Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle
1.52
1.93
60,608


Servet Kızılay

Fikir Yorum

Servet Kızılay

servetkizilay@gmail.com

18 Temmuz 2010
font boyutu küçülsün büyüsün


Beyte Halil’in Duvarından Akıyor Sular


Beyte Halil*’in duvarından akıyor sular….ne kadar ayrılığa dökülüyorsa o kadar vuslatı müjdeliyorlar… yumuşak ette dolaşan bir hançeri, bir rüyayı, bir masalı saklar gibi. Ve seni anlatıyordu her katresi… sen yürüdüğün zaman anasır-i Erbaa kendini sekerat-ül mevt ile eteklerine atardı. Bütün kuşlar, börtü böcekler sonra… boynundan Acem ibrişim sarkardı, kirpiklerinin her teli için Harran’da bütün taşları yontardı bir Süryanî. Eriha’nın çocukları sana koşardı çöllerde yalın ayaklarıyla. Bir Aramî tacir arzın en güzel incilerini, boncuklarını Akdenizden getirirdi, sen bir baksaydın bütün mallarını sebil ederdi.

Beyte Halil’in duvarından akıyor sular….ne kadar ayrılığa dökülüyorsa o kadar vuslatı müjdeliyorlar…

Gece Buhurumeryem’i okurdu, ay yüzünde yanardı, senin yüzünden yanardı sonra… semavât devr-i devran ederdi saçlarında, son mevlevî ayini gibi. Rakkaseler pervanelere çarpardı. Bütün çiçekler neşvünema hâlinde topraktan kaçardı. Utancından sana bakamazdı bir Melâmi. Bir Kalenderî mala-mülke sarılırdı seni kaybetmek korkusuyla. Dişlerine benzer incileri toplamak için denizciler vurgun yerdi. Kemankeşler yaylarını kırardı kaşlarının şeklinden.

Beyte Halil’in duvarından akıyor sular….ne kadar ayrılığa dökülüyorsa o kadar vuslatı müjdeliyorlar…

Bir Kıptî şarkısını Nil’e düşürmüş, sesini duyduğu zaman. Bir Mecusî makamını şaşırmış seni ateş sanarak. Bir Keldanî iksirini kaybetmiş seni gördüğünde. Bir Sabiî’nin yıldızları kararmış, gözlerinde yıldızlar kararmış sonra… çıngırağı ağlamaya dönüşen yıldızlar… bir bilge anlatmıştı bu hikâyeyi, sen de altını çizmiştin uzun uzun, kervansarayı olmayan yolculuklar gibi.

Beyte Halil’in duvarından akıyor sular….ne kadar ayrılığa dökülüyorsa o kadar vuslatı müjdeliyorlar…

Bir gramofon elemi çalıyor Meşrık’ta. Kurtuba sokaklarına yağmur yağıyor…her damlası hicran-ı mübîn. Mevaraünnehr’de bedenlerimiz ergitilmiş, kıyılardan. Tur-î Sina’da buluşma vakti geçikiyor, çarığını çıkar… kırlangıçlar omuzlarına konuyor. Bakırcılar çarşısında hüzün dövülüyor rengi sarıdan, bana bir rızık getir makam-ı Mahmud’dan!..

Beyte Halil’in duvarından akıyor sular….ne kadar ayrılığa dökülüyorsa o kadar vuslatı müjdeliyorlar…

Nefesinden yılanlar çıldırırdı Ahlat kapısında. Eski bir şehirde parmaklarını kaybederdi biri, yalnızlığından. İsmail Saib Efendi’nin vefatıyla kediler yetim kalırdı. Kuru yapraklar nasıl savrulursa öylece!.. hani pencerene doluşan sana bir nebze anlatamadığım o efsunlu gaile…

Beyte Halil’in duvarından akıyor sular….ne kadar ayrılığa dökülüyorsa o kadar vuslatı müjdeliyorlar…

Trablusgarb’ta bir Türk subayının tabakasına sıkıştırılmış tütün gibiydi gönlün… ufka bakıyor giden bir trenin ardından bakar gibi. Paramparça elbisesi paramparça içine düşüyor… elbisesindeki tek düğme de düşüyor sonra… şimdi dedelerinin öldüğü yerlerin adlarını bile bilmiyor torunlar. Neden misâk-ı millî, Millî değil? Sen hatırlatmadın… hatırlatsaydın her şey hatırlanacaktı.

Beyte Halil’in duvarından akıyor sular….ne kadar ayrılığa dökülüyorsa o kadar vuslatı müjdeliyorlar…

Mest oluyor Samarra, Şiraz, Haleb’in bedestenleri… çöller tutuşuyor hüsnü ikliminden değil, şiddeti şiirinden; Hafız’ın Lebid’in Şeyh Galib Dede’nin…tamburlar bu olanlara şehadet ediyor. Filistinli bir çocuğun sapanından fırlıyor şu kıt’a;

ağlama duvarında gözyaşı yok

Mezmur’u okurken bir dua…

vücutları değil

bombaları sallanıyor Şatilla’da!

Sonra mecalsiz bir çığlık oluyor bütün satırlar… ayağa kalk yâ Selâhaddin! Geri döndüler.

Beyte Halil’in duvarından akıyor sular….ne kadar ayrılığa dökülüyorsa o kadar vuslatı müjdeliyorlar…

……………………………………………………………………………………………....

*Beyte Halil (ibr.); Beytül Halil, Beyt el Halil, Hazreti İbrahim’in evi. Filistin’in direniş diyarı, el-Halil şehri.

Mail: servetkizilay@gmail.com








Bu yazı 796 defa okundu.




yorumlayorum ekle




Yorumlar (7)
  • Ziya / 26 Temmuz 2010 20:21

    Olmaz böyle bir şey...

    Çok yakın bir zamana kadar piyasaya bakıp Edebiyatın sadece ucuz laf canbazlığı olduğunu düşünüyordum. Edebiyat yazıları da sevileri de dipte dolaştığı şu zamanda böyle bir metinle karşılaşmış olmam benim için anlatılmaz duygulara yol açtı... Fakat üzüldüğüm bir şey oldu: Piyasadaki saçma sapan yazılar el üstünde tutulurken binlerce kişi tarafından okunurken insanlar bu iğrenç yazıları birbirlerine tavsiye ederken meil atarken böyle bir yazının güme gitmesi hazmedilir birşey değil... Ahmet beye kalırsa bu yazının öyküsü trajikmiş ( keşke o konuya girilmese ama insan böyle bir yazının arkasını da merak etmiyor değil) bence sadece öyküsü değil okunmaması da yani kendi yazgısı da tarajik... ülkemiz böyle saçmalıklarla dolu rezil bir yazı olsaydı bu herkesce sevilirdi... seviyeli bir yazı cezalandırılırmış, bu da böyle oldu sanırım...
  • Maruf / 23 Temmuz 2010 11:36

    süper

    Boynundan Acem ibrişim sarkardı, kirpiklerinin her teli için Harran’da bütün taşları yontardı bir Süryanî. Eriha’nın çocukları sana koşardı çöllerde yalın ayaklarıyla. Bir Aramî tacir arzın en güzel incilerini, boncuklarını Akdenizden getirirdi, sen bir baksaydın bütün mallarını sebil ederdi... Gerçekten süper bir metin... inanılmaz harika...
  • Ahmet / 22 Temmuz 2010 12:10

    Kadın ve Adalet

    Yazar beyi tanıyorum ve işin ilginç yanı bu metne muhattap oduğunu bildiğim Kadını da tanıyorum. İşin ilginç yanı bu metnin asıl muhattabı olan kişi kendisine gönderildiği halde bu yazıyı okumamış, yırtıp atmış, üstelik yazarın ne şahsiyet olarak ve fizik olarak çeyreği etmeyen evli bir adama gitmiş, bir kaç ay sonra da baba evine geri dönmüştür. Yani bir taraftan yazının hazin bir öyküsü de vardır. Demek ki; kadın adalet duygusu değil hırs intikam vb.. daha güçlüdür. Adalet erkeğin peşinde koştuğu şeydir. Kadından adalet istemek en zavallı bir haldir. Arkadaşlar bu yazıyı "SİZ HİÇ BÖYLE BİR YAZI GÖRDÜNÜZ MÜ?" Başlığı altında çoğaltalım. Belki biraz adale yerini bulur!
  • Murat / 21 Temmuz 2010 11:28

    Nasıl bir metin ya

    abi bu nasıl bir metinya... Bu yazıyı yazmak için sıradışı bir akla sahip olmak gerekir. Normal insan zihninin üretebileceği bir metin değil. Servet bey yazınıza hayran kaldım.
  • fatma çolak / 19 Temmuz 2010 10:39

    biz Beyte Halil'i severiz ,Beyte Halil bizi...

    İnlerken mağrur bir rüzgarın mesafesiyle inleyen, ağlarken aşkın boğulduğu denize güller eken bir ruhtan sadır olmuş herşey başımızın tacıdır.Gördüğün rüyayı asla unutma Servet ağabey, bakarsın gün gelir Beyte Halil'in kuşları tabir eder onu.
  • Ashsen / 18 Temmuz 2010 00:23

    Yazının yöneldiği hedef soyut

    Yazı sanki aşık olunan birine yazılmış. ama aynı zamanda teolojik bazı tasvirler ve değiniler var. Bir karar vermeye çalıştım sanırım bir sevgiliye yazılmış gibi... Bu yazı kime yazılmışsa kendisini çok özel hissetmeli. Çünkü böyle bir yazının içeriğine konu olmak dünyada her genç kıza nasip olamayacak nadir bir ithaftır... Tek kelimeyle harika...
  • Meryem Suna / 18 Temmuz 2010 00:20

    Gerçekten harika bir çalışma

    Yazı buram buram tarih kokuyor... Mekan edebiyat birleşkesi mükemmel. Servet bey'in adını hiç duymadım ama şunu anladım ülkemizde keşfedilmemiş gizli hazineler var. Yazının bana keyif veren bir başka yönü adımın metinde yer alması... O kısmı özel bir çerçeve ile odama asmayı düşünüyorum.







Sitede Haber Ara

Ankara'da, Psikolojik Destek

Randevu: 0312 381 86 91


Haberlerin Mail Adresinize Gelmesi İçin Aşağıdaki Alana mail adresinizi yazarak Haber Grubuna Kaydolabilirsiniz.
E-posta:
 
Paylaş



Aktüel Psikoloji