• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 12 °C

Ben Bir Rehabilitasyon Merkezi Kursaydım…

M. Hilmi EREN

Öncelikle, niyetimi sorgulardım. Bu işe para kazanmak için mi, hayır için mi, statü elde etmek için mi giriyorum diye. Eğer cevabım; işini en iyi şekilde yapıp insanları memnun ederek çocuklarının gelişimlerine katkı sağlamak ve bunun doğal sonucu olarak para kazanacağımı bilmekse bu işe girebilirdim.

Sermayemi kontrol eder ve yapacağım hesapla ilk 1 sene hiç kazanamayacağımı düşünerek ekonomik analizimi yapardım. 

Tercih edeceğim mekan, merkezi bir konumda olmak zorunda olmazdı. Bilirdim ki ben kaliteyi sağlarsam, cazibe merkezi haline gelirim ve insanları çekebilirim. İlgili bütün mevzuatı inceler, standartlar yönergesine uyardım. Mevzuat konusunu hiçkimseye havale etmezdim. Bu işe cidden niyetlendiğimde niyetimi etrafıma duyurur, alanında uzman ve beğenilen isimleri araştırır, bina hazırlığındayken bir taraftan da iş başvurularını görüşürdüm. Onlara vizyonumu, beklentilerimi anlatır, gerçekleştireceğim ve insanları heyecanlandıracak projelerimden bahseder, maddi ve manevi tatmin sağlayacak bu yolculukta yanımda yer almalarını teklif ederdim.

Rehabilitasyon merkezi olarak seçeceğim binanın çocukların oyun oynayabileceği, ailelerin dinlenebileceği genişliği sunan bir bahçesi olması şartını arardım. Çünkü bilirdim ki rehabilite sadece odada çocukla yapılan görüşme ve dersten ibaret değildir. Bahçede yalın ayak dolaşılabilmesi, çimin üstünde top oynanabilmesi, havuzdaki su sesinin dinlenebilmesi, rehabilite sürecinin lüzumlu bir yanıdır. Bahçe içerisinde insan dostu bir köpeğin, keyifle seyredilecek tavşanların yer almasını sağlardım. Bina içerisinde hidroterapi çalışmasının da yapılabileceği, bütün öğrencilerin istifade edebileceği küçük de olsa bir havuz inşa ettirirdim.

Merkezimde klimalara, plazma ekranlara, pahalı mobilyalara para harcayacağıma ders materyaline ve çalışanlarımın iş koşullarını iyileştirmeye yönelirdim. Çünkü tecrübemle öğrenmişimdir ki veliyi ve öğrenciyi çeken, pahalı ve cafcaflı görüntülerden ziyade çalışanların güler yüzü ve öğrencilerimin gelişimidir. Ben buna odaklanırdım.

Personelimin, çalıştıkları alandan mezun olmalarını göz önünde bulundururdum. Zor olan öğretmenlik mesleği içerisinde zorluğu en fazla olan özel eğitim alanında çalıştıklarını unutmaz, ilerleme kaydettikleri nispette mutluluk ve doyum kazanacaklarını hatırlatırdım. Bazen de işyeri havasından sıyrılmaları ve kuruma bağlılıkları için organizasyonlar düzenlerdim. Kurumumda dedikoduya izin vermez, velilerin çalışanlar hakkındaki şikayetini çalışanımı dinlemeden sonuçlandırmazdım. Çocuğun gelişimi için ailenin katılımı ve ilgisinin önemini bilerek asla, “Bu söyleyeceklerimizi zaten biliyorlardır.” demez, velilerimle aylık toplantılar düzenlerdim. Babaların da sene içerisinde en az 3 toplantıya katılmalarını sağlardım. Bütün sosyal hakları konusunda bilgi sahibi olmalarına çabalardım. Tüm bu çalışmalarda dışarıdan “uzman” diye bilinen birini çağırmaktansa kendi personelime görev verir böylece onların da gelişimine katkı sağlamış olurdum.

Kurumumun bekleme salonundaki panoda, doğum günü olanların resimleri ve hikayeleri yer alırdı. Veliler arasındaki sıcaklık ve dayanışmanın, kuruma bağlılık geliştirdiğini bilerek sene içerisinde en az 2 piknik - 2 gezi düzenlerdim. Rehabilite olduğunu gördüğüm çocuğun ailesine ilerlemeden bahseder,  destek eğitiminin devamı için devletten talepte bulunmazdım.

Velilerime karşı dürüst olur, uçuk hedefler vaat etmez, onları karamsarlığa da sevk etmezdim. Rehabilitenin tek taraflı olmayacağını bilerek aileye ev ödevleri verir, takibini yapar, çocuk okula devam ediyorsa okuluyla sıcak temas halinde olurdum.  

Destek raporu düzenleme pozisyonunda olan RAM personeliyle medeni ilişkiler çerçevesinde eğitime dair tavsiyelerine kulak verirdim. Aslında herkesin işini yapmaya çalıştığını bilerek kendimi hiçbir kurumla restleşme pozisyonuna sürüklemezdim. Yönlendirme ya da erkene randevu gibi talepleri hiç gündeme getirmez, ne karşı tarafı sıkıntıya ne de kendimi şaibeli duruma düşürecek işlere yönelmezdim. Tebessümün, açık sözlü olmanın ve insani yaklaşımın her yerde olduğu gibi -yönetmelikler çerçevesinde- devlette de birçok kapıyı açtığını bilirdim. Kısa vadeli küçük kazançlar uğruna adımı ve kurumumu lekelemezdim.

İşimi iyi yapmamamın bana zarar vermesinin yanı sıra özel eğitim kurumlarının varlığının sorgulanmasına yol açacağını ve özel eğitim işinin devletleşme sürecine girebileceğini bilerek hareket ederdim.

            Öğrencilerimin çalışmalarını sene sonunda sergilerdim.

            Devlet okuluna gitmekten mahrum kalmış ya da başvurması gereken yerler hakkında bilgisiz durumdaki velilerime yol gösterir, haklarından istifade etmelerini sağlardım.

Her eğitim dönemi muhakkak yıl sonu müsameresi düzenler, engellilik konusunda toplum nezdinde bir bilincin oluşması ve önyargıların kırılmasına ön ayak olurdum.

En iyi reklamın ailelerin memnuniyeti olduğunu bilir, gereksiz reklam harcamalarına girmezdim.

Kurumuma gelen çocuklara isimleriyle hitap eder, onları öper okşardım. Bunu kurumuma kayıtlı olmamış olsalar da yapardım, insan olmamın gereği olarak.

Benzer engel türünde çocuğa sahip aileleri bir takvim doğrultusunda bir araya getirerek, sıkıntılarını ve dertlerini birbirlerine ve uzmana anlatabilecekleri paylaşım toplantıları düzenlerdim.   

            İnternet sitem olurdu. Haftalık gelişme ve performans gösteren çocukları resim ve videolarıyla siteye eklerdim.

            Basit de olsa bülten çıkarırdım.

Dilek – şikayet kutusu olurdu. Çünkü bazıları söylemekten ziyade yazabilmeyi becerirler.

Velilerimi sıkıntılarını paylaşmaları yönünde teşvik eder, problemleri büyümeden çözmeye çalışırdım.

Projeler üretir, dış ülkelerle irtibata geçer, Ulusal Ajans onaylı,  AB kaynaklı geziler düzenlerdim.

Maliyeti tamamıyla İŞKUR’a ait olan mesleki eğitimlerden düzenlerdim. Böylece hem eğitim faaliyeti organize etmiş hem de öğrencilerimi mesleğe yerleştirmiş olurdum.  

Başka bir şehirden kardeş Rehabilitasyon merkezi seçer ve veliler arasında mektuplaşma sağlardım.

Senede 1 kez olsun onları lunaparka, hayvanat bahçesine götürürdüm.

Onlardan kazandığımı onlarla paylaşır, mutluluğumu çoğaltırdım.

M. Hilmi EREN
Zeytinburnu RAM Müdürü

rehberhilmieren@gmail.com

Bu yazı toplam 5756 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
ela nur
2012-04-29 11:45:52
tebrikler
gerçekten bu düşüncelerinizden dolayı sizi kutluyorum..çok güzell düşünceler bunlar keşke herkes sizin gibi düşünebilse..
Ahmet ÇELİK
2008-12-16 10:00:05
İdealimdeki Rehabilitasyon Merkezi
Bu yazıyı okuduktan sonra Mehmet Hilmi Bey'in, uzun süreden beri benim de pozisyonlarını ve gerçek anlamda fonksiyonelliklerini sorguladığım rehabilitasyon merkezleri hakkındaki düşüncelerime tercuman olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim. Teşekkürler değerli meslektaşım M.Hilmi EREN.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim