• BIST 106.991
  • Altın 151,567
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C

Asrî Siyaset Düzeni İçinde Dil ve Tarih

Servet Kızılay

 

Dilin bir bilim olarak Ferdinand  de Saussure 'den sonraki gelişim seyri, Ulus devletlerin yani siyasetin işin içine girmesiyle değişmiştir. Bu seyir içinde Dilin hem araştırma vetiresi hızlandırılmış hem de farklı alanlara geniş ölçüde yayılması sağlanmıştır. F. de Saussure "dili kendisi bakımından ele alacak bir bilim" olarak tanımladığı dilbilimin temel unsuru, siyaset sayesinde çabucak unutturuldu. O, derslerinde gittikçe büyüyen milliyetçiliğe karşı oldukça pasif fakat etkili bir direniş göstermişti. F.de Saussure, dilsel bir aile grubunun ırksal bir karşılığa denk gelmediğini ısrarla vurgulamıştı. Çünkü Ulus devletin kendini meşrulaştırması için dile ihtiyaçı vardı ve dili ırk oluşumunda bir alet olarak kullanması gerekiyordu. Dil, bir ulusu ulus yapan yegane varoluşsal temel olarak algılandı ve dayatıldı. Aynı şey Tarih için de geçerliydi. Tarih, Ulus devletin diğer varoluş ayağını inşaada başka bir malzeme temin etti. Böylelikle Dil ve Tarih insanın doğal bir parçası olmaktan çıkarılıp diğer devletlere hatta etnik unsurlara karşı psiko-politik bir dayatma vesilesi haline getirildi. Dilin asrî siyaset ile münasebetindeki ilk ciddi aşaması sayabileceğimiz bir durum ortaya çıkmıştı fakat dili kullanma sadece bununla sınırlı kalmadı. Meselâ; bugün en ciddi dilbilim tezlerinden kabul edilen Sapir-Whorf tezi Amerika'da Yerliler üzerinde gerçekleştirilen bir projenin ürünüdür. Meşhur yahudi dilbilimci Roman Jakobson'un gizli servis için projeler yürüttüğünü biliyoruz...bu ve benzeri misalleri artıra biliriz. Burada 'sorun' şeklinde niteleyeceğimiz şey; dilfelsefesinin siyasetle münasebetindeki kesişme noktaları ya da alanları değil, bilakis asrî siyasetin tahakkümü ve kullanımıdır. Felsefe olarak dilin külli nitelikleri, bu tahakküm ve kullanımda bir kıymeti harbiye arz etmez. Tıpkı dil gibi felsefe de ( tabii ki diğer ilimler de) bu ortak kaderi paylaşır. Dil ve siyaset arasındaki münasebet, kaçınılmaz bir münasebettir. Bu sebeble bir dilbilimci kendisini uzun süre önce başlamış olan bir kavganın ortasında bulur; ya F. de Saussure gibi pasif  ya da A.Noam Chomsky gibi aktif bir tepki verecektir. A.N.Chomsky'i bir dilbilimci olduğunu unutturacak kadar siyasileştiren unsur bu münasebetten başka birşey değildir. Buna güzel bir misal olarak Rus devlet ideolojisine karşı çıkan Rus Biçimcileri*ni de verebiliriz.

Siyasal kavramların hayatımıza tamamıyle nüfûz etmesi hatta hayatımızı zaptu rapt altına alması, bizim onlara bir şekilde katılmamız ya da dışarda kalmamız dilsel daha doğrusu semantik bir tepkinin neticesidir. Semantik, siyasetin kavramlarla en açık bir biçimde gösterimini sunar. Dilbilimin alanındaki diğer bütün çalışmalar bu gösterimi semantik kadar dolaysız yapamaz. Gösterimde ortaya netice itibariyle çıkan tablo; Siyasetin-devletin kavramlar aracılığıyla "öldürdüğü" insanların, katlettiği insanlardan her zaman daha fazla olduğudur.

Tarih de dil gibi aynı surette olmazsa olmaz bir şarttır devlet için. Hiçbir devlet –Ulus devlet bile olsa- kendisini nevzuhur olarak nitelemez ve takdim etmez fakat Cumhuriyet İdeolojisi kendi "meşrû" zeminini bulana kadar nevzuhûr olduğunu bilhassa vurgulamıştır. Meşrûluk bağlamı etrafında dönem dönem "Osmanlının devamı ya da akîmiyeti olduğu" tartışmaları ortaya çıkmıştır.

Tarih, devletin en büyük "ideolojik aygıtı"dır. Bu aygıt, tebada bir aidiyet hissiyatının oluşumunda önemli rol oynar. "Devlet, cisimleşmiş tarihtir" diyenlerin aksine devlet Tarihi bir materyal halinde her daim kullanmıştır demek bu münasebette en doğru ifade olacaktır. İnsanın Tarihle olan doğal ritmi, sıyasetin bilhassa Ulus devletin çıkar ve beklentileri tarafından ciddi bir şekilde bozulduğu açıkça tesbit edilebilir. Tarih tıpkı dil gibi insanları eklemleyen ya da dışarda bırakan bir mekanizma şekline sokulmaya çalışıldı. Her alet nasıl ki bir şeylere hizmet ederse Dil ve Tarih de siyasal meşrûiyeti üretebildiği ölçüde faydalı olarak siyasete (Ulus devlete) hizmet edebileceği düşünüldü.

* Rus Biçimcileri (Formalistler); Rusya'da çok ciddi bilimsel çalışmalar yürütmüş olan (bilhassa kültürel vurgusu oldukça keskin olan unsurların temel niteliklerini ortaya çıkarma konusunda) üyelerinin nerdeyse tamamının Yahudi kökenli olduğu bir akımın temsilcileridir. Bu akımın üyelerinden çoğu daha sonra Amerika'ya kaçacak oralarda Enstitülerde Üniversitelerde oldukça yüksek görevler alacaklardır.

 


 

Bu yazı toplam 1742 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim