• BIST 90.122
  • Altın 145,975
  • Dolar 3,6213
  • Euro 3,9326
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 3 °C

Bir Söylem Olarak Tarih ve Revizyonist Tarihçiler

Servet Kızılay

 

Fransız düşünür Jacques Derrida eseri "Marx'ın Hayaletleri" ni yayımladıktan kısa bir süre sonra birden bire o zamana kadar "bilinmeyen yönleriyle" hatırlanıverdi. Onun yapısal söküme uğrattığı dilsel göstergeleri (kuramı), bundan böyle bir şeylerin sökümüne değil oluşumuna hizmet eden bir kuram olarak değerlendirildi. Artık söktüğüne inanılan şeyler, resmi söylemi bağlayan ve bu söylemin düzenini gizliden gizliye inşa eden şeylerdi. Bu sebeble "Holocaust filozofu" olarak anıldı fakat bu eleştiriler, resmi söylemin kuruluşu hakkında karanlığı dağıtmaya yetmediğinden dolayı çok geçmeden unutuldu. Yani tüm bu eleştiriler, resmi söylemin nedenine ilişkin sağlıklı tartışma zemini oluşturamadı. Öte yandan oluşturamazdı çünkü resmi söylemin ve kabullerin dışında kalıyordu. Fikri hayattaki resmi söylemin gösterdiği temel karakterlerden biri; sadece hangi fikirlerin doğru kabul edilmesi gerektiği değil, aynı zamanda o "geçerli doğruların" kimler tarafından va’az edilmesi gerektiğidir. Bunların dışında şu da açıklığa kavuşturulmalı: Resmi söylemin dışında kalan herşeyin zorunlu olarak doğru olmadığı fakat bu unsurun çoğu zaman sağlıklı tartışmayı zorlaştıran  ve birşeyin değişmez niteliklerini (ne ise öyle ele alınmasını) kavramıyı engelleyen mühim bir rol oynadığı da görülmesi gerekir.

Dünya genelindeki resmi söyleme karşı en ciddi eleştiriler ve analizler ‘Tarih’ alanından daha doğrusu Revizyonist tarihçilerden gelmiştir. Şayet biz Tarihin sosyal bilimlerin temeli olduğunu, resmi söyleme hizmet ettiği iddia edilen tezlerin onun vasıtasıyla temin edildiğini, en büyük sosyal ve siyasal ideolojik aygıt olarak kullanıldığını tekrar hatırlarsak revizyonist tarihçilerin ortaya çıkışlarının tesadüf sonuçu oluşmadığını görürüz. Revizyonizm sadece tarihle alakalı bir oluşum değil, siyasal ve bilimsel bir oluşumla da alakalıdır. Tarih alanındaki oluşumunu diğerlerinden ayıran en büyük fark ise; reviyzonist tarihçilerin tarihçi olarak sayılmayıp "Holocaust inkârçıları" olarak nitelendirilmeleridir. Bu isimlendirme bile onların ne kadar büyük bir zorlukla işe başladığını gösterir. Bu isimlendirme hiçbir gerekçeye dayanmıyor muydu? Mesnedden yoksun muydu? Vakıa bu kadar ortada açıkken, onlar neyi inkâr ediyordu? Nasıl - hangi tarihi mesnedlerle bunu yapabiliyorlardı? Bu ve benzeri sorular artırılabilir ve daha değişik tartışmalar açılabilir fakat revizyonistlerin bu sorular karşısındaki temel çıkışı; vakıanın yadsınması (hiçbir varlığı olmadığı) değil bilakis vakıanın hangi söylem etrafında oluşturulmuş olduğu ve vakıanın denetlenebilir bir çerçevede uygunluk şartlarına haiz olup olmadığıdır. Bu çıkış, şayet bu söylemin yapısıyla alakadar olursak ya da onu merak edip dinlersek, herkes gibi bizi de işin içine katar. Bu katılış, ya yakın ya da uzak bir nedene dayanır. Siyasal kavramların varlığıyla meşgul olup da öyle ya da böyle oluşturulmuş olan bu söylemle meşgul olmamak eksikliğe yol açaçağından dolayı bir şekilde buna değinmeyi uygun bulduk.

Revizyonist tarihçiler oldukça bilimsel mesnedler üzerinden hareket ederler - Tarih anlayışlarının gereği olarak da - birazda buna mecburdurlar. Çünkü resmi söyleme karşı öne sürecekleri bilimsel deliller haricinde  başka iknâ araçları (arkalarını yaslayabilecekleri bir iktidar) yoktur fakat her bilimsel mesnede dayanarak oluşturulmuş olan tarih söylemi de -iknâ edebildiği söylenebilse de- hakikat ölçüsü olduğu söylenemez yani bu, hakikat için gerekli fakat yeterli koşulu sağlamaz. Buna karşılık resmi söylem, çoğu zaman bilimsel deliller kullanmaya ihtiyacı duymaz, Çünkü ikna etmeyi ve yönlendirmeyi yeterli sayar. Revisyonist tarihçiler, kendilerini dinlettirmek için diğerlerinden daha fazla gayret göstermek zorundadırlar. Onların bilimsel mesnedlerden hareket etmesinin ne anlama geldiğine değinelim; mesela, 'Holocaust-Auschwitz te ve diğer toplama kamplarında toplam 6 milyon insan yakılarak yok edilmiştir' denildiğinde bu tarihçiler bu işlemler yapılırken a) kaç ton kömür kullanıldığı b) kömürün türü, c) bir insanı yakmakta ne kadar kömür kullanılmak zorunda olunduğu, d) kömürün nerden çıkarıldığı, e) nasıl nakil yapıldığı, f) ne zaman yapıldığı   vb...gibi soruları (çünkü bunlar askeri ve resmi dökümanlarda belgelenmesi gereken şeylerdir aynı zamanda) yöneltirler ve buna benzer binlerce detayın dökümünü yapmaya çalışırlar. Şüphesiz bu tür soruları sorarken yapılanları tasdik anlamında yapmazlar, sadece karşıdan gelen iddiaların temeli bunlara dayandığı için tekrar belgeler ışığında analiz edelerler fakat revizyonist tarihçiler bu ve benzeri soruları yönelttikleri için sanki yapılanları tasdik ediyorlarmış gibi 'ahlâksızlıkla' suçlanmışlardır. Onlara yöneltilmiş eleştirilerin başında 'Nasyonalsosyalist', 'Nazist' 'Antisemitist' vb... kavramsal sınıflamalar gelir. Bu sınıflamanın ne anlama geldiği, siyasal kavramların varlığında rahatlıkla bulabileceğimiz bir şeydir. [ Daha önceki yazılarımızda ‘Siyasal Kavramlar’ hakkında umumî bir çerçevede değerlendirmelerde bulunduk.] Bu, sadece revizyonist tarihçilerle sınırlı değil, bilakis siyasal kavramların genişleme ölçüsüne palalel bir seyir içeren sınıflamadır. Öte yandan revizyonist tarihçilerin bazılarının bulundukları konum, yazılarını-eserlerini yayımladıkları dergiler ya da yayım kuruluşlarının belirli -yukarıda anılan- siyasi yerlere ait olması, resmi söylemin eleştirilerini bu yönde artırmasına imkan tanımıştır. Revizyonist tarihçiler kendilerini halen de –belirli tehlikelerden dolayı- ifade edememektedir. İşin tuhaf tarafı, yeryüzünde başka hiçbir düşüncenin bu kadar dokunulmazlığa sahip olmayışıdır ve kendisini sorgulayacak karşıtı -hangi düşünce ekseninden olursa olsun- her türlü cezalandırmayla tehdit etmesidir. Bunun nedenini bilimsel kıstaslar çerçevesinde aramak, daha doğrusu onun kendi doğasında aramak, bir saçmalık ortaya çıkarır.

Şayet burada revizyonist tarihçileri savunmak gibi bir göreve sahib değilsek, o hâlde onların resmi tarih-söyleme karşı bize neleri gösterebileceğine bakmamız daha uygun olacaktır: Revizyonist tarihçiler resmi söylemi tekrar düşünmemizi sağlayan mühim tarihsel imkanlar sunar (bu açıdan yazının konusu olmuştur) . Gösterilen imkânlardan çıkan bazı resimler; a)elli milyon insanın hayatına mal olan dünya savaşlarında akıllara gelenin sadece "Holocaust-Auschwitz" olmasının, diğer hayatını kaybedenlerin hiçbir şekilde hesaba katılmamasının bilimsel ve normal sayılamayacağı, b) “soykırım”*ın dünyanın diğer bölgelerinde çıkan (farazâ, Afrika gibi) insanlık dramından farklı bir niteliğe doğası gereği sahib olmadığı, ayrıca ve en mühimi resmi tarih söyleminin aksine; ne ‘İmha kampları’nın ne‘soykırım’ın ne de iddia edilen sayısal ifadenin gerçekliğinin varolduğu c) Yahudilerin hakiki anlamda toplama kampına çevirdikleri Filistinde  hem sistematik olarak şimdiye kadar katlettiği insanların sayısal niceliğinin** hangi şekilde olursa olsun hesab dışı kalmış olduğu hem de onların verdiği maddi zararın hiçbir bir etki uyandırmamış olması vb...gibi tarihsel dökümanlar ve  deliller vasıtasıyla gösterilmiş şeylerdir.

Resmi söylemlerin dışında kalan şeylerin zorunlu olarak doğru olduğunu savunmak, 'ateşin yakmasının yanlış olacağı' hükmüne kadar uzanabilecek saçmalığa yol açar. Bunun nedeni, açık ve kesin olan şeylerin kendiliğinden olmayan bir yolla dışarda bırakılmasıdır. Öte yandan konumuzu oluşturan şey içinde Tarih felsefesinin en mühim sorunlarından olan ' Tarihin yorumlanması ve yazımı, onun ideolojiyle olan münasebeti ' vb... sorunlar ortaya çıkmıştır. Bunlar başka yazının konusudur.

Resmi tarih söylemi,  ('Holocaust' gibi) geniş çapta oluşturulmuş söylemden biridir fakat daha küçük çapta oluşturulmuş resmi tarih söylemleri de mevcuttur. Şayet Cumhuriyet İdeolojisinin resmi tezleri de ciddi bir analize tutulsa – peşinen dersek - en temel kabul gören tezleri bile sarsılabilirlikten kurtulamaz. Bunun nedeni Cumhuriyet İdeolojisinin kuruluşunda daha doğrusu Onun anlamında yatar. Sağlamayı yapabilmek için reviyzonist olma şartı, zorunlu bir şart değildir fakat namus ehli tarihçi olma şartı bunun ortaya çıkması için zorunlu bir şart olarak varlığını sürdürür.

........................................................................................................................................

* “Soykırım” kavramı, siyasal kavramların en belirginlerindendir ve Yahudilerden başka hiçbir halkın bu kavramın alanına “girememiş” olması düşündürücüdür (!).

** İnsanları niceliksel varlıklara (istatistiğe) çevirmek, devletin-iktidarın sıkça kullanmayı sevdiği bir söylemdir. Burada rakam kullanılması, meselenin niceliksel bir artış ya da azalışla geçerli bir çözüme kavuşturulamayacağının gösterilmek istenmesinden kaynaklanmıştır. 

Bu yazı toplam 4630 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
İlhan
2007-12-24 11:06:10
Bilgi sahibi oldum.
normalde köşe yazarları genelde polemik konusu olan yazılar ele alıp çoğunlukla öngörüden yoksun demogojikler yaparlar. ancak servet beyin türm yazılarında olduğu gibi bu yazıdada pek bilinmeyen (en azından benim açımdan durum bu) konular hakkında bilgilendirici içerikler bulmaktayım. Okuyuculara önerim sürekli takip edin. dil ağır olsada öğreticidir. ve yeni okumalar için tetikleyici bir üslüp var.
Adem
2007-12-22 02:53:36
Açık ve net tespitler... yakın zamanda izlediğim bir filmde -Amerikan Gangster,Ridley Scott- çok alakasız bir sahnede, çok alakasız bir şekilde, kahramanı,dürüstü,sütten çıkmış ak kaşığı oynayan ağabeyimiz russel crowe'a, bir üst amiri bir hatası sebebiyle "Pis yahudi!" diye çıkışır. kahraman alınır,vesaire. Film amerikada yaşandığı iddia edilen bir hadiseyi, mafya ve polis işbirliğini konu ediniyor. Dikkate değer olansa bu repliğin bu filme niçin konduğu. Hangi akla hizmet ettiği. Günümüzde insanların sinema yoluyla edindiği tarihi bilgileri de pek sorgulamadan aldığını görürüz.Bu bağlamda bakıldığında 2. dünya savaşı öncesi 1930'lar, savaş yılları ve sonrasını konu edinen hemen her filmde gözle görülür derecede mazlum ve mustarip halk portresi çıkar karşımıza: yahudiler. Sürülürler,hakarete uğrarlar, öldürülürler,işkenceye maruz kalırlar...Ve tüm bunların öncesinde onlar başarılı birer sporcu,acar bir dedektif,hayırsever bir tüccar,iyi niyetli bir terzi,çok başarılı bir piyanist,ve ya eskrimcidirler.Üstelik bunlar güzel müzikler ve bol acıklı sahnelerle süslendiğinde genelde unutulmazlar arasına girerler(öyle lanse edilir) Bu bir ritüel halini almıştır sinema dünyasında. Aksi bir esere henüz rastlamadım. Sanırım bu sektörün de Revizyonist yapımcı ve yönetmenlere ihtiyacı var.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim