• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 4 °C

Aşk ve Hüzün

Uzm. Psk. Esan Gül

Roman okurken hiç ağladınız mı ya da bir romanın kahramanına âşık oldunuz mu? Genelde ağlatır bizi romanlar. Fazla sevdirmezler, sevindirmezler.


Hep hüznün dilini okurum romanlarda. Hep hüznünü yaşarım şahs-ı didarın. Taraf tutmayı sevmem ama hüzünlü romanlar beni bulur nedense. Belki de hep hüzün istediğimiz için yazarlardan, hüznün türküsünü söylemesini isteriz kahramanların. Kalemlerin kalbin hüzün teline dokunmasını isteriz bazen de.

Hayatı hüzün diliyle okumak güzeldir belki. Onun için “el Vedûd” ismiyle notalaşırken nağmelerimiz, “el Vedûd”un zikriyle kalemlerimiz lal olur.

Her hüzün bir aşktır aslında. Aşkın dili hüzünle ifadesini bulur bazen. Siz hüznünüze teslim olurken, aşk sizin hüznünüzü bir adayış olarak algılar. Hüzün değil aşktır aslında adandığınız. Tıpkı Alissa’nın kendisini “Dar Kapı”ya adayışı gibi… “Alissa” hüznün dilini anladığı zaman bu adayış başlamıştır zaten ve “Dar Kapı”yı hüznün ve aşkın dili olarak görmüştür Alissa’nın bir nevi.

Yıllar yormaz insanı, aşklar ve hüzünler yorar. Eğer kendinizi dar kapıya adamışsanız, şiirselliğin ve mektubatın diline teslim olmuşsunuz demektir. Aşk ve hüzün sizi bulur kendiliğinden. Şaire unuttuğu şiiri bir hüzün hatırlatır, ressama ise terk ettiği tuvali. Artık ne kekremsi bir ağudur kalbe dokunan, ne de nihavent saltanatın hüzzam ahengi.

Yarım bırakılmış nedense aşklarımız ve hüzünlerimiz. Yarım değil mi dünya dilinde lisan-ı halimiz? Ben yarım bırakmayı sevmem aslında. Yarım bırakılmış kitaplar ve aşklar beni rahatsız eder her zaman. Ne okuduğum kitapları yarım bırakmayı severim ne de yaşadığım aşkları. Yarım bırakılmış hüzünler de beni rahatsız eder. Hüzünleri ya bitiririm fevkimden ya da hüzünlerle birlikte biterim ben. 

Hüznün bize daha çok yakıştığını düşünürüm. Sırf bu yüzden hüzünlü gözleri ve hüzünlü yürekleri severim. Kelimesi olmayan hüzünler ve kelimesi olmayan dualar ararım şehr-i hüzünde. Bazen bir çocuğun hüznü bulur beni, bazen bir kadının, bazen de bir erkeğin. Bazen Peygamberimizin hüznüne ortak olurum, bazen de Hz. Aişe’nin hüznü bırakmaz yakamı.

Hüzün yılımı aşkın ölümü olarak ilan ederim her zaman. Bu hüzn-ü melalin, sevdiği insanın vefatından sonra günlerce evinden dışarı çıkmayan Peygamberin dili olduğuna inanırım. Ne hüznün dilini anlatır bu lisan bize ne de hüznün derd-i ilmini. 

Etüd edilmiş hüzünlerle hiçbir zaman teşrik-i mesaim olmamıştır. Onun için etüd edilmiş hüzünleri sevmem ben. Etüd edilmiş aşkları da sevmediğim gibi. Etüdizm bir kırılma noktasıdır aslında.

Duygularımın bilimin aydınlık çehresine kurban olmasını istemem. Aşkımı ve hüznümü bilime feda etmeyi de istemem. Yaşarım, benim olsun isterim, bende kalsın dilerim. Paylaşan bir yürek, eşleşen bir dil bulursam eğer, ortak ederim kendime, ortak bulurum kalbime, ortak bulurum hüznüme.

Benden psikolog olmaz diyorum. Öyle vakalarla karşılaşıyorum ki, günlerce etkisinden kurtulamıyor, dinlediğim hüznün tüm bedenimi sardığını hissediyorum. Bazen danışanımla birlikte ağlıyor, bazen de hüznümü kalbime gömüyorum. Aslında belli etmemeye çalışıyorum ama yine de içten içe kendimi yiyorum. Kendime zarar veriyorum bir yönüyle ama yine de bu halimi seviyorum. Bu halimin erdemine inanıyorum.

Gözyaşı döktüğüm çok olmuştur, hüznün ve sevginin sesini dinlerken. Başım çok dönmüştür hüzne ve sevgiye serenat yakılırken. Ama yine de bu özelliğimi kendim için bir fazilet sayıyorum. Başkaları buna empati diyor. Bazıları ise bunu bir handikap olarak algılıyor ve profesyonelleşmenin önündeki en büyük engel olarak görüyor. Ama ben bu zevat-ı ruhiyanatın ne zamanın ruhunu anladıklarını düşünüyorum ne de mekânın dilini işittiklerini. Kendi hüzünlerine bile yabancı olduklarını hissederim. Hüznü kendilerine yakıştırmazlar. Hüznü bir yenilgi ya da kayıp olarak görürler. Hüznün aydınlığında aydınlanmış yüzlerin farkında değildir bunlar.

Sahi, kendi hüznünüzü dinliyor musunuz hiç? Kendi hüznünüzün hilye-i saadetini gönül aynanızda hissedip kadem-i sır ile sevindiğiniz ya da bunu size hatırlatanlara sayısız ihsanlarda bulunduğunuz oldu mu? Bilgeler meclisinde kendine uygun hüzün arayan kişilerin her hüznünden sonra vasf-ı cemilin halini daha fazla kuşandıklarına şahitlik ettiniz mi?

Eğer hüznünüzü artırdıysam hakkınızı helal edin. Sevginizi ve mutluluğunuzu artırmak isterdim ama ben hüzne daha yakınım herhalde. Oysa aşka daha yakın olmak isterdim.

Bu yazı toplam 4762 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
fecri ala
2010-07-02 13:37:27
yüreğinize ve hissiyatınıza sağlık.. paeygamberimizde bir hüzün peygamberiydi.. hüzün olmadan acıların ve mutlulukların tadı olmazdı.yani yavan yaşanırdı hayat diye düşünüyorum.. hisseden kalp hüzünlenir zaten. kalp hüzünsüz olursa duygular sağırlaşır ve yaşayan muhatabına tat vermez. hüzünleri başıboş bırakmamak lazımdır da..eğer seni bir yerlere ulaştırıyorsa ve ulaştığın yerde iç huzuruyla tanıştıysan ve bırakmayıp kenetliyorsa o huzur, hüzün artı değer katmıştır hissedene.sağlıklı günler dileğiyle...
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006-2017 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim