• BIST 83.048
  • Altın 147,273
  • Dolar 3,7683
  • Euro 4,0468
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -9 °C

Anne-Baba Ve Çocuk Arasındaki Denge Nasıl Sağlanır?

Psk. Dan. Mine ÇELİK

Düşünün, ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız, çay fincanına çarpıyor ve bir fincan çay gömleğinizin üzerine dökülüyor. Biraz önce olan olay üzerinde hiç bir kontrolünüz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranışınıza göre belirlenecek. Lanet ediyorsunuz. Çayı üzerinize döktüğü için kaba bir şekilde kızınızı azarlıyorsunuz. Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor. Kızınızı azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve çay fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için eleştiriyorsunuz. Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor. Öfkeyle üst kata çıkıyor ve gömleğinizi değiştiriyorsunuz. Aşağıya indiğinizde kızınızı, ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış bir halde buluyorsunuz. Kızınız otobüsü kaçırıyor. Eşinizin işe gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Hemen aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve kızınızı okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz. Geç kaldığınız için, olması gereken hızdan daha hızlı gidiyorsunuz. 15 dakikalık gecikmeden ve hız limitini aştığınız için ödediğiniz trafik cezasından sonra okula ulaşıyorsunuz. Kızınız size "Hoşçakal" demeden binaya koşuyor. Ofise 30 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve evrak çantasını evde unuttuğunuzu anlıyorsunuz. Gününüz korkunç bir şekilde başladı! Devam ettikçe, kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz. Eve gitmeyi dört gözle bekliyorsunuz. Eve ulaştığınızda eşiniz ve kızınızla olan ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz. Neden? Sabahleyin vermiş olduğunuz tepkiye bağlı olarak gelişiyor. Neden kötü bir gün geçirdiniz?

A) Kahve sebep oldu
B) Kızınız sebep oldu
C) Polis sebep oldu
D) Siz sebep oldunuz

Cevap "D" şıkkı. Çayın dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu. Sizin gününüzün kötü geçmesine o 5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu. Olabilecek ve olması gereken ise şöyleydi. Üzerinize çay döküldü. Kızınız ağlamak üzere. Siz nazikçe "Tamam tatlım, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek" diyorsunuz. Havluyu kaptığınız gibi üst kata çıkıyorsunuz. Gömleğinizi değiştirip, evrak çantasını aldıktan sonra aşağıya iniyorsunuz ve aynı anda pencereden kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz. Kızınız geri dönüp el sallıyor. Siz ve eşiniz işe gitmek için birlikte çıkmadan önce öpüşüyorsunuz. 5 dakika önce işe geliyorsunuz ve çalışma arkadaşlarınıza neşeli bir şekilde selam veriyorsunuz. Patronunuz ne kadar güzel bir günde olduğunuz hakkında konuşuyor. Farka bakın! İki farklı senaryo.  İkisi de aynı başladı. İkisi de farklı bitti. Neden? 90/10 sırrı inanılmazdır. Çok azımız bunun farkındadır. Sonuç? Pek çok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve baş ağrısından acı çekmektedir. Bu sır nedir? Hayatın %10'u, sizin başınıza gelenlerden oluşur. Hayatın diğer %90'ına ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla karar verilir.

İnsanlar anlamsız şeyler söyler ve yaparlar. İnsanlar hasta olur, arabalar bozulur, uçaklar geç kalır ve bütün planlarımızı alt üst ederler. Trafikte bir sürücü canımızı sıkabilir v.s. Bu %10'luk kısım tamamen bizim kontrolümüz dışında gerçekleşir. Diğer %90'lık kısım farklıdır. Diğer %90'lık kısmı siz belirlersiniz. Nasıl? Olaylara yaklaşımınızla! Nasıl tepki verdiğinize bağlıdır. Gerçekten olanların %10'unda hiç bir kontrolünüz yok, diğer %90’ı ise sizin tepkinizle belirlenir.


Hayat şartları, kötü davranışlarımız ve ruh halimiz çocuklarımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Zor bir dönemden geçen, kötü ruh halindeki ebeveynler, çocuklarına karşı daha alıngan, daha olumsuz düşüncelere sahip olmalarından dolayı eleştiri ve düşmanca tavırlardan oluşan davranışlar sergileyebilirler. Çocuğun duygu ve gereksinimlerine karşılık vermek kadar anne-baba’nın da kendi gereksinimlerini karşılamaları gerekir. Bu gereksinimler karşılandıktan sonra anne-babalar çocuklarıyla, daha keyifli anlar geçirecek ve daha güvene dayalı ilişkilere temel atacaktır. Ebeveynlikte dengeyi sağlayabilmek için, özbilince sahip olmak, depresyona girmekten korunmak ve öfkeyi kontrol edebilmek gerekmektedir.

1. ÖZ-BİLİNCE SAHİP OLMAK: En derinde yer alan isteklerin, duyguların ve inançların farkında olmaktır. Öz-bilinç, verilmesi ve gereksinim duyulanın alınması için aradaki dengenin kurulmasıdır. Anne-babalar genellikle kendi isteklerini geri planda tutup, çocuklarının isteklerine yönelirler. Kötü bir günün ardından, acısını çocuktan çıkarmak, çocuğun kötü tepki vermesine yol açar. Fakat durup düşündüğünüzde, kötü bir günün ardından geçireceğiniz birkaç keyifli dakika, çocuğun isteklerine olumlu tepki vermeye yardımcı olacaktır. Olumlu tavırlar, çocuğunda olumlu tepkiler göstermesine neden olur. Böylece kötü geçen bir gün bir anda iyi bir güne dönüşebilir, içinde bulunduğunuz atmosferi değiştirebilir.

a) Kendini dinlemek: Bedeni, zihni ve duyguları dinlemek, ne istediğinizi düşünmek ve anlamaktır. Bu tutum en iyi davranışlar sergilememize yardımcı olacak ve denge rahatça kurulacaktır. Gereksinimlere ne kadar dikkat edilirse o kadar olumlu, mutlu, esnek ve özgüvenli olmak mümkündür.

b) Olumsuz duygu ve düşünceler: Olumsuz hisler her zaman kötü değildir. Bazen acının kaynağından uzaklaşmak en iyisidir. Ancak kontrol altına alınmadığında yıkıcı ve zarar verici olabilir. Olumsuz ve zararlı fikirler bu sayede oluşur. Çaresiz, işe yaramaz, endişe ve başarısızlıklardan dolayı hayatla yüzleşemeyen, stres altında, korkunç birer anne-baba olduğunuza dair inançlar, iyi bir anne-baba olmaya çalışmanın anlamsız olduğunu düşünmek ve bağırmak gibi kısa süreli tatminler iyi birer ebeveyn olmaya gölge düşürmektedir. Bu sebepten dolayı olumsuz düşünceler bir gün gerçeğe dönüşebilir. Olumsuz inançlar ve düşünceler sadece düşünce ve inançlardan ibarettir. Kim olduğunuzla ilgili doğrular düşüncelerde değil yapılanlardadır. Olumsuz inançlara ve düşüncelere karşı koymak ve bununla savaşmak, kendine inanmak davranışları iyi yönde biçimlendirir.

c) Olumlu düşünceler:  Yaşamımızda şükrettiklerimizi, olumsuz anlarda hatırlamak düşünce yapımızı iyi yönde etkileyecektir. Olumsuz ve zararlı düşüncelerle başa çıkabilmek için gerektiğinde yerine kullanmak üzere bir olumlu ve yararlı düşünceler listesi oluşturulabilir. Rahatlatıcı sözler ve düşünceler, şarkı söylemek ya da başarıyı anımsatacak görsel malzemeler işe yarayabilir. Hedefinize ulaşırken attığınız gerçekçi, küçük adımları hayal edip, kafanızda canlandırabilirsiniz. Bu tutum günlük işlerde de kullanılabilir ve kendine inanmayı sağlar.

2. DEPRESYONA GİRMEKTEN KORUNMAK: Çok sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Her dört kadından birinde, özellikle küçük çocukları olan kadınlarda görülmektedir. Anne’nin depresyonu devam ettiği sürece, çocuklar, davranış sorunları yaşamaktadır. Depresyona girmekten korunmak için depresyonun nasıl anlaşıldığını, buna yol açan nedenleri ve bu konuda neler yapılabildiğine dikkat etmek gerekir.

a) Depresyon nasıl anlaşılır?: Depresyonun belirtileri değişkendir, kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Aynı zamanda ayırt etmek güçtür. Depresyon inanç sistemini çarpıtıp, daha ümitsiz ve kararsız olmaya yol açar. Her zaman zayıf özsaygıya sahip olmak ve benzer belirtiler taşımak, daha hafif ve daha uzun süreli bir depresyonun (distimia) göstergesidir. Aşağıdaki belirtilerin birkaçı görülüyorsa, depresyondan şüphelenmek mümkündür:

• Sürekli dibe vurmuş gibi hissetmek,
• Yorgunluk,
• İşler hep ağır, büyük çaba gerektiriyormuş gibi hissetmek,
• Huzursuz uyku ve sabahları uyanınca yorgun hissetmek,
• Eskisi gibi hayattan keyif ve neşe alamamak,
• Sürekli olumsuz duygu ve düşüncelere sahip olmak,
• Diğer insanlara yük olduğunu düşünmek,
• Sulugözlülük, aşırı duyarlılık ve zayıf konsantrasyon

b) Depresyona ne yol açar?: Ebeveynler bazı zamanlarda dibe vurmuş hissedebilir, zaman zamanda sıkıntıya girebilir. Çoğu zaman olumsuz stres ya da ölüm gibi yaşamdaki olumsuz olaylar depresyonu tetiklemektedir. Ailenin geçmişinde depresyon varsa,  geçmişte büyük kayıplar olmuşsa, çocukken anne kaybedilmişse bunlar depresyona girme olasılığını arttıracaktır. Yapılan araştırmalar sonucunda yardım almayan, evde üç ya da daha fazla beş yaşın altında çocuğu olan ve ücretli bir işte çalışmayan ebeveynlerin depresyona girmesi daha muhtemeldir. Bazı kadınlarda doğum sonrası loğusa depresyonu geçirebilirler.

c) Bu konuda neler yapılabilir?: Kendini suçlamak, kendini başarısız olarak nitelendirmek, yardım almayı engelleyici, tipik bir depresif düşünceye örnektir. Depresyondan şüpheleniliyorsa bir uzmanla görüşmekte yarar vardır. Tedavi hem anne-babanın davranışlarını hem de anne-babanın davranışlarına hassas olan çocuğu da olumlu şekilde etkileyecektir. Çocuklar yetişkinlerin problemleri olduğunda, başka biri gibi davranmaları ve davranış sorunları geliştirmesi çoğunlukla olasılıklar arasındadır. Depresyon tedavileri gerekli ve çok etkilidir. Temel tedavi yöntemleri anti-depresanlar ve bilişsel-davranış terapileridir. Bu yöntemler depresyona sebep olan nedenleri ortadan kaldırmaz fakat stres ile mücadele etmede çok etkilidir. Stres kaynakları ne kadar iyi belirlenirse, onlarla mücadele etmek o kadar kolay olacaktır. Olumlu yönde geliştirecek yollar bulmak depresyondan kurtaracaktır. Bilişsel-davranış terapileri, eğlenceli etkinliklerde bulunmaya, zararlı düşünceleri belirleyip onlardan kurtulmaya, bir başka deyişle yenilenmeyi sağlayan bir konuşma terapisidir. Psikologlar, psikiyatrlar, ya da psikoterapistler bu yöntemi uygulamaktadır. Bu yöntem için zaman ayırmak ve terapiye bağlı kalmak gerekir. İlaç tedavisinde, Prozac gibi bazı anti-depresan ilaçların yan etkileri azdır ve bağımlılık yapmaz. İlaçlar birbirinden farklılıklar gösterse de birçok ilaç arasından uygun olanını bulmak mümkündür ve doktorun reçete yazmış olması gerekir. Bazı bitkisel ilaçlar da anti-depresanlar kadar etkili alternatif tedavi yöntemlerindendir. Ancak bir uzmana danışmadan kullanılmamalıdır. Kronik bir rahatsızlıkta başka ilaçlarla etkileşim içine girdiğinde zarar verebilir. Sonuç olarak hangi yöntem seçilmiş olursa olsun denetim altında, doğru dozun kullanıldığına emin olmak gerekir.

3. ÖFKEYİ KONTROL EDEBİLMEK: Bazı zamanlarda yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunda öfkelenmek normaldir. Kötü davranışlarla karşı karşıya kalmak, haksızlığa uğramak öfkelendirir. Sürekli öfkelenmek, depresyon gibi insanları kontrol altına alabilir. Öfkeli insanlar rahatlamakta ve keyif almakta zorlanırlar ve kızgınlıklarıyla hayatta kalmayı başarırlar. Kısa sürede bu yardımcı olsa da uzun vade de sorunlara, çatışmalara ve şiddete yol açar. Kötü davranışları olan bir yetişkini örnek alan çocuklarda davranış sorunları gözlenmektedir. Tutarsız ve şiddete eğilimli yetişkinler, çocuk tacizine bile zaman zaman neden olmaktadır. Öfkeli kişiler kısa sürelide olsa alkole başvururlar ve bu uzun vade de madde bağımlılığına yol açabilir. Bağımlılık ile iş, aile ve sosyal yaşamdaki ilişkilerde sorunlar yaşanır, aileler parçalanabilir. Aynı zamanda alkol, şiddeti tetiklediğinden dolayı depresyonu arttırmaktadır. Düzenli olarak öfkelenme söz konusu ise, birtakım yöntemlerle kontrol altına alınabilir. Basit bir tetikleyiciye odaklanmak yerine öfke ve üzüntü kaynağının ne olduğunu anlamaya çalışmak ve hatta bu konuda konuşmak bile işe yaramaktadır. Öfke bazen geçmişte kalmış kötü hislerin gizli kalmasıdır. Bunları açığa çıkarmak, bunlarla yüzleşmek çok acı verici olsa da bir o kadarda etkilidir. Böylece bir üzücü durumda olumlu ve yapıcı adımlar atılabilir. Kızgınlığı bastırmak, bunu diğer insanlara mal etmek ve düşmanca ilişkiler kurmak öfkenin artmasına sebep olur. Böyle bir durumda psikoterapi, danışmanlık, meditasyon gibi çalışmalar faydalı olur. Kimi insanlar öfkelerini yaratıcı projelere dönüştürerek, şaka yaparak, egzersiz yaparak enerjilerini olumlu bir şekilde dışa atarlar. Eğer kontrol dışı bir durum söz konusu ise, daha etkili olunan ortamlar bulunabilir. Örneğin işte bir türlü terfi edilememişse başka bir iş denenebilir veya yaşanan stresi dışarı atacak başka yöntemler bulunabilir. Egzersiz ve aşırı stresten uzak durmak iyi hissetmeye, öfkeye yol açmayacak aktivitelerden keyif almaya yardımcı olur. Hiçbir strateji işe yaramazsa, bir terapiste başvurmakta faydalı olacaktır.

ŞEKİL 1: Öfke buzdağına benzer. Kızgınlığımızın altında yatan nedenler engellenmek, önemsenmemek fiziksel ya da bedensel saldırıya uğramak olabilir.

 

Bu yazı toplam 4386 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
ALİ UYSAL
2010-05-24 10:53:55
Mükemmel tespit
Hayatımda okuduğum en güzel açıklayıcı ve yol gösterici bir yazı okuduğum için, bu yazıyı yazan sayın Mine ÇELİK'e bin teşekkür ederim. ihtiyacımızın çok fazla olduğu bu ve buna benzer yazıları kendisinden devamlı bekliyoruz.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim