• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 28 °C

Akla zarar durumlar

Prof. Dr. Yankı YAZGAN

Bir zehirin azının zararlı olmayıp da yararlı olduğu durumlar olabilir mi? sorusunu iki hafta önce sormuş, “duruma göre değişir” gibi görünüşte yuvarlak bir cevap verip, yazıyı bitirmiştim. Örnek olarak da, şehir suyunda belli bir miktardan az bulunmasında sakınca olmadığı düşünülen arseniği vermiştim. Arseniğin azının sakıncasızlığı bir yana, belsoğukluğu tedavisinde antibiyotik öncesi dönemde ilaç olarak kullanılmış olduğunu hatırlatarak, “kimyasal/doğal” ya da “yararlı/zararlı” ayrımının düşünüldüğü kadar basitçe bir sınır çizgisiyle belirlenemeyeceğini de eklemiştim. Bu özeti yazdıktan sonra, “eh, şimdi buna ne eklesem ki?” diye düşünmeye başladım.

“Doğal”lık konusunun gerçek bir ekolojik duyarlılıktan ziyade, bir kendini iyi ya da zararsız bir şey yaptığına inandırarak rahatlatma modasına dönüşmüş olmasından yıllardır rahatsızlık duyarım. Beni birçok kişinin gözünden düşüren ya da bilimsel soğukluk işareti olarak görülen bu tutumumun bir dayanağı arsenik gibi durumlar ise (“her şey kendi koşulunda değerlendirilmelidir, ezbere ve kalıpçı bilgi ile fanatik inançla bilimsel düşünüş sağlanamaz”) diğeri de, “doğallık eğilimi”nin Akmerkez-İstinye park hattında yaşayan savunucularının hayatında ne kadar eğreti durduğunu her seferinde görüyor olmamdır.

Doğal hayat “düşkünlüğü”nün dünyayı yaşanabilir olmaktan çıkartmak gibi bir ekolojik duyarlılıktan ne kadar uzak olduğunu görmek için fazla zahmete gerek yok; “doğal” çayını yudumlayan, beslenme tarzı ve hatta spiritüel arayışı ile adeta doğa ile bütünleştiğini düşünen kişinin, bu işleri yaptıktan sonra bindiği bilmem kaç beygirlik kent cipinin saldığı ve atmosferin canına okuyan egzoz gazını hesaplayın, yeter. Galiba doğal hayatın “güçlü olan kazanır” ilkesine uygun, “başkasına değil kendine doğal” durumu ile karşı karşıyayız. Doğa dostu olmanın “doğal ürün” kullanmaktan öte bir durum olduğunu hatırlamak da iyi olur. Bir zamanlar “gardırop sosyalizmi” diye bir tanım vardı; asfalt kovboyu gibi bir laf... Bu “doğalcılık”ın doğa ile ilişkisini de, “dört çeker doğal” diye mi tanımlamalı acaba?

Kriz dönemi önlemleri

Tasarruf ile para harcamama aynı şey midir? Sınırlı bir kaynağı tüketmemek için hiç kullanmamak, ata yadigârı bir strateji olabilir. Hani hatırlarsınız belki, evlerin salonları olur, orada üstü örtülü misafir “oturma takımları”, vitrinde sergilenen porselen ya da cam ve “Alman gümüşü” ıvırzıvır bulunur; bayramdan bayrama kullanılırlardı. Aileden misafirler de, arka taraftaki (salonun zıttı yönde) pijamayla oturulan odada ağırlanır, salondan tasarruf tam olurdu. Bir eşyayı eskitmemenin en kesin yolunun hiç kullanmamak olması gibi, parayı bitirmemenin yolu da, hiç harcamamak olabilir. Ölmemenin en garantili yolu hiç doğmamaktır, desem, kabul edecek misiniz?

Buhran beklentisi

Bir de bu ekonomik kriz dönemlerinde, gazetelerden, televizyonlardan telefonlar gelir: “Sizce kriz döneminde ruhsal bozukluklar arttı mı? İşleriniz çoğaldı mı?” Gazetecilerin hayal gücünün ürettiği psikiyatri uzmanları, Red Kit’teki cenaze kaldırıcısı gibi ellerini oğuşturarak asılacak adam çıkmasını bekliyor olsa da, ülkemizde sürüp giden “ruhsal kriz”e bu son kriz hafif gelir. “İşler” epeydir yoğun bu memlekette, sokağa çıkıp bakın, görebilirsiniz.

Akşam-ekler’den Özlem Köyoğlu’nun kriz hakkındaki sorularına cevaplarımın bir kısmını aktarayım; buraya sığmayanları www.aksam.com.tr den okuyabilirsiniz.

Soru-cevap krizi

Krizler psikolojimizi nasıl bozar?

Krizler yoklukların ve bilinmeyenlerin çok arttığı, geleceğe ilişkin varoluş kaygılarının yükseklerde seyrettiği zamanlardır. Krizler daha önceden varolan psikolojik zaaflarımızı belirginleştirebilir, yetkinliklerimizi zayıflatabilir.

Kriz kimleri daha çok etkiler?

Kriz dışı dönemlerde zor ayakta duran, iç çatışmaları fazla ailelerin bu sarsıntılı zamanlarda, iç çatışmalarının artması ile bölündüklerini, mutsuzluklarının çoğaldığını görüyoruz. İş kaybı, statü kaybı ve hayat standardında düşüş gibi kendimizden ve hayatımızdan memnuniyetimizi azaltan olaylar kriz dönemlerinde daha fazla gerçekleşiyor. Bu zorlukları moda deyimle “krizi fırsata çevirerek” aşabilenler az sayıda olmakla birlikte, “ah vah”çılara göre biraz daha avantajlı sayılabilirler.

Kimler krize daha dayanıklı olur?

Krize dayanıklı olanlar, yeni koşullara kolay ayak uydurabilen, toplumsal dayanışması güçlü, başkalarından akıl almaya açık olanlar ve geleceğe iyimser bakabilenler arasından çıkar.

Çocuklar ve gençler nasıl etkilenir?

Çocuklar ve gençler kriz dönemlerinde ailelerinden ve yakın çevrelerinden kendilerine yansıtılana göre “pozisyon” alırlar. Mutsuz ve daha önemlisi umutsuz ailelerde yaşayan çocuklar ve gençlerde, yaş gereği olabilecek sorunlar daha şiddetli görülebilir. Umutsuzluk ve karamsarlık toplumsal kriz dönemlerinin yaygın ruh hallerinden birisidir. Bu ruh halleri davranışlara yansırken, kızgınlık, taşkınlık, boşvermişlik ya da savurganlık biçimlerini alabilir.

Psikiyatra hemen başvurmalı mıyız?

Kriz zamanlarında ruhsal durumun bozulmasını bekleriz. Bu dönemin zorlayıcı olması, herkesin hemen ruhen hastalanacağı ya da “doktorluk” olacağı anlamına gelmez. Öncelikle koruyucu önlemler üzerine düşünmek gerekir.

Kendimizi nasıl koruyabiliriz?

Kriz dönemlerinde, hayatın kuralları değişmiş de olsa, devam ettiğini hatırlamakla başlayalım. Olan-biteni kontrol edebilme ihtiyacımız aşırılaşmıştır. Örneğin, gündelik kaynaklarımızı elimizde tutma amacıyla harcamalarımızı azaltmak bu yönde bir davranıştır. Doğru ve rasyonel düşünme sistemlerimiz, kaygının etkisi ile felç olabilir. Kaygı, sonuçta basiret bağlayıcı bir etki yapar.

Hayatımızda önem verdiğimiz, değeri yüksek yakınlarımızla ilişkilerimize ağırlık vermek, sevdiklerimizle daha fazla zaman geçirmek, rahatlatıcı ve kaygıları azaltıcı etki gösterecektir.

Krizin fırsat kısmı ne olabilir?

Toplumdaki tüketim aşırılığını kontrol edebilmek için bu kriz dönemi bir fırsat olabilir. İhtiyaçların önceliklerini, “yeterli” kavramını yeniden düşünmek için iyi bir zaman...

Bu yazı toplam 1821 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Aktüel Psikoloji | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02124661050 | Faks : 02129093121 | Haber Yazılımı: CM Bilişim