen kızlarda yaşamın daha ileriki dönemlerinde de başkalarını etki altına alma ve herkese baskı uygulama davranışı gözlemlenebilir. Geç gelişen kızlarda erkeklerin aksine kişisel ve toplumsal uyum daha iyidir ve bu yetişkinlikte de devam eder. Ancak bu durum geç gelişen cinsel yönleri bir sorun çıkartmadığı sürece geçerlidir.

Bu haber toplam 1273 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim